Nadira Kadirova'nın ardından: AKP'li vekilin evi AKP Türkiyesi gibi

AKP'li milletvekili Şirin Ünal'ın evinde çalışan 23 yaşındaki Özbek asıllı gencecik bir kadın, Nadira Kadirova'nın, bir kaç gün önce çalıştığı evde, patronunun silahını kullanarak yaşamına son verdiği kamuoyuna yansıdı. Olay, basında 'genç kadının intiharı' basitliğinde haberleştirildi. Komünist Kadınlar, yaşanan olayın kadın işçilerden göçmen işçilere, basın sansüründen hızlı işleyen adli tıp sürecine pek çok sorun başlığını içinde barındırdığını ifade ederek taciz ve cinayet ihtimaline işaret etti.
soL - Haber Merkezi
Cuma, 27 Eylül 2019 16:47

AKP'li milletvekili Şirin Ünal'ın evinde çalışan 23 yaşındaki Özbek asıllı gencecik bir kadın, Nadira Kadirova'nın, bir kaç gün önce çalıştığı evde, patronunun silahını kullanarak yaşamına son verdiği kamuoyuna yansıdı. Olay, basında "genç kadının intiharı" basitliğinde haberleştirildi. Oysa Nadira'nın ağabeyi, katıldığı radyo programında bu intihar haberlerini oldukça şüpheli hale getirecek detaylar anlattı. Ancak bu çarpıcı detaylar bile programın, yayınlandığı site için haber değeri taşımasına yetmedi. Ardından bugün, Cumhuriyet gazetesinde ağabeyin anlatımlarında ismi geçen Leyla Niyazova’nın taciz şüphesini açık hale getiren beyanları yayımlandı. 

Komünist Kadınlar, yaşanan olayın kadın işçilerden göçmen işçilere, basın sansüründen hızlı işleyen adli tıp sürecine pek çok sorun başlığını içinde barındırdığını ifade ederek taciz ve cinayet ihtimaline işaret etti. 

TACİZ VE CİNAYET ŞÜPHESİ

Olayın aydınlanmasında RS FM’de Atilla Güner'in programına katılan ağabeyin ve ardından arkadaşı Leyla’nın anlattığı detayların önemli olduğuna dikkat çeken Komünist Kadınlar, taciz ve cinayet ihtimaline ilişkin şunları söylüyorlar:

“Öncelikle her intihar vakasında olduğu gibi, bunda da basın, olayı olabildiğince bireyselleştirerek yansıtmaya çalıştı. Benzer bir tavrı, işsizlik yüzünden çocuğuna okul pantolonu alamayıp intihar eden baba İsmail Devrim örneğinde de görmüştük. İntihar, İsmail’in psikolojisinin bozuk olduğuna bağlanmış ve gerisi kestirip atılmıştı. Oysa 'gerisi' tam da işin düğümünü çözecek olandır, intiharların toplumsal boyutudur. Bugün Nadira’ya da aynısı yapılıyor. Olay intihar denerek geçiştiriliyor. Peki 23 yaşında, yaşam dolu, üniversiteye gitme hayalleri kuran, İngilizce öğrenen, çalışan bir genç kadın, durduk yere neden patronunun silahını alıp kendini vurmuş olsun? Nadira’nın ağabeyi ve ardından bugün de arkadaşı Leyla’nın ifadeleri, bu soruya sahici bir cevap veriyor. 

Ağabey, kardeşinin intihar etmesini gerektirecek bir sorunu olmadığını, ilaç kullanmadığını, kendini vuracak cesareti dahi olmadığını vurguluyor. Kardeşi Nadira’nın, ölmeden bir gün önce arkadaşı Leyla'yla saatler süren bir telefon görüşmesi yaptığını, görüşmede Nadira’nın arkadaşına ağlayarak patronu AKP vekili Ünal'ın kendisini taciz ettiğini anlattığını, ve "Ben abimin gözüne nasıl bakacağım, ben mektup yazarım, evi de yakarım kendimi de öldürürüm" dediğini söylüyor. Bugün Cumhuriyet’te yayımlanan haberde de, Nadira’nın arkadaşı Leyla, bire bir bu görüşme içeriğini doğrulayan beyanlarda bulunuyor. Nadira’nın kendisini arayarak telefonda ağladığını, 'Her şey üzerime geliyor' diyerek kendini öldüreceğinden söz ettiğini, ısrarla anlatmasını istemesi üzerine de 'Bundan iki hafta önce odada yatıyordum. Patronum içeri girdi, kapıyı kilitledi ve arkama yattı, bana sarıldı' dediğini anlatıyor. Ve bunları dedikten bir gün sonra da Nadira, AKP'li patronunun silahını alarak kendini vuruyor. Tüm bunlar intiharın kişisel bir vaka olmaktan çok, patron tacizi veya tecavüzü nedeniyle gerçekleşmiş olduğu şüphesini doğruluyor.  

'SEÇMECİ' BASIN VE JET HIZIYLA İŞLEYEN KOLLUK SÜRECİ

Olayın başlı başına AKP için skandal niteliğinde olduğunu belirten Komünist Kadınlar, basın ve yargının aldığı tavrın ise bu skandalın boyutlarını katladığını söylüyorlar: 

“Burada patron tacizi ihtimalini kuvvetlendiren bir diğer detay ise olayın basın ve kolluk ayağında saklı. Yukarıda Nadira’nın ölümünün basın tarafından olabildiğince kişileştirilmiş bir intihar olarak servis edildiğini belirtmiştik. Diğer bir gariplik ise şu: Sputnik Haber’e bağlı RS FM’de ağabey 'intiharın patron tacizi nedeniyle gerçekleştiğine' ilişkin çarpıcı beyanlarda bulunuyor ancak epey haber değeri taşıyan bu beyanların Sputnik haberlerinde bahsi dahi geçmiyor. Oysa Ankara Emniyeti’nin ölüm gerçekleştikten sonra hızla yaptığı ve psikolojik bir intihar ihtimaline işaret eden açıklamasını Sputnik’in haberleştirdiğini görebiliyoruz. Burada bir tercih olduğu açık. Doğrudan ya da dolaylı, belli ki bir sansür mekanizması işliyor, intihar ihtimaline işaret edilerek olayın üzeri örtülmeye çalışılıyor.

Öte yandan Adli Tıp süreci de şüphe çekecek denli hızla işletiliyor. Bunu önce, olayın hemen ardından yine Cumhuriyet’te yayımlanan ağabeyin beyanından öğreniyoruz. Ağabey, gazeteciye milletvekilinin devreye girmesiyle Adli Tıp’taki işlemlerin jet hızıyla tamamlandığını söylüyor. Yine aynı gazetede bugün yayımlanan Leyla’nın ifadesinden de, kollukta ne Leyla’nın ne de taciz olayını emniyette anlatan Nadira’nın diğer arkadaşı Nigar’ın ifadelerinin alınmadığını öğreniyoruz. Olayın seyrini değiştirecek tanıklıklar kayda geçirilmeden, Adli Tıp dosyası hızla kapatılıyor. Demek ki, sıradan yurttaşlar için 'adalet'e umudu daha başlamadan bitirecek kadar yavaş işleyen soruşturma ve kovuşturma süreci, birilerinin itibarı söz konusu olduğunda hızla işletilebiliyor. Yine basın ayağında olduğu gibi, kolluk ve yargı ayağında da panikle olayın üzerini örtme çabası olduğunu görüyoruz. Medya–kolluk-yargı–siyaset bağını çok açık bir biçimde bize gösteren bu olay, AKP’li vekilin ya da güçlerin talimatıyla neredeyse bazı aşamaları atlanıp işletilen kolluk süreci ve 'seçmece' haber yapan basın, taciz nedeniyle intihar şüphesini bizim açımızdan açık hale getiriyor.”

GÖÇMEN İŞÇİLER VE EVDE BAKIM HİZMETİ

Nadira’nın kadın ve göçmen işçi oluşu, patronunun ise AKP milletvekili oluşunun genç kadının yaşadığı olası tacizi daha da kronikleştirmiş olabileceğini söyleyen Komünist Kadınlar, durumun vahametini şöyle anlattı: 

“Bugün kadınlar, ülkemizin işsizlik verilerinde başı çekmektedir. Çalışan kadınların ise aynı işi yapan erkeklerden çok daha düşük ücretlere, çok daha kuralsız ve güvencesiz koşullara razı edildiklerini biliyoruz. Bu koşullara çoğu zaman patron tacizinin eklendiği de bir gerçektir. 

Nadira kadın işçi olmasının yanında aynı zamanda Özbek asıllı göçmen bir işçidir. Ülkemizde çalışan milyonlarca göçmen işçinin patronlar için birer ucuz iş gücü kaynağı olduğunu ve özellikle göçmen kadınların, evlerde hasta ve yaşlı bakım hizmetlerinde çok düşük ücretlerle ve güvencesiz şekilde çalıştırıldığını biliyoruz. Nadira da çalıştığı konutta AKP’li vekil Şirin Ünal’ın hasta eşine bakmakla görevlidir. Kaldı ki, bugün yine Leyla’nın ifadelerinden Nadira’nın çalışma koşullarının çok zorlu olduğunu, Şirin Ünal’ın kızı da dahil olmak üzere evde birden çok patronu olduğunu, çok bunaldığını, ölmek istediğini, 'Garibanım diye her şey üzerime geliyor' dediğini öğreniyoruz. Yani Nadira, göçmen oluşu nedeniyle, ülkemizde kadın emekçilerin karşılaştığı sıkıntıların birkaç mislini göğüslemektedir.  

Ve son olarak, Nadira’nın çalışma koşullarında durumu çok daha zorlaştıran bir faktör vardır. Patronu milletvekilidir, bunun da ötesinde göçmen olarak yaşadığı ülkedeki iktidar partisinden bir vekildir. Tüm bunlar, patronundan gelen olası bir taciz teşebbüsü karşısında Nadira’nın hissettiği çaresizliği kat be kat arttıracak etkenlerdir.”

AKP'Lİ VEKİLİN EVİ AKP TÜRKİYESİ GİBİ

Nadira’nın patronu AKP’li Şirin Ünal’ın evindeki “şüpheli ölümü”nün, gerici ve piyasacı AKP Türkiyesi’nin bir fotoğrafı olduğunu belirten Komünist Kadınlar şunları söyledi:

“23 yaşındaki hayat dolu gencecik bir kadın, ortaya çıkan iddialara göre AKP'li patronunun tacizi yüzünden yaşamına son vermiştir. Bu olayda AKP vekili Şirin Ünal’ın kişisel cezai sorumluluğu olduğu bizce açıktır. Bu şüpheli olay, 17 yıldır piyasacı ve gerici politikalarla yaratılmak istenen AKP Türkiyesi’nde, basın-siyaset-suç ve ceza hukuku-argı ilişkileri yönünden de, perdenin açıldığı anlardan biridir. İşte ülkemizde sahneye konmak istenen gerici ve piyasacı oyunun, yüzlerce baş aktöründen biri karşımızdadır. Biz bu sahnelenen oyunu, mahkeme salonlarından tanıyoruz. 22 yaşındaki Şule'nin katilleri, her duruşmada arsız bir züppelikle halen Şule'ye saldırmaya devam eden patronlarıdır. Biz bu sahnelenen oyunu, her gün köşelerinden bugünün kentli kadınını Cumhuriyet'ten alıp Osmanlı'ya götürmeye heveslenen gerici yobazlardan tanıyoruz. Biz bu sahnelenen oyunu, 'savaşırken kaybeden' Neslican Taylar'da yaşam sevgisi değil, çıplaklık gören gericilerden tanıyoruz. 

Ve diyoruz ki; bir işçinin işyerinde patronunun silahıyla intiharı iddiası bile başlı başına sorunlarla ve sorularla doluyken, yaşam dolu gencecik bedenlere hastalıklara karşı ölüm bilincini tavsiye edenlerle, iş cinayetlerinde katledilenlerin ardından 'kader, fıtrat' diyenler aynı dilden konuşmaktadır. Bu gerici patron düzeni, işte bunlar tarafından elbirliğiyle ayakta tutulmakta ve olan hep emekçilere olmaktadır. Bu olayda da, devletin medya ve kolluk güçleri şimdiden safını belli etmiş durumdadır; iddianame düzenlenirse de yargının hangi yanda saf tutacağını tahmin etmek zor değildir. Özetle, AKP’li vekilin evi, AKP Türkiyesi gibidir. Ancak emekçi kadınlar ne böylesi evlerde, ne böyle bir ülkede yaşamaya mahkum değildir. Önümüze konan bu karanlığı yırtıp atmalı ve aydınlık güzel bir gelecek için şimdiden yan yana gelip mücadele etmeliyiz.”