TKP 95 Yaşında: Geçmiş de bizimdir gelecek de!

Komünist Parti, TKP'nin 95. kuruluş yıldönümünü, üye ve dostlarıyla birlikte coşkuyla kutladı.
Serdar Nâzım Yüce
soL - İstanbul
Perşembe, 10 Eylül 2015 23:13

Komünist Parti, TKP'nin 95'inci yaşını coşkuyla kutladı.

Saat 20.00'de Kadıköy'deki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde (NHKM) buluşan Komünist Parti üyeleri ve dostları "Geçmiş de bizimdir gelecek de" dedi. Komünist Parti Merkez Komite üyeleri Mehmet Kuzulugil ve Hande Gündoğdu'nun konuşma yaptığı 95. yıl etkinliği, NHKM Şiir Korosu'nun Bertolt Brecht, Louis Aragon ve Nâzım Hikmet'in şiirlerinden oluşan bir seçkiyi sundu. 

"Geçmiş de bizimdir gelecek de" başlığıyla düzenlenen etkinlik, sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla ve okunan Enternasyonal Marşı'yla başladı. "Yaşasın Türkiye Komünist Partisi" ve "Ülkenin umudu Komünist Parti" sloganları arasında, açılış konuşmasını yapmak için kürsüye gelen KP Merkez Komite üyesi Hande Gündoğdu, "Partimizin, Türkiye Komünist Partisi’nin 95. yaşını kutluyoruz bugün, hepinizi Komünist Parti İstanbul İl Örgütü adına selamlıyorum" diyerek söze başladı. 

1 ASIR ÖNCE BAŞLAYAN GELENEK

Gündoğdu, "Bundan neredeyse 1 asır önce bu topraklarda işçi sınıfı iktidarını kurmak için yola çıkan gelenek daha ilk anda öncülerini, yoldaşlarını yitirdi. Fakat bilinmelidir ki bu topraklarda komünistlerin mücadelesi, sosyalist devrim kavgası bir yitiklik tarihi olarak ele alınamaz" dedi. "Emperyalist işgal yıllarında bağımsızlık mücadelesinin, gericiliğin azgın saldırıları karşısında aydınlanmanın, insana düşman-emeğe düşman kan emici patronların karşısında işçi sınıfı mücadelesinin birikimi, tarihi demektir Türkiye Komünist Partisi" diyen Gündoğdu şöyle devam etti:

 

Ve tarih ilerler… Ve tarih ilerliyor.

1920’den 95 yıl sonra, bugünün Türkiye’sinde yurttaşlarımızın kanı bir numaralı siyasi enstrüman olmuş…

2015 Türkiye’sinde patronlara tapulanmış kıyılarımıza patronların gerici iktidarınca kışkırtılan ve desteklenen savaştan kaçan minik bedenler vurur olmuş…

Kentlerin göbeğinde yobaz katil sürüleri örgütlenir, katliamlarına iktidar plakalı tırlarla silah taşınır olmuş… Gözümüze soka soka…

Hırsızlığı tescile, katilliği ilama bağlanmış bir gerici çete muhalif olduğunu iddia edenler de dahil olmak üzere tüm düzen içi siyasi aktörlerce eli sıkılır, en dar zamanlarında ipten alınır olmuş… Utanmazca…

İnsanlığın tüm birikimi, komünistlerin mücadelesiyle yaratılmış insandan yana, aydınlıktan, bilimden ve emekten yana tüm değerler barbarca ve hunharca çiğnenir olmuş… Elbirliğiyle…

Fakat tarih ne geride kalandır ne de sadece bugünkü karanlık tablodan ibarettir.

'TARİHİN HER KESİTİNDE PARMAK İZİMİZ VAR'

"Tarihi tarih yapan sınıf mücadelesi, komünizm davasıdır. Tarihin nabzının insandan yana attığı her kesitte komünistlerin parmak izi vardır" ifadelerini kullanan Hande Gündoğdu, "İşte Türkiye Komünist Partisi bu bütünlüğün, bu öncülüğün adıdır. 'Hiç Boyun Eğer mi İnsan' demiştik. Soru olarak değil, inanç yüklü bir iddia olarak. Boyun eğmez insan" dedi.

Gündoğdu, açılış konuşmasını, "En ağır ve katı karanlıkta, en ağır ve katı karanlığa karşı partisiyle direnir, partisiyle güçlüdür insan. Başka yolu yok. Ve emin olun ki dostlar, tuttuğumuz yol, onurlu tarihimiz sınıfsız, sömürüsüz aydınlık bir Türkiye ile taçlanacaktır. Mutlaka. Çünkü bizim Parti’miz var. Türkiye İşçi Sınıfının biricik Partisinin yeni mücadele yılı kutlu olsun. Yaşasın Partimiz, Türkiye Komünist Partisi" sözleriyle bitirdi.

