Örnekler, AKP’li ya da yandaş rektörler sayesinde yükseköğretim sisteminin laik ve bilimsel niteliğinden uzaklaşıp medreseleştiğini göstermektedir. 

40 yıllık dert: YÖK (II)!

YÖK başkanlarının kime/neye hizmet ettikleri, AKP’nin onlara yaklaşımına bakarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda AKP, İ. Doğramacı’ya 2007’de TBMM ödülünü vermiştir; M. Sağlam’ı önce etik kurulu başkanlığına ve sonra da milletvekili yapıp TBMM başkan yardımcılığına getirmiştir. 1995-1997 yılları arasındaki icraatı nedeniyle AKP’den ödül almayı hak eden K. Gürüz ise, 28 Şubat 1997 MGK kararları sonrasında tutum değiştirmesi nedeniyle, Ergenekon ve 28 Şubat davalarında da sanık yapılmıştır. Başkanlık görevleri sona erdiğinde Y. Ziya Özcan büyükelçi, Gökhan Çetinsaya başbakan Ahmet Davutoğlu’na ve A. Yekta Saraç da Cumhurbaşkanı’na danışman yapılmışlardır. 

YÖK’ün 40 yıllık bir dert oluşunun nedeni geçen haftaki yazıda değinilen konularla sınırlı değildir. Diğer nedenler de şöyle özetlenebilir: 

1. YÖK’e atanan üyeler, genellikle yetkinliklerine göre değil yandaşlıklarına göre atanmışlardır. 1-2’si dışında büyük çoğunluğu akademisyen olan YÖK üyeleri, genelde bilimsel ve kişisel özerkliklerine sahip çıkmayıp/çıkamayıp YÖK başkanlarının dümen suyuna girmişlerdir. Yalnız Cumhurbaşkanı A. N. Sezer’in atadığı üyeler, göreceli olarak YÖK başkanından daha bağımsız hareket edebilmişlerdir. 

Bilindiği gibi YÖK Anayasal ve özerk bir kuruluştur. Akademisyen temel niteliği de bilimselliğe ve akla sahip çıkmaktır. Ancak üyeler içinde, YÖK üyeliği yapmış olan Prof. Dr. Durmuş Günay gibi düşünenler vardır. Günay’a göre, “Bütün YÖK üyeleri nihai olarak ve başkan doğrudan Cumhurbaşkanınca atanmaktadır. Bu durumda YÖK bütünüyle Cumhurbaşkanınca teşkil edilmektedir. … YÖK, Cumhurbaşkanı tarafından teşkil edildiğine göre, Devlet üniversitelerine Cumhurbaşkanının müdahalesi bir haktır ve görevdir. Cumhurbaşkanı halkoyuyla doğrudan seçildiğine göre, Cumhurbaşkanının üniversitelere müdahalesinin ve üst kurulların demokratik meşrutiyeti tartışılamaz. Çünkü demokrasi denilen sistem, her şeyin halka dayanması ise bu böyledir1.” 

AKP’liler, ilahiyatçılar ve söylemleriyle ayrımcılık yapanlar YÖK üyeliğine, “Okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor” diyen bir profesör de YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine getirilmiştir. YÖK üyelerinin yazdığı ‘15 Temmuz ve Türk Yükseköğretimi’ ile vakıf üniversiteleri raporlarına bakıldığında, yazarların piyasacılık ve gericilik konularındaki yandaşlığı açıkça görülmektedir. 

2. Bir başka neden, YÖK’ün atadığı dekanlar ile atanmalarına aracı olduğu rektörlerdir. AKP öncesinde de, aşağıda örneklenen söylem sahipleri rektör ve dekan yapılmıştır: 

  • “Kadının en iyi muhafazası ancak yuvasında olur. …Kocası razı olduğu halde ölen kadın cennete gider. Peygamber efendimiz kadının huysuzluklarına katlanan erkeğe mükâfat verir” (Cumhuriyet Gazetesi, 6 Eylül 1997: 15).
  • “Din eğitiminin, İslam’ı istemenin bilime aykırı bir yönü yoktur: Çünkü bilim kanunlarını Cenabı Hak Teala koymuştur2.” 

