Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Barbaros Tantan

Belanın Büyüğü Küçüğü Olmaz BARBAROS TANTAN (Kocaeli)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Bu sütunlarda kaç kez üzerinde durdum anımsamıyorum...

İşçilerin örgütlenmesinin ve de örgütlü yaşamın öneminin atlanmaması gerektiğini her fırsatta dile getirdim.

Örgütlülüğü ve örgütlü yaşamı bir bela olarak görenlere de sözümü hiç esirgemedim. Esirgemeye de niyetim yok.

Örgütlü yaşam açısından somut örnekleme olarak da, genellikle Kocaeli Üniversitesi yemekhane ve kantinlerinde çalışan ve yeni yılla birlikte greve çıkan OLEYİS üyelerini gösterdim...

Çünkü, işçi sınıfının yakın tarihinde görülmemiş gelişmeler yaşandı ve de bazı ilkler OLEYİS üyeleriyle tanındı. Bunun yanında destek vermeye, yanlarında olmaya çalıştık, ama yetmedi...

OLEYİS üyeleri, 254 günün ardından hem sendika hem de işlerinden istifa edince, kurumdaki grev de tatsız biçimde sona erdi. 10 Eylül'de sona eren grevde kim ne kadar suçlu tartışmasına girmeyeceğim. Ama, işçilerin, grevdeki süreyi büyük bir yalnızlık içinde geçirdiklerini de söylemeden edemeyeceğim...

İşveren Rektör Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu, grev süresince işçilere baskı yapmanın her yolunu denedi.

Grevin yasaların öngördüğü zeminde ve güvenlik içinde geçmesini sağlamakla görevli olan merkezi yönetim temsilcileri ve kolluk kuvvetleri işveren gibi davranıp, işçileri yıldırma amacıyla öne çıkan davranışlar sergiledi.

OLEYİS merkez yönetimiyle de anlaşamayan ve bunun için greve yeterince sahip çıkılmadığını düşünen işçiler ise işveren rektör Prof. Komsuoğlu'nun son kozu sayılan ''sendikadan istifa etmezseniz çıkışınızı tazminatsız olarak işleme koyarım'' tehditinin de yarattığı atmosferde, Kocaeli 1. Noteri'ne giderek hem sendika hem de işyerinden istifa etti.

Başlangıçta 40 civarında olan sayıları son günlerde 8'e düşen işçilerin grevi, böylece sözleşme imzalanmadan sona ermiş oldu. Tazminatlarının ödenmesi koşuluyla istifayı kabullenen işçilerin 10-15 bin YTL arasında değişen tazminatları ise banka hesaplarına yatırılacak.

Belki de yatırıldı, bilemiyorum...

Eeee, ne olacak peki ?

İşçilerin azımsanmayacak sürede yapayalnız sürdürdükleri grevden kim nasıl ders çıkartabilecek merak ediyorum.

Ders çıkarması gereken unsurlar hakkında benin çıkarımlarımdan söz etmek istiyorum...

İlk sözüm, işçilerin üyesi olduğu OLEYİS'in bünyesinde olduğu DİSK'e...

Üyeleriniz 254 gün grev yaparken, üst düzey yöneticilerin birkaç kez (hem de son döneme sıkıştırılmış) ziyaretin dışında ne tür bir destek verdiniz ?

Evlerine icralar gelen, grev nöbetine gitmek için dolmuş parası bile bulamayan işçilere bu konuda neden hiç destek sağlamadınız ?

Yoksa, Kocaeli Üniversitesi'nin grevci işçileri DİSK ile OLEYİS yönetimi arasındaki anlaşmazlığın kurbanı mı edildi ?

Belki de sınıfsal ve siyasal ağırlığınızı kullanmak istemediniz, öyle mi ?

İkinci sözüm OLEYİS yönetimine...

Bölge Temsilcisi olarak görevlendirdiğiniz ismin üniversite örgütlenmesinde başarılı olması sizi rahatsız mı etti ?

Bölge temsilcisi ile siyasal anlayışınızın farklı olması, işçileri gözden çıkartmanızı mı getirdi ?

Maddi kaynaklarınız, işçilerinize destek olabilecek düzeyde değil miydi ?

Kocaeli Üniversitesi'ndeki grevi kaybetsek ne olur diye mi düşündünüz ?

Rektör Komsuoğlu'na gelince...

Onun, OLEYİS üyelerinin grevini ''büyük bela'' olarak tanımladığını, grevci işçilere yapılan her ziyaretin kendisini çileden çıkardığını çok iyi biliyorum.

Emeğinden başka hiçbir gücü olmayan kendi çalışanlarına karşı güç kullanmaktan kaçınmayan bir anlayışın bilim insanına yakışmadığı düşüncesinden yola çıkarak, sıkıştırılmışlık psikolojisinin yarattığı tavırlarını şiddetle kınıyorum.

Umarım bu ''büyük beladan'' kurtulmayı havai fişeklerle kutlamıştır...

Ama, bu kurtulmanın gerçek kurtulma olmadığını unutmamasını öneririm. Çünkü, ''küçük belalar'' da insanı derinden sarsabilir...

Ötesinde bir şey daha, belanın küçüğü ya da büyüğü olmaz. Bela, beladır...

İnsani olarak sizi etkiler mi bilemiyorum. Ama, söylemeliyim...

İşçiler sendikadan istifa ederken, ''bu kadar mücadele verdik. Bu sırada karşımızda duran ve bize kazık atmak için her yolu deneyenlerle bundan sonra birlikte çalışamayız'' diye düşünüp, işyerinizden de istifa etti...

Yani, belki de açlığı tercih etti...

Ama, o işçiler, onurunu size satmadı.

Bir bilim insanı olarak rahat mısınız ? Huzurlu musunuz ?

Umarım daha küçük belaları çabuk halledersiniz. Aksi halde, bu gidişle ruh sağlığınız bozulacak.

İki cümle de, demokratlık oyununa kendini kaptırmış, etrafında olanları görmezden gelip rahatını bozmak istemeyen, dolayısıyla da, bu tercihin sermaye sınıfına yarattığı hareket alanını genişletmeye hizmet veren öğretim üyeleri ve görevlilerine...

Sizi kim, ne zaman ve nerede görecek ?

Başınız daha ne kadar kuma gömülü kalacak ?

Yoksa o küçük belaların bir bölümü de siz misiniz ?

[email protected]

Barbaros Tantan 'ın Son Yazıları