Peker haklı: 'Normalleşiyoruz'

Sedat Peker'in, “sanatçı”sından, Cumhurbaşkanı'na kadar önemlice bir kesimin elbirliğiyle “normalleştirilmesi”, pekala bir “topluma kazandırma projesi” olarak görülebilir. Devamı mutlaka gelecektir. Alaattin Çakıcı'nın günahı ne?
Mustafa Kemal Erdemol - Gündeme Bakış
Cuma, 19 Haziran 2015 16:22

Bunların Yeni Türkiye'lerinin halini en iyi yansıtan fotoğraf  kuşkusuz Sedat Peker adlı “yeraltı dünyasının ünlü ismi” ile Recep Tayyip Erdoğan'ın bir düğünde buluşup el sıkışmalarını gösteren fotoğraftır.

“Devlet” ile “mafya”nın beraber öldükleri Susurluk kazasında devletin mafya yanındaki siyasi temsiliyet düzeyi pek bir düşüktü, malum. Devlet, o kazada bir polis müdürü ile parlamentonun bir üyesince “temsil” edilmişti altı üstü.  Bu ise farklı. Koca “Cumhurbaşkanı”, “içeriden” çıkalı daha şunun şurasında kaç gün olmuş bir yeraltı dünyası figürüyle muhabbet edebilmiştir. Yeraltı dünyası ile ilişkilerinde siyasetin temsiliyeti zirvede demektir bu. Bundan sonra da bu seviyenin altında bir görüşme olacağını sanmam. 

Çünkü Sedat Peker, rant ekonomisinin ortaya çıkardığı “yasadışı”, ancak “meşru” bir figür olsa da, öyle ya da böyle “kamuoyu oluşturucu” sıfatını hak edecek bir siyasi kanaat önderine dönüşmüştür uzun süreden beri. İster merkezin sağında, ister solunda bulunsun, ister İslamcı olsun tüm hükümetlerin ortak zihniyeti olan “milliyetçi” düşünceyi savunmasıyla, Erdoğan'la da, bir başka siyasi ile de buluşmasına, egemen anlayışın bir savunucusu olarak, engel yok haliyle. Tek millet, tek mezhep, tek kültür gibi tüm düzen kurumlarının benimsediği fikriyatın “askeri” olması “yeraltı figürü” kusurunu ortadan kaldıran önemli bir özellik. Milliyetçi Aydınlık gazetesinin yazarlarından Selahattin Önkibar'ın “Sedat Peker'e milliyetçiliğinden ötürü sempati duyarım” deyişinin, benim açımdan belirleyici bir önemi var. Önkibar'ın “Peker uyuşturucu, satmaz, kadın ticareti yapmaz” diyerek memleketin özlediği “iyi mafya”yı tarif etmesi pek bir yakışık almıştır. Her şeyin iyisine, ahlaklısına sahip olmak “memleket sevdası”yla ilişkili elbette. “Milliyetçi olsun da çamurdan olsun”un Aydınlık'taki vurgusu böyle yapılıyor. 

Egemen ideoloji, “sahanın her alanında” adam kazanma, kazandıklarını koruma işini sıkı tutmaktadır. Dolayısıyla Peker, şimdilik “devletdışı” bir devlet mensubudur artık. Peker, bu mutlu buluşmayı “şahsıyla ilgili bazı art niyetlilerin özellikle görmek istemedikleri toplumdaki yerini sayın Cumhurbaşkanı'nın görmesi” olarak değerlendirdikten sonra aynı buluşmayı “benim toplumdaki normalleşme konumum için önemli bir kırılma anı” sözleriyle yorumluyor. Bu açıklaması “devletdışı”lığının belki de çok yakın bir gelecekte, örneğin bir parlamento üyesi sıfatıyla (neden olmasın) sona ereceğinin, yani “devletleştirileceği”nin de işareti olarak okunabilir rahatlıkla.