Pek çok rektör, YÖK üyeleri gibi YÖK başkanına bağlı olarak hareket etmiştir. Örneğin ülkenin en köklü üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi, darbe lideri K. Evren’e onursal doktora unvanı verebilmiştir. K. Gürüz’ün ve E. Teziç’in YÖK başkanlığı döneminde Başbakan R. T. Erdoğan’ı üniversitelerine sokmayan rektörler/ üniversiteler, YÖK başkanlığı AKP’lilerin eline geçtiğinde ona onursal doktora verme yarışına girmişlerdir. 

Rektörlerin YÖK başkanlarına bağımlılığı AKP’li başkanlar zamanında giderek artmıştır. Rektörler, KİT’lerle doğal kaynakların birilerine peşkeş çekilmesi ve hukuk dışı uygulamalar gibi istenmeyen olaylardan sorumlu olanları/iktidarı uyarıcı hiçbir açıklamada bulunmamışlardır. Buna karşın üniversitelerin bir bölümü, ODTÜ’de ve Gezi Parkı eylemleri sırasında, orantısız güç kullanan iktidarı değil de öğrencileri kınayan bildiriler yayımlamışlardır. Pek çok üniversite, demokratik haklarını kullanıp barışçıl yollarla Gezi eylemlerine destek veren akademisyenlerini cezalandırmaya kalkışmıştır. AKP’nin dostu Müslüman Kardeşlerin lideri ve Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, askeri darbeyle devrilip idama mahkum edilince 43 rektör, idamın durdurulması için Mısır Müftüsüne 30 Nisan 2014 tarihinde, “Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” ifadesiyle başlayan bir mektup göndermişlerdir. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından pek çok rektör, YÖK başkanına uyup herhangi bir yargı kararı olmadan, üniversitesindeki Barış Bildirisi’ni imzalayan ve Fetöcü olduğunu düşündükleri akademisyenlerin meslekten atılmalarını sağlamışlardır. YÖK başkanının isteği üzerine tüm dekanlar istifa etmiş ve kısa bir süre sonra bunların çoğu görevlerine iade edilmiştir. Hiçbir dekan, “Madem güvenmediniz ve istifa ettirdiniz, yeniden dekanlığa atanmak istemem” dememiştir. 

AKP döneminde gerçekleşen üniversite kaynaklı söylem ve eylemlerin bir bölümü şöyledir: 

  • Dualarla öğretim yılına başlayan ve dini konularda ya da bilim karşıtı konferanslar düzenleyen üniversiteler artmıştır.  
  • M. Mursi hapishanede ölünce, bir üniversitede rektörün de katılımıyla gıyabi cenaze namazı kılınmıştır. Bir başka rektör de, “Halkının özgürlüğü için inandığı yoldan sapmayan, hakkı ve adaleti savunan dava adamı Muhammed Mursi Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş, şehit olmuştur” şeklinde bir mesaj yayımlamıştır (odatv4.com, 18 Haziran 2019).
  • Bir kadının kanserden ölümü üzerine, bir rektör, “dinlerin teselli gücünden faydalansaydı, kanseri düşman gibi görmeyeceğini” ileri sürmüştür (gazeteler, 22 Eylül 2019).
  • Bir rektör, 28 Nisan 2018 günü AKP kongresi için İzmir'e gelen AKP liderini, 382 akademisyeni yola dizerek karşılamıştır (İzgazete, 30 Nisan 2018).
  • Bir rektöre göre, “Cumhurbaşkanına itaat etmek farz-ı ayndir karşı gelmek de harpten kaçmak manasında haramdır” (gazeteduvaR, 30 Ekim 2018).
  • R. T. Erdoğan’a ‘Reis’ diyen rektörler vardır.   
  • Bir rektöre göre, helal olmayan katkıları içeren ilaçlar inançları tehdit etmektedir! (Birgün Gazetesi 22 Kasım 2017).

Yukarıdaki örnekler, AKP’li ya da yandaş rektörler sayesinde yükseköğretim sisteminin laik ve bilimsel niteliğinden uzaklaşıp medreseleştiğini göstermektedir. 
(bir başka neden-akademisyenler-  haftaya)

[email protected]

  • 1. D. Günay, D. (2019). Türkiye’nin üniversite sorunu. İstanbul: Büyüyenay Yayınları, s. 305.
  • 2. MEB (1996). 15. Milli Eğitim Şurası. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, s. 135.