SOVYET DENEYİMİ
Gündoğdu'nun ardından kürsüye Merkez Komite üyesi Mehmet Kuzulugil geldi. "Neredeyse bir doğa yasası: Devrim gerilediğinde, yeni bir dünyaya, köklü bir dönüşüme, düzenin yıkılmasına olan inanç ve bu yoldaki mücadele geri çekildiğinde olağan yaşam da çekilmez oluyor. Sıradan insanların, tekdüze hayatları da daha bir huzur dolmuyor. Kimse rahata kavuşmuyor" sözleriyle başladı. "Aslında gerçekten bir doğa, bir tarih yasası: Kapitalist krizleri, siyasal çatışmaları, mülkiyet düzeninin kör rekabetçi ve akıl dışı yanlarının sonucu olan gerilimleri bizzat bunların yol verdiği, bunların sonucu olarak ortaya çıkan devrim bastırıyor, devrim tehdidi düzenin, tekdüze sürüp giden değişmezliğin karşısında bir tehdit olarak duruyor" diyen Kuzulugil, "100 yıl önce dünya üzerinde bir kaos vardı. İlk büyük savaş sona ermişti ama çatışmalar, birbirine diş bileyen emperyalist merkezler arasındaki düşmanlık, kanlı sömürgecilik ve çöküş sürüyordu. Ve bir de devrimci umut vardı. Sovyet devrimi vardı. İlk işçi iktidarının, komüne haksızlık etmeyelim, bu kadar büyük ölçeğe ulaşmış ve pek de geçici görünmeyen ve üstelik bu sefer komuta merkezini sağlam çakmış ilk işçi iktidarının kendini kabul ettirme mücadelesi verdiği bir dönemdi. En önemlisi, işçi devrimi dünyanın düzenini köklü bir biçimde sarsıyordu. Sadece kapitalist sömürünün ve ona karşı ayağa kalkan işçi sınıfının gündemi değil bu. Sovyet iktidarı, uluslararası siyaseti, onun kurallarını da köklü bir biçimde değiştirdi" ifadelerini kullandı.

'SOVYET DENEYİMİNİN EN SEVGİLİ ÇOCUĞU: TKP'

"Savaş ve dönemsel barışlar ikilemine emperyalist barış dönemlerine sıkışmış olan uluslar, ulusal özgürlük savaşımları işçi sınıfının bayrağı altında doğasını değiştiriyordu. Kendisi büyük bir kuşatmanın altında savaşım veren Ekim devrimi, gerçek ve kalıcı bir barışın da doğacağı zemini gösteriyordu. Uluslar hapishanesi yıkılırken, yerine sonu gelmez rekabetin yeni çağına açılan uluslar, ulus devletler değil, işçi sınıfı enternasyonalizminin hüküm sürdüğü bir yeni uluslararası düzen doğuyordu" ifadelerini kullanan Mehmet Kuzulugil, "Şüphesiz Sovyet devriminin en sevgili çocuklarından, bu devrimin öncülerinin en değerli kardeşlerinden birisi Türkiye Komünist Partisi’dir" dedi.

'SOSYALİST TÜRKİYE İÇİN YOLA ÇIKTILAR'

Kuzulugil konuşmasına şöyle devam etti:

Türkiye Komünist Partisi’nin bu ilk döneminde başına gelenleri biliyorsunuz.

İlk yoldaşlarımızın neleri göze alarak, ne için yola çıktıklarını da.

Emperyalist işgale direnen bir coğrafyadan basitçe yeni bir ulusal güç çıkarmak değil, ilk işçi devletinin yoldaşı olacak sosyalist Türkiye’yi çıkarmayı gözlerine kestirmişlerdi.

Sadece gerçek birer Marksist oldukları için, sadece sosyalist devrimi ve yeni bir düzeni siyasal varlıklarının merkezine koydukları için değil. Halklarına bağlılıkları ve yurtseverlikleridir bizzat bu duruşu sağlayan.

Başlarına gelenleri biliyorsunuz.

Şunu söylemek durumundayız, komünistlerin bu ilk macerasının, bu devrimci girişiminin kanlı bir biçimde sonlanmasının bedelini sadece onlar ödemedi. Bu bedel asıl halkımıza, yurdumuza ödetilmiştir.

1920’lerde komünistleri saf dışı edenler bir tercih yapmıştır.

