Osman Çutsay: Sol, entelektül şiddete başvurmadan mevzi edinemez

''Öfke, Türk Çürümesinde Sanatın Rolü'' adlı kitabı Nisan ayında okurları ile buluşan Osman Çutsay, ilk söyleşisini Hannover Arkadaş Derneği'nde yaptı.
Haber Merkezi
Cumartesi, 11 Temmuz 2015 14:38

Kitabın adının "Öfke" olmasını nedeninin Türkiye'nin son 30-35 yılına öfke olduğunu belirten Çutsay, ''Türkiye'de sanat ve düşün dünyasını belirleyen kültür endüstrisinin tepki göstermeyen, sinirleri alınmış bir itirazsız kitle yaratmayı başardığını'' belirterek, öfkenin devrimci potansiyeller taşıyan niteliğine vurgu yaptı.

''Balığın artık baştan kokmadığını, deyim yerindeyse, kuyruktan yukarı kokma, kokuşma sürecinin başladığı''nı belirten Çutsay, aklın özgürleştirici potansiyeller taşıyan niteliği için kararlı bir solun mutlaka olması gerektiğini belirterek, ''7 Haziran seçimleri sol açısından, 550 boyun eğmeyen anlamlı kitle hariç ciddi bir şekilde çuvallamıştır'' ifadesine yer verdi.

'MUHAREBE KAZANILDI AMA HARP KAYBEDİLDİ'

Gezi Direnişi'ndeki öfkenin, sistemi sorgulayan bir itiraza dönüş(e)mediğini söyleyen Çutsay, 7 Haziran seçimlerinin ''tam bir tarajedi ile sonuçlandığını'' belirtti. HDP'nin seçim sonuçlarına ilişkin de açıklama yapan Çutsay, ''NATO'dan dahi çıkılmasını dillendirmeyen bir başarı başarı sayılabilir mi?'' dedi. 7 Haziran ile solun önemli bir bölmesinin sisteme içkin hale geldiğini, bu durumun da yalnızca ''trajedi'' olarak tarif edileceğini vurguladı.

Çutsay, sosyalizmi hiçleştirip, bilinmez bir tarihe iteleyen projelerin sayısal planda edindikleri ya da edinecekleri sözde başarılara rağmen, emperyalizm ve sermaye karşıtlığı dillendirilmiyor, laiklikten taviz veriliyorsa ortada eskilerin deyimi ile olsa olsa ancak, ''muhabere kazanılmış ama harp kaybedilmiş durumu vardır'' ifadelerine yer verdi.

'ENTELEKTÜEL ŞİDDET ŞART'

Kitabının ana eksenini ''sanat politolojisi'' olarak belirten Çutsay, sanat ile siyaset arasındaki ilişkide siyasetin sanata önceliği olduğunu belirtti ve Halkın Dostları dergisinden beri ''entelektüel şiddet'' kavramını savunduğunu söyledi. Emekçi düşmanlığı yapan, sol ve sosyalizm karşıtlığı üzerinden kendini var eden kesimlere karşı açık, kesin ve güçlü bir direniş hattının örgütlenmesi gerektiğini dile getiren Çutsay, ''illa da bir okula dahil olmak gerekirse ben kendimi Lenin okuluna bağlı sayarım'' dedi.

Anaakım Alman basınında Yunanistan ile ilgili doğru bilgi alamadığını söyleyen Çutsay, toplumu çürüten kültür endüstirisinin gücünü Türkiye'de olduğu gibi, Almanya'da da sermayeden ve piyasa barbarlığından aldığını belirtti.

'CUMHURİYET GAZETESİ TÜRKİYE İLERİCİLİĞİNİN PARÇASI DEĞİL ARTIK'

Okurların sorularını yanıtlayan Çutsay, şimdiki Cumhuriyet gazetesini tenzih ederek, İlhan Selçuk'un Cumhuriyet'inin Türkiye ilericiliğinin etkili bir parçası olduğunu söyledi. Türkiye'de resmi kemalizmin dışında bir de halk kemalizmi olgusunun varlığına işaret eden Çutsay, Gezi'de sahip çıkılıp, AKP gericiliğine meydan okuyan pek çok sembolün içinde bu halkçı kemalizmin de olduğunu görmek gerektiğini ifade etti.

Aydın ile teknokratı ayrırmak gerektiğini dile getiren Çutsay, ''Erdal Eren 17 yaşında bir aydındı. Şimdi Türk kültür endüstrisinin kilit noktalarını denetim altında tutan liberal soytarılar aydın değil,  olsa olsa teknokrattırlar'' dedi.

Çutsay, Kürt hareketinin sosyalizan özelliklerini yitirmesinde pek çok farklı faktörle birlikte, sermaye ve piyasa denetimindeki bu  kültür endüstrisinin de payına dikkat çekti.