'Bu gücü elinde tutan sermaye sınıfına sermaye iktidarı, siyaset örgütlenmesine de siyasal iktidar deniliyor. AKP gibi bir koalisyon partisi de iktidar olabiliyor, AKP-MHP gibi ittifak da…'

Sahibinin sesi, sınıfın sesi

Birincisi, sermaye sınıfının ideolojisini ve programını siyasetçilerinden kamu görevlilerine, ırkçılarından dinsel uyumlaştırıcılarına, çetelerinden talancılarına kadar geniş yelpaze içinde olanların sesini anlatır. Yandaş, küçük burjuva, çıkarcı, kul, kuyrukçu, gerici ve bunlar gibi çeşitli adlarla tanımlananların kullandığı bu sese sahibinin sesi de deniliyor. Anlaşılacağı üzere sahibinin sesi hep sömürücüler adına, onların yararına çıkıyor.

İkincisi, tartışmasız, tavizsiz, dolaysız, net, ilkeli, kararlı… İşçi sınıfının sesi… Sınıfsız ve sömürüsüz insanlığı isteyen ve bunun için mücadele eden devrimci ses…

Birinciler sermaye sınıfıyla birlikte hareket ederek kullanmadıkları araç, el atmadıkları alan bırakmayarak emekçi halk üzerinde her türlü eşitsizliği, adaletsizliği, baskıyı, şiddeti dayata dayata ikincileri sindirmeyi ve de kandırmayı hiç ihmal etmiyorlar.
Bir yandan da genel oy hakkını çalmaya, “demokratik hukuk devleti” dediklerinin içinde olan muhalefet hakkını ve eleştiri hakkını kullandırmamaya, siyasi faaliyet hakkını sınırlandırmaya, tehditlere ve cezalandırmaya girişiyorlar.

Halka yalan söylemek suçtur, halktan gerçekleri saklamak da suçtur.

Hafta içinde İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy’un, en doğal haklarını toplantı ve gösteri yürüyüşüyle kullanmak isteyenlere ve bunu haber yapmak isteyenlere karşı polisin şiddet dolu davranışını eleştirenlere, eleştiri hakkını kullananlara karşı söyledikleri sınıfının sesini net anlatıyor. Özeti şu: hak aramaya girişmek, “toplumda iktidara tepki uyandırmak” zorbalıkmış.

İktidar denilen ne? Ders notu basitliğinde “başkalarını etkileme suretiyle onlara istediklerini yaptırma, onları denetleme, kontrol altında bulundurma yeteneği”. Bu gücü elinde tutan sermaye sınıfına sermaye iktidarı, siyaset örgütlenmesine de siyasal iktidar deniliyor. AKP gibi bir koalisyon partisi de iktidar olabiliyor, AKP-MHP gibi ittifak da…

Genel anlamıyla burjuva demokrasilerinde düzen adına iktidarda olan siyasi parti ya da partiler değişiyor ama sermaye iktidarı hiç değişmiyor. İşte bakan yardımcısı unvanlı kamu görevlisinin görünürde sözünü ettiği siyasi iktidara tepkinin gerçeği bu sermaye iktidarı.

“Demokrasi”yi dilinden bırakmayan sermaye sınıfının sahibinin sesini çıkaranlara sessiz kalmasının, “ama hukuk devleti”ni ara sıra yarım ağız demesinin, “size ne oluyor, bu düzeni savunan her siyasi parti demokrasinin vazgeçilmez unsurudur” dememesinin, siyaset-tarikat-mafya içinde olanları sessizce ama bıyık altından gülerek izlemesinin nedeni bu; gazetecinin boynuna polis diziyle yapılan baskının nedeni de bu; düzeni korumak, emek gücünü sermaye adına denetim altında tutmak.

Yine hafta içinde Antalya Elmalı’da görülen çocuk istismarı davasında Elmalı Cumhuriyet Başsavcılığından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından ve AKP’den peş peşe yapılan yargı vurgulu açıklamalar gerçeklerin saklanması konusundaki telaşı ve suçluluk heyecanını yansıtıcı nitelikte.

Üçlü açıklamayla bir, yıllarca hem kadro ve örgütlenmesiyle hem de baskı ve hukukuyla yargıyı partileştirme gerçeği saklanıyor. İki, çocuk istismarını yaratan düzen saklanıyor. Onur yürüyüşüne ağır saldırı ile çocuk istismarının saklanması aynı düzenin felaketleri. Çocukları koruyamayan, suçluları yargılayamayan düzen onurlu insanları da koruyamıyor.

TKP’li Hukukçuların özetlediği gibi: “Her yeni güne yeni bir cinayet, hırsızlık, talan, yolsuzluk haberiyle başlıyoruz. Gün geliyor iş cinayeti, gün geliyor kadın cinayeti haberleriyle sarsılıyoruz. Bir gün halkın parasının mafya babalarına nasıl peşkeş çekildiğini öğreniyoruz, ertesi gün bizlerden, bizim çocuklarımızdan çalınan geleceğin bir avuç azınlığın ayakları altına nasıl serildiğini görüyoruz. Bu kahrolası gidişata ses çıkaranların üzerine çöküp, nefessiz bırakmaya çalışanları; evleri, sokakları açık hava karakoluna çevirmek isteyenleri görüyoruz.”

Cinsel istismara uğradıklarını beyan eden iki çocuğun adalet talebi geri çevrildi ve sanıklar tahliye edildi. “İstismar düzenine devam” deniliyor.

TKP’li Hukukçular açık ve net soruyor: “Çocuklarımızın cinsel bütünlüğü, vücut bütünlüğü, akıl ve beden sağlığı sizin siyasi mıntıka temizliği arzunuzdan daha mı değersiz ki, mahkemeler en ufak bir siyasi söylemde rahatça tutuklama yapabilirken, çocuklarımızın tecavüzcülerini hiç düşünmeden salıveriyor? Bu mu adalet? Bu mu bağımsız, tarafsız yargı? Bu mu hukuk devleti?”

Hangi suçlara ve suçlulara cesaret verildiğine ve cezasızlık politikalarının uygulandığına bakın düzenin nasıl olduğunu görün. Başka bir deyişle, emekçi halka karşı hak gasplarına ve düşman ceza hukukunun uygulamasına bakın düzenin nasıl olduğunu görün.

Hukukla, yargıyla, yargı mensupları ve örgütlenmeleriyle bunun için oynuyorlar; yargı paketlerini piyasayı ve gericiliği bir arada korumak için, istediklerini yargı kılıfına sokmak istemediklerini atmak, cezalandırmak için sıra sıra çıkarıyorlar.

NATO’cular, özelleştirmeciler, tahkimciler mi? Onlarla yapılan sözleşmeler mi? Özel mülkiyet hakkının korunması mı? Borç ödeme mi? Halka mı yükleyecekler hepsini? Halk da tıpış tıpış yapacak mı söylediklerini?

Güldürmeyin insanı…

Sömürücü sınıfın ve onların sesi olanların dayattıklarıyla oyalananlar edilgen, sömürülen sınıfın örgütlü mücadelesine katılanlar etken… Sınıf sesi, etken olan emekçi halkın gerçek sesi.