Sihirli kelimeye dikkat: “Normalleşme”. Peker, neden nankörlük ediyor anlayabilmiş değilim,  çünkü çok daha önceleri “normalleşmişti” bana sorarsanız. Türkçü/Turancı “fikirlerini” yaymak için 2002 yılında kurduğu internet sitesinin açılışına da yine memleketin güzide simaları katılmıştı. Kimler yoktu ki,  “efsane albay” Korkut Eken, Küçük Onur, Muazzez Abacı, dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Mehmet Ali Yılmaz, Sadi Somuncuoğlu, Abdülhaluk Çay, emekli General Veli Küçük, Prof. Şener Üşümezsoy, Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan, İbrahim Tatlıses, Mehmet Ali Erbil, Adnan Şenses, Seda Sayan, Gönül Yazar, Osman Yağmurdereli, Hakan Altun, Şenol İpek, Cengiz Kurtoğlu. (Belirtmeden geçemeyeceğim, memleketin her yeri mizah kaynıyor inanışı yanlış bir inanış değildir. Kendisine “mafya babası” denmesinden oldum olası rahatsızlık duyan Peker'in sitesi, yayınladığı bir haberde Peker'den “mafya babası Sedat Peker” diye söz etmişti). 

Ama bu “normalleşme” Peker'e yetmemiş belli ki. Erdoğan'la buluşmasından kısa bir süre önce kendi düğününde memleketin “sanatçı”ları ile buluşmasının da  “meşruiyetini” güçlendirmesine rağmen Sedat beyi “normalleşme” açısından tatmin etmediği ortada. O nedenle Erdoğan'la buluşması gerçekten “normalleşmesi” anlamına geliyor.

Birinin, yeni durumunu “normalleşme” olarak değerlendirmesi, önceki durumuna hangi adın verileceği konusunda kolaylaştırıcı bir etki yapar. Erdoğan'la buluşuncaya kadar, kendi deyimiyle, “normal” olmayan Peker'in sitesinin açılışına, düğününe katılanlar ne düşünüyorlar merak ediyorum. Elbette kast edilen “yasadışı işlerden “arınmış oluşudur. O zaman, Erdoğan'la buluştuğu ana kadar hep o sıfatıyla değerlendirilen Peker'in düğününde Kürt çözüm sürecinin “akil adamı” Orhan Gencebay'ın o sıralar, henüz Erdoğan'la buluşmadığı için tam olarak “normalleşmeyen” Peker'le “dostluğu” pek de “normal” sayılmamalı. Genel ölçü açısından  böyle tabii ama Türkiye sözkonusu olunca bu ölçülerin elbette bir kıymeti harbiyesi yok.

Sedat Peker'in, “sanatçı”sından, Cumhurbaşkanı'na kadar önemlice bir kesimin elbirliğiyle “normalleştirilmesi”, pekala bir “topluma kazandırma projesi” olarak görülebilir. Devamı mutlaka gelecektir. Alaattin Çakıcı'nın günahı ne?

Erdoğan'ın “ben bu davanın savcısıyım” dediği Ergenekon davasının sanıkları arasında da olan Peker'i bağrına basması rant ekonomilerinin ortaya çıkardığı figürlerle iş tutulduğunun/tutulacağının kanıtı sayılmalıdır. “Savcısı” olduğu davanın sanığını “öpen” ilk savcı olmak gibi tuhaf bir duruma düşen Recep beyin “Şefkat politikası” temeline oturtulmuş, milliyetçi soslu vıcık vıcık popülizminin kendisini getirip bıraktığı yer burasıdır işte. Her türlü ranttan cukkalanan parsanın yakınlarla, dostlarla paylaşılmasına siyasi literatürde "klientalist politika” deniyor, malum. Bu buluşma bu politikanın doğal sonucudur elbette.

“Normalleşme”den önce Sedat Peker'in şiddet üzerine kurulu bir “hukuku” vardı. “Akil Adam” Orhan Gencebay da, Recep Tayyip Erdoğan da bu “hukuk”a meşruiyet kazandırdılar tabii ki. 

Bize ne oluyor peki? Bir şey olmuyor. “Kemalist Hukuk”tan kurtulduk, “Klientalist Hukuk”tayız şimdi.

Bunların hepsi, hem de teker teker Sedat Peker.

Hayırlı olsun.