Çok gerçekçi bir tercih olduğuna herkes ikna edilmiştir. O gün ikna olmayanların kafası da çok değil 10 yıl sonra bu “gerçekçi tercih”e yatmıştır.

“Sosyalizm, sınıfsız sömürüsüz bir düzen için atılacak ilk adım bizim ülkemize çok gelir” denilmiştir, “ulusal yeniden doğuşumuz bize yeter de artar bile” denilmiştir.

Tabii bunlar yetmemiştir. “Zaten bu gerçekçi ve makul adımın ardından ‘sınıfsız imtiyazsız’ bir ulusa ulaşılabileceği” söylenmiştir.

Bu gerçekçi çözüme 10 yıl sonra ulaşan Yakup Kadri’nin Cumhuriyet’in 10. Yılı için yazdığı Ankara romanı gerçekten göz kamaştırıcıdır.

Ütopyacı olmayan, ütopya sahibi olmayı delilere bırakmış olan bir aydın kuşağının değişik bir ütopya denemesidir.

Bu ütopya denemesinin bugün bakıldığında “Selamsız belediye başkanının ilçesi için kurduğu hayallerden” çok da ileri olmaması acıklıdır.

Daha acıklı olan romandan 30 yıl sonra geriye baktığında Yakup Kadri’nin ifade ettiği büyük hayal kırıklığıdır.

“Otuz yıl önce yazdığım bu romanı üçüncü baskıya vermek üzere gözden geçirirken, bir düş görüyor gibi oldum ve bana öyle geldi ki, burada hikâye ettiğim devri bir uyurgezerlik hâli içinde geçip gitmişim.

“Fakat bu hâlim çok sürmüyor; uyanıyorum ve kendimi toparlayarak etrafıma bakıyorum, o devirden bu yana ne kalmış diye. Kitabın birinci bölümünde belirtmeye çalıştığım Millî Mücadele ruhundan hemen hiçbir iz bulamıyorum.”

Bu şekilde ifade ettiği hayal kırıklığından da acıklı olansa, ya da belki bütün bu hikayedeki acıklılığı bir nebze olsun hafifletense bu sırada sosyalist ülkelerde, mesela Sovyet Rusya’da, Sovyet Azerbaycan’da, Sovyet Kazakistan’da kadrocu aydınımızın 30 yıl önce hayal bile edemediği büyük kazanımlardır.

Tüm insanlık için daha da acıklı olanı da var elbette. Ama buraya dövünmek, ah vah etmek için toplanmadık. Dövünmeyi iki yıl önce öldürülmüş olan Ahmet Atakan’ın deyişiyle “hayallerini satmış” olanlar, bunun bedelini ödeyenlere bırakalım. Ve bu konuya döneceğiz.

Dediğim gibi, bu ülke ilk örgütlü komünistlerine, yurtları için tüm insanlık için büyük bir hayalin peşine düşmüş yoldaşlarımıza yapılanların bedelini ödedi. Hâlâ ödüyor ve aslında asıl şimdi ödüyor.

Komünistler saf dışı edilirken vaad edilen, ileri gidip asılmayanların geride kalıp da basılmayacağı idi. Evet, komünistler, fazla hayalci bulunup ringin kıyısına doğru itiliyordu ama söylenen oydu ki, kara taassup, gericilik, irtica da genç cumhuriyetin tokadından payını alacaktı.

Bugün açıkça söyleyebiliriz, ilk günlerinde gerici düşmanlarını, tarihsel rakiplerini bastıran Cumhuriyetimiz, sonrasında, bir kez geriyi sağlama aldığını düşündüğünde, gericiliğin kucağına düşmüştür. Üstelik bunu da tam olarak onu kullandığını zannederek yapmıştır.

Çünkü her şey gibi Cumhuriyet’in de sahipleri vardır. Bu sahip bazen işçi sınıfıdır, bazen halktır ve bazen de mülk sahipleri, burjuvalardır.

Ve burjuva cumhuriyeti, sosyalist iktidarların artık bir hayal değil gerçek haline geldikleri noktadan sonra, gericiliğin kucağına düşmeye mahkumdur.

Bundan her türden burjuva ulusalcıları, burjuva milliyetçileri, “sınıftan önce ulus” diyenler için ibretler vardır.

Bunlar bizim hayber kalesi öykülerimiz değil elbette.

Bugün yaşadıklarımıza ışık tutuyor.

Şunu bilelim artık “gerçekçi” olmak, bugün gerçek olan ama yarın ismi bile anılmayacak olandan yana olmak değildir.

