Kimilerine göre zahid, ravi, fakih, mazlum…Kimilerine göre de tasavvuf erbabı münzevi bir derviş!

‘Evinde yiyecek olmadığı halde kılıcını çekmeyene şaşarım’

Güzel…

Bu, Ebu Zer el Gıffari’nin Medine’den seslenişidir. Kimi tarihçilere ve Şii kaynaklara göre erken dönem İslam âleminin Hallacı Mansur’u, Börklüce Mustafa’sı, Şeyh Bedreddin’i… Kimilerine göre İslam coğrafyasında başkaldırının tacı olan Zenc isyanı, Karmati isyanı, Hürremi ve Babek isyanlarının ilham kaynağı. Böyle okuyoruz. Kimilerine göre çölün korku bilmeyen, doğru bildiği yoldan sapmayan hak, adalet ve eşitlikten yana “Muhammedi bir devrimci”. Kimilerine göre gönül yapısı ince, duygularını çabuk dışarı vuran ve hemen galeyana gelen, hayatı bütün sadeliği ile yaşayan başkalarının da böyle yaşaması gerektiğini düşünen “gayet hülyalı” biriydi. Kimilerine göre de “servet biriktirmeye karşı olan yaman bir iştirakçi” iflah olmaz bir muhalif… Kimilerine göre zahid, ravi, fakih, mazlum… Kimilerine göre de tasavvuf erbabı münzevi bir derviş!

Doğum tarihini bilmiyoruz ancak İslâmi kaynaklardan onun Arap coğrafyasının en gaddar en yağmacı, kural tanımaz kabilesi, “haram aylarda” bile kervan basıp çapul yapan Gıffar kabilesinden olduğunu öğreniyoruz. Kabilesine başkaldırıp diklenen ve Peygamber Muhammet’in çağrısına uyarak Müslümanlığı kabul eden, Muhammet’in “cennetle müjdelediği” pek az talihliden biri olduğu da öğrendiklerimiz arasında. Bir de, Peygamber Muhammet’in yanı sıra dört halife; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali ile meşveret ettiğini, ilk üçünün halifelik dönemini görecek kadar uzun yaşadığını ölüm tarihinin miladi 653 olmasından kestirebiliyoruz.

Peygamber Muhammet’in ölümünden önce henüz hasta döşeğinde iken başlıyor taht ve post kavgası. İlkin çok sayıda peygamber dökülüyor ortalığa. İslami kaynaklar bunları sahte olduğunu ileri sürüyor ama elbette en doğrusunu bilecek olan Allah’tır biz bilemeyiz, bildiğimiz, aralarında kadınların da olduğu bu peygamberlerin bazılarının azımsanmayacak sayıda taraftar toplamış olduğudur. Hatta bir kadın peygambere sahip olmamıza ramak kaldığı da bilgilerimiz dahilindedir. Uzun sürmüyor çok peygamberli dönem.
Muhammet’in ölümünden sonra kayınpeder Ebubekir “sahtelerin” üzerlerine ordular gönderip onları eziyor. Mekke’ye karşı isyana dönüşen peygamberlik savaşları ancak ilk halife Ebubekir döneminde tamamen bastırılıp duruluyor. Ebuzer’in bu savaşlarda Ebubekir’in safında yer aldığını öğreniyoruz yazılanlardan. İktidar kavgası devam ediyor. Muhammet’in ölümünden sonra başlayan “halifenin kim olacağı” tartışmalarında Ebuzer ’in Ali’den yana görüş bildirdiğini ancak bir “fitne”ye meydan vermemek için Ebubekir’e gönülsüz de olsa biat ettiği yazılanlar arasında. Böyle okuyoruz.

Osman’la başlıyoruz. Ömer’den sonra gelendir. “Zinnureyn” sıfatı var ismin başında. “iki nur sahibi” anlamına geliyor. Osman bu unvanı hakkediyor zira peygambere iki kez damat oluyor. İlkin Rukiye sonra Ümmü Gülsüm’le evlenerek hiçbir faniye nasip olmayacak kadar değerli “zinnureyn” sıfatını kazanmış oluyor.

Çürüme Osman’la başlıyor.

Yazılanlardan öğrendiğimiz kadarıyla Osman yönetici olarak ilk kez tahta oturan, ilk kez kendisi için özel muhafız alayı oluşturan, ilk kez evini yüksek duvarlarla çevreleyen kişidir. Osman peygamberin mensubu olduğu Kureyş kabilesinden zengin bir bezirgân... Hısım ve akrabalarına düşkünlüğü ise fıtratından geliyor. Çevresindeki kimi âkil zatların uyarılarını dinlemiyor; valiliklere, komutanlıklara, önemli gördüğü her türden makama layık olup olmadığına bakmadan akrabalarını atıyor. Savaş ganimetlerinin paylaşımında “çoğu bana, azı size” metodunu uygularken, zapt edilen toprakların en verimlilerini de akrabalarına dağıtıyor.

