Parayla satın alınmayan

Sağlıkçılar bu yaşadıklarından, kendi başlarına kaldıkları “kendi olağanüstü hal"lerinden bir ders çıkarmalı.
Ekin Sönmez
Salı, 24 Mart 2020 22:59

Zor günlerden geçiyoruz. Ajitasyonun düzeyini bir milim yükseltmek bile tehlikeli, ülkece teyakkuz halindeyiz. Öyle ki en ufak bir kıvılcım çıksa etrafımıza sıktığımız kolonyalardan alev alacağız. Ama öyle gelişmeler oluyor ki, durum böyle diye sineye çekmek mümkün olmuyor.

İşte dün Sağlık Bakanı, sağlık çalışanlarına üç ay boyunca tavandan performans “müjdeledi”. Daha doğrusu biri rica etti, öbürü kabul etti, adet yerini bulsun diye “ne yapsak az” eklemesini yapmayı da unutmadı. Motivasyon mu, ödül mü, acıma mı belli değil.

Oysa sağlıkçıların fazladan ne motivasyona ne ödüllendirilmeye ihtiyacı var. Bu alanın kendine özgü artmış riskinin farkındalar. Üstelik Türkiye’de sağlıkçı olmanın taşıdığı, çeşitli enfeksiyonları kapmak da, kurşunlanmak da dahil olmak üzere, "ölümcül” riskler, koronavirüs salgınıyla başlamadı. Şimdi yalnızca bu risk tanınsın, anlaşılsın, bu risk karşısında gerekli koruma önlemleri ne ise onlar eksiksiz alınsın istiyorlar. İdare etmek zorunda kalmadan çalışmak istiyorlar. Güvenli koşullar, güvenilir yöneticiler istiyorlar.

Büyük bir çoğunluğu olaylara materyalistçe yaklaşıyor. Daha doğrusu başlangıçta öyle olmasalar bile, karşılaştıkları olgular sağlıkçıları ister istemez materyalist olmaya ya da en azından davranmaya itiyor. Hayata soğukkanlılıkla bakan yanları güçleniyor. Gerçekçi olmakta, problem çözmekte ustalaşıyorlar; çünkü mecburlar. Aldıkları riskin karşılığının ise toplumun sağlığı ve refahı olduğunu, hepsi olmasa da, önemli bir bölümü fark ediyor. 

Hepsi olmasa da diyorum; çünkü bu yolun taşları geçmiş yıllarda döşendi. Zamanında performans sistemine yeterince örgütlü karşı çıkılmadığı, ya da ona karşı seslerini yükseltseler bile performans sistemi ile birlikte gelen sağlıkta dönüşüm paketinin bütününü mahkum etmek başarılamadığı için; bugün sağlıkçıların gözlerinin içine baka baka, "aldığınız riskin bedeli üç ay tavandan performans kadardır" denebiliyor. 

“Tavan”dan puan yapmanın, emeğinin en yüksekten karşılığını almak olduğu yanılsamasına düşüldüğü için…

“Ben de şurada görev yaparken tavandan puan yapmıştım” cümlesi bir tür kendini ispat cümlesi sayılabildiği için…

Meslektaşlar birbirinden puan kırar, ortalamayı indirir, kaldırır, yarışır hale geldiği için…

Özel kamuyu yedikçe büyüdüğü, kamudan geriye ne kaldıysa o da özel mantığıyla işletildiği için...

Yani normal koşullarda puan cetvelinde üst sıralara yerleşmeye şartlandığı için sağlıkçılar, bugün alınan riskin büyüklüğünü aynı cetvelle ölçmek mümkün sanılıyor.

Motivasyon ya da ödül gibi sunulsa da, bu ifade içinde büyük bir aşağılamayı gizliyor.

Hâlâ her şeyin, güvenin, huzurun, sağlığın akçeli bir karşılığının olduğunu, insan canı ile paranın bir noktada eşitlenebileceğini, buna da herkesin razı edilebileceğini varsayan bir anlayışın aşağılaması.

Eğer sağlıkçılar bu yaşadıklarından, kendi başlarına kaldıkları “kendi olağanüstü hal"lerinden bir ders çıkaramazsa, aynı anlayış gelecekte yine geçerli olacak.

Bu aşağılama reddedilmek, sağlığın piyasaya terk edilmesi de durdurulmak zorunda. “Parayla satın alınma” hikayesi bitmeli. 

En başta sağlıkçılar bitirmeli.