Bu ders sadece düzen adamlarına değil, devrimcilere de pay düşüren bir derstir.

Toplumsal çalkalanmalarda, devrimci dönemlerde de bir “gerçekçi” olan devrimciler vardır, bir de tarihsel gerçeği kavramış, gerçeğin bugüne değil yarına ait bir şey olduğunu anlamış olan devrimciler.

Biz komünistiz. Bu dünyanın kör çatışmalarından çıkıp yeni bir dünyayı kurmak, bugünün dünyasında yegane gerçek kurtuluş yoludur.

Ve evet gerçekçi olan budur.

Yakup Kadri’den söz ettim. Bir kişinin daha ismini anacağım. Yakup Kadri’nin eski komünist kadrocu yoldaşı Vedat Nedim Tör ile benzerliği olan bir isim.

İsmini anacağım dedim ama… Hayır! İsmini anmayacağım. Sadece bu isimsiz “kahraman” hakkında bir hikaye anlatacağım.

Bu kişi neredeyse 20 yıldır, işadamlarına yönetim danışmanlığı hizmetleri veren, eşiyle birlikte bununla ilgili kitaplar yazan bir kişi. 1991 yılında Ortaköy’de bir konuşmasını dinlediğimde, Türkiye Komünist Partisi’nin Merkez Komite üyeliğini yapmış birisiydi.

Şikayet ediyordu. “Biz” diyordu, “ülke siyasetinin tamamen dışındayız. Siyaseti Özal’lar yapıyor, Demireller yapıyor, Güneş Taner’ler yapıyor.”

Şaşkınlık içinde dinlediğim bu şahıs komünistlere sesleniyordu ama aynı zamanda komünistler adına konuşabiliyordu.

Yıllar sonra Türkiye Komünist Partisi saflarında yan yana geldiğimiz bir başkası aynı gün bu kişiyi arabayla alıp sözünü ettiğim toplantıya nasıl getirdiklerini anlatmıştı. Parti göreviydi, bir değerli yoldaşı arabayla Ortaköy’e götürüyorlardı. Yoldaş yol boyunca onlara da aynı hikayeleri anlatmıştı bir farkla. “Güneş Taner benim dönem arkadaşımdı” diye başlayıp ülke siyasetinin meşhur isimlerini saymış ve biraz da aslında kendisinin de bunlardan daha az değerli birisi olmadığını ima etmişti.

O yoldaşların yerinde olmak istemezdim.

Komünistlerin mücadelesi siyasal bir mücadeledir. Siyasetin “steril”, bütünüyle düzen dışına çekilmiş bir faaliyet olamayacağı da açıktır.

Öte yandan komünistler, Marx’tan beri şunu iyi bilirler: devrimci siyaset sıçramalı ve kesintili süreçler içinde ilerler. Sosyalist devrim, herkesin alıştığı gerçekler içinde değil, devrimcilerin işaretlerini birer birer gördükleri ama herkesin karşısına birden bire çıkan gerçekler içinde kendine yer bulur.

Gerçek devrimciler, komünistler mücadelenin her anının hakkını verirler ama en çok bu ana, asıl büyük gerçeğin toplumların karşısına çıktığı ana hazırlanırlar.

Döneceğim dediğim konuya döneyim.

Bundan neredeyse bir çeyrek asır önce, Suphi’lerin yanında çiçek açtığı, Şefik Hüsnü’lerin gururla desteklediği, DİSK üyesi işçilerin hayranlık ve saygıyla izledikleri, dünyanın ilk sosyalist ülkesi çözüldü. Dağıldı. Üzerinde tepindiler.

Komünistlerin bu ilk cenneti bir anda tuzla buz edildi.

Bugün sadece bu cennet değil, tüm bir dünya cehenneme dönüşmüştür.

'HAYALLERİMİZİ SATMADIYSAK BİR BİLDİĞİMİZ VAR'

Konuşmasına, "'Hayallerimizi satmadıysak' bir bildiğimiz vardı" sözleriyle devam eden Merkez Komite Üyesi Kuzulugil, "Şimdi… Yüz yıl öncesine döndük. Ne tarih tekerrür eder, ne biz yüz yıl önceki komünistleriz, ne de emperyalistler yüz yıl önce durdukları yerdeler. Ama tekrar eden, değişmeyen bir gerçek var. Bugünün dünyasının sorunları ancak yeni dünyanın değerleri ile aşılabilecektir. Bugünün dünyası, çatırdamaktadır. Çöküş içindedir. Bu çöküşü durdurmak için harekete geçen düzen güçleri, hiç olmadıkları kadar kanlı, hiç olmadıkları kadar vicdansız, hiç olmadıkları kadar pervasız olacaklardır" dedi.