Osman’la birlikte İslam coğrafyasında günden güne gelişen sömürü, yoksulluk, sosyal ve sınıfsal uçurumdaki genişleme had safhaya varıyor. Sömürü düzeninin bir tarafında yer alan halk günde üç öğün hurma kemirir, camiye gidebilmek için sabah yıkadığı tek elbisesinin kurumasını don- gömlek beklerken, başta Osman ve yönetici takımı “aliyyül âla” hüküm sürmektedir, dillerinde Zümer Süresinden ayet:

“Bilmezler ki Allah, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az. Doğrusu bunda inanalar için nice dersler ve ibretler vardır.”

Zümer Süresinden bu ayetin, nas’tır, Osman ve taraftarlarının pek sevdikleri ve itaat ettikleri açıktır. Güzel, ancak tuhaf şeyler düşünmekle meşhur olan Ebu zer inanlar arasında en inanan olmasına rağmen, Allah’ın rızık verme tercihini hep Osman ve taraftarları lehine kullanmasını pek bir yere sığdıramaz. Peygamber Muhammet’in, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözüne, hadistir, sarılır. Pazar yerlerinde, cami avlularında, hac ziyaretlerinde toplanan kalabalıklara, Ali Şeriati’nin yalancısıyız, onun Ebuzer namlı kitabından aktarıyorum, şu soruları yöneltir:

“… Öyleyse neden halife Osman ipek giyiniyor? Darul Hilafe’de en lezziz yemeklerle donatılmış sofralar kuruyor? Öyleyse neden Abdurahman bin Avfin’in malı yığıldığında, minberdeki halifeyle halk arasında engel oluşturacak altın külçeleri miras paylaşımında baltayla kırılacak kadar çoktu? Öyleyse neden hilafet şurasında yer alan Zübeyr’in her gün çalışarak kazandıklarını ona getiren tam bin kölesi vardı? Öyleyse neden halifenin akrabası ve Şam Valisi Muaviye Yeşil Sarayı inşa ediyordu? Etrafındakilere, dalkavuklarına, şairlere tüm yaptıklarını onaylatan âlim sahabelere efsanevi yardımlarda bulunuyordu…”

Ebuzer’e göre gidişatın tüm sorumlusu Osman’dır. Çünkü onun hilafeti döneminde “mahrumlar, emekçiler ve elden ayaktan düşen kitleler, Osman ve Muaviye’nin sarayına gelip giden faizcilerin, köle tüccarlarının, servet sahiplerinin ve aristokratların ayakları altında ezilmişlerdir.” Ayraç içine aldıklarım Ali Şeriati’ye aittir ve yine ona göre Ebuzer’in isyanının nedeni bu utanç verici sahnelerdir. Tam burada Yaşar Nuri Öztürk’ün de söylecek sözü vardır ve şöyle: “ O, artık değer, ihtiyaç fazlası malın paylaşılması, sınıfsız toplum ideali, servet azgınları ile mücadele gibi değerleri savunan ilk savaşçıdır.”

“Evinde yiyecek olmadığı halde kılıcını çekmeyene şaşarım!” Bu, Ebuzer’in çölden gelen sesi ve isyan davetidir.

Medine’nin, Mekke’nin, Basra’nın, Şam’ın, Kufe’nin “mahrumları ve emekçileri” topyekun fukara takımı Medine’de halife Osman’ın evini kuşatır. 21 gün süren kuşatma sonrasında Osman öldürülür. Cenazesi uygun görülmediği için Müslüman mezarlığına değil de Yahudi mezarlığına defnedilecektir.

Osman öldüğünde geriye 150 bin dinar, bir milyon dirhem, pek çok köle, yüzlerce at ve deve bırakacaktır. Yukarıda az önce sözünü ettiğimiz Abdurahman bin Avf, bin at, bin deve, on bin koyun, yüzlerce cariye bırakırken; peygamber Muhammet’in cennetle müjdelediği Zübeyr on milyon dirhem değerinde taşınmaz mal, çok sayıda cariye ve köle bırakacaktır. Ebu Zerr ise daha önce Osman ve Muaviye’nin marifetiyle sürgün edildiği Rebeze’de hayatını kaybedecek, kendisinin kefen bezi olmadığı için komşusunun verdiği kefen bezi ile gömülecektir.

İslamcı tarihçilerinin, söz Ebuzer’e geldiğinde düştükleri not şudur:

“Metni uzatmamak için susuyoruz.”

Kullanılan kaynaklar:

Ali Şeriati, Ebuzer,Fecr Y. Ankara 2017

Yaşar Nuri Öztürk,Emevi Dinciliğine Karşı Mücadelenin Öncüsü: Ebu Zerr,Yeni Boyut, İstyanbul,2016

Yeşil Saray dedik. Saray denilince duramayız.

Ebu Zerr Şam’dadır. Muaviye’nin yapımı için büyük bir servet harcadığı, binlerce kölenin ve işçinin emeği ile inşa edilen yeni sarayına Ebu Zerr’i davet eder ve sorar: “Bu gördüğün devletin itibarıdır. Nasıl buldun yeni sarayımı, fikrini almak isterim? ” Ebu Zerr sözünü sakınanlardan değildir: “Pek güzel olmuş” der.” Ancak bu sarayı devletin kesesinden yaptırmışsan haram, kendi kesenden yaptırmışsan büyük bir israftır!”