Manisa’da Gazetecilik Nasıl Yapılır? Ahmet ÇINAR (Manisa)

30/10/2008 Perşembe
Manisa’da Gazetecilik Nasıl Yapılır? Ahmet ÇINAR (Manisa)

Nasıl mı yapılır?

Çok kolay.

Vali Bey'in, Belediye Başkanı'nın, iktidar partisi il başkanının ve bir de kentin dört bir yanını tutmuş "mutedil, mütedeyyin, muhafazakar, dört başı mamur sahtekar" egemenlerinin dizinin dibine oturulur.

Onlar "Yaz evladım" der, yazarsın.

Onlar "Çiz yavrucuğum" der, çizersin.

Al sana "fevkaladenin fevkinde" bir gazetecilik örneği.

Bu kadar basit, bu kadar yalın, bu kadar net.

Bu kadar kolay!

Bugüne kadar yapılıp edilen budur.

Ha bir de "dikine tıraş yapmazsın", "güneşe karşı işemezsin". Olur biter.

En önemlisi de kentin "mutedil, mütedeyyin, muhafazakar, dört başı mamur sahtekar" tipleriyle arayı bozacak şeyler de yazmazsan, ohhh ne âlâ...

Sırtın yere gelmez artık.

Sen gazetecisindir, gazeteci!

***

Şaka bir yana dostlar...

Ama maalesef böyle.

Ne yazık ki bizim kentimizde, Manisamızda yıllardır gazetecilik yanlış algılanmış.

Valinin, belediye başkanının, daire müdürünün, iktidar partisi başkanının dizinin dibine oturursun, onlar söyler sen yazarsın, onlar konuşur sen çizersin!

Gazetecilik böyle algılanmış, anlaşılmış ve icra edilmiş.

Gazeteciliğe Manisa'da başlayan, bu mesleği Manisa'da öğrenen pek çok genç arkadaşım da, gazeteciliği böyle yapılır zannetmiş!

***

Kimse de onlara şunu söylememiş:

Gazeteci de kamu vicdanı adına, hataları, olumsuzlukları, ihmalleri, suistimalleri gören, duyan, bilen, eleştiren, sorgulayan kişidir.

Ünlü laftır: Köpek insanı ısırırsa haber olmaz, insan köpeği ısırırsa haber olur.

Bir belediye halkına temiz su, yaşanabilir çevre, düzenli ulaşım sağlarsa haber olmaz. Ya da bir belediye başkanı çok dürüst diye haber yapılmaz.

Gazeteci, kamu vicdanı adına, akmayan suyu, kirli çevreyi, arapsaçına dönen trafiği yazar. Ya da yolsuzluğa bulaşmış belediye personelini, görevi ihmal etmiş belediye başkanını haberleştirir.

Gazeteciliğin doğasında bu vardır.

Normal olan budur.

Gazeteci, kamuoyunun tutan eli, gören gözü, işiten kulağıdır.

Gazetecinin, yazarın, aydının "sosyal sorumluluğu" bunu gerektirir.

Gazeteci, eleştirel aklın temsilcisidir.

Gazeteci, sorgular.

Gazeteci, hatanın, haksızlığın, yalanın üstüne üstüne gider.

Gazeteci, halk adına eleştiren, gerçeğin peşine düşendir.

Gazeteci, iktidar makamlarının propagandacısı değildir.

Gazeteci, şakşakçı, yağdanlık olamaz, olmamalıdır.

Bu ilkeler, gazetecinin doğasında olmalıdır.

Ha, diyeceksiniz ki memlekette iyi bir iş yapılıyorsa, kamu adına bir hizmet veriliyorsa, bunu yazmayacak mısınız?

Elbette yazılacak, elbette kayda geçirilecek.

Çünkü gazeteci aynı zamanda "tarihi yazan" kişidir. Manisa'nın yerel siyasi, ekonomik, kültürel tarihi, bu kentin yerel gazetelerinin arşivlerinde yazılıdır.

Gazeteci elbette doğru, düzgün, dürüst işleri de yazacak yamuk, çirkin, yanlış işleri de yazacak.

Olabildiğince, elden geldiğince, olanaklar elverdiğince nesnel bir bakışla yazıp çizecek.

***

Peki düğün değil, bayram değil, eniştem beni niye öptü?

Nerden çıktı bu yazı?

Neden bunca laf?

Anlatayım:

27 Ekim 2008 pazartesi günü Manisa Belediye Başkanı Bülent Kar, 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde "görevi zincirleme şekilde kötüye kullanmak" suçlamasıyla hakim karşısına çıktı.

Manisa'da günlük yayın yapan tam dört yerel gazete var.

İnanır mısınız, duruşma salonunda bir tek gazeteci, bir tek muhabir yoktu.

Ben önce inanamadım.

"O kadar da değildir canım" dedim.

Vallahi o kadarmış!

Bir kentin belediye başkanı, görevi zincirleme şekilde kötüye kullanmak suçlamasıyla yargıç karşısına çıkarılıyor.

Neresinden bakarsanız bakın, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, bu bir haberdir. Haber değeri vardır.

Ayrıca yayın yasağı filan da yok.

Ama ertesi gün bakıyorsunuz. O kentte yayın yapan günlük dört yerel gazetenin hiçbirinde tek satır bile yer almıyor bu haber.

365 gün boyunca "Bülent Kar oturdu", "Bülent Kar kalktı", "Bülent Kar güldü", "Bülent Kar sırıttı", "Bülent Kar kucağına bebek aldı hoplattı", "Bülent Kar def-i hacet giderdi" diye sayfa sayfa haber yapan yerel gazetelerimiz "Bülent Kar görevi kötüye kullandığı iddiasıyla yargıç karşısına çıktı" cümlesini yazıveremiyorlar.

Bu nasıl bir ittifaktır, nasıl bir koruma kollama kalkanıdır, bu ne menem bir kumpastır?

***

Lafın bittiği, sözün tükendiği yer burası oluyor herhalde.

Ünlü Türk belediyecisi Melih Gökçek'in (!) o veciz ifadesinde de buyurduğu gibi... "Ben böyle gazeteciliğin ta içine tükürürüm!"

Tükürür müyüm?

Tükürürüm billahi...