Kuzulugil konuşmasına şu sözlerle devam etti:

Ve ne yazık ki bu çöküş içinde canı yanan insanlar, halklar hiç olmadıkları kadar silahsız, hiç olmadıkları kadar bilinçsiz, hiç olmadıkları kadar örgütsüzdür.

Bu yüzden, şunu söylemeliyiz ki: bugünün dünyasının çöküşü bize cesaret vermeli, umut vermelidir, evet. Ama bugünün dünyası devrimcilik adına fırsatçılığı, ataklık adına maceracılığı, akılcılık adına kurnazlığı kaldıracak bir dünya değildir.

Hazırlanacağız, o büyük ana hazırlanacağız. Çünkü kaçınılmazdır. Çünkü karşı koyulmaz, durdurulamaz gerçek odur.

Ve fakat o büyük ana hep birlikte hazırlanacağız. Komünist Parti, partimiz, daha örgütlü olacak. Daha büyük olacak. Halklara daha fazla umut verecek. Çürüyen dünyanın karşısına yeni bir yaşamı, onun değerlerini daha büyük bir kararlılıkla koyacak.

Attığımız her adımda, boy attığımız her santimde, sonuçlar alacağız, sonuçlarını göreceğiz. Hiçbir şeyi yarına bırakmadık. Komünistlerin güç kazanması, her yıl, her ay, her saniye halklarımızın fark edeceği, insanlarımızın hissedeceği kazanımlar getirecek.

Geride bıraktığımız bir yılda tersinden gördük. Türkiye’nin komünist partisi zayıf düştüğünde, yalpaladığında zifiri karanlık arttı. Gericilik de, gericiliğe payanda olanlar da, siyaset tellalları, sahte umut tacirleri de birlikte cesaret kazandı. Seçimde değil ama Haziran meydanlarında bulduğumuz boyun eğmeyen yüzbinler, bizim sesimiz kısıldığında boyunlarını büktüler. Belki bize kızdılar. Belki sadece üzüldüler. Belki kafaları karıştı.

Evet, bizim her adımımızda bu ülkede bir şey değişecek. Adımlarımız hissedilecek.

Ama bu daha gerçekçi, daha ayakları yere basan olduğumuz için değil, ne yaptığını bilen, gözünü geleceğe dikmiş komünistler olduğumuz için böyle olacak.

'TKP'DE SAF TUTMAYA ÇAĞIRIYORUZ'

"2015 yılı Uluslararası işçi ve komünist partileri toplantısına ev sahipliği yapacağımız günlerde, kanlı ve çürümüş bir siyasetin damgası ile yapılacak, ya da belki yapılamayacak olan seçimlerde biz de yer alacağız. Vekillik peşinde koştuğumuz ya da bu çürük düzenin belki de en kokuşmuş yapısı olan parlamentoda “bir komünist koltukçuk olsun” diye düşündüğümüz için değil. 'Biz seçimimizi yaptık' dediğimiz için" diye konuşan Kuzulugil, "Hayallerini kaybetsin, inancını yitirsin diye uğraşılan halklarımıza 'İnanın' diyeceğimiz için. 95 yıl sonra saflarımızda inançsızlığa yer yok. 95. yılımızda da biz başka alem isteriz" dedi. Kuzulugil'in "Türkiye’nin Komünist Partisi’nde saf tutmaya çağırıyoruz" sözleriyle izleyiciler "Yaşasın Türkiye Komünist Partisi" sloganı attı.

'İNANIN, GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ'

Kuzulugil konuşmasını, Komünist şair Nâzım Hikmet'in dizeleriyle bitirdi:

Ülkenin ve dünyanın Komünist şairi ne diyor:

“Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,

taş çatlasa batacak.

Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem

kuracağız Pirâyem...”

Evet İnanın! Böyle olacak.

Şair de böyle diyor: “İnanın! Güzel günler göreceğiz.”

Nice nice yıllara.

MK Üyesi Mehmet Kuzulugil'in ardından, tiyatro sanatçısı Ender Yiğit'in yönetimindeki NHKM Şiir Korosu sahne aldı. NHKM Şiir Korosu, şairler Bertolt Brecht, Louis Aragon ve Nâzım Hikmet'in şiirlerinden oluşan bir seçkiyle izleyici karşısına çıktı. 

MK Üyesi Hande Gündoğdu, ölümün 5'inci yılında TKP Üyesi işçi önderi Kamil Kinkır'ın mezarı başında yapılacak anmasına çağrı yaptı.