Konukman'la 'Askerler evlerine dönsün' çağrısı üzerine: İnsanlık ve ülkem adına savaşa karşıyım

'Suriye'den elinizi çekin, askerler evlerine dönsün' çağrısının imzacılarından Prof. Dr. Aziz Konukman, 'Yanlış siyasi tercihleri halka ödetmeye kimsenin hakkı yok' derken şöyle devam etti: Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuda önemli bir sözü var: Savaş 'zorunlu olmadıkça bir cinayettir' diyor. Bunun dışında her türlü savaşa karşıyım. Benim insanımın orada yapayalnız bırakılmasına, daha sonra cenazelerinin gelmesine karşıyım.
soL - Ankara
Perşembe, 05 Mart 2020 11:49

"Suriye'den elinizi çekin, askerler evlerine dönsün" çağrısının imzacılarından Prof. Dr. Aziz Konukman ile Suriye'de yaşananları, AKP'nin İdlib harekatının nedenlerini ve arka planını konuştuk.

"Siz eğer içerde zor durumdaysanız, sermaye birikim modeliniz sekreye uğradıysa, kendi partinizde yüksek sesli eleştiriler, kopmalar varsa modelinizin sıkıştığı anlama geliyor" diyen Konukman, "İçerde de yükselen bir muhalefet var, her yönüyle dökülüyor iktidar, depremi, çığı hiçbir şeyi yönetemiyorlar. Zaten savaş nedir, siyasetin en son, uç noktasıdır, silahla yürütülen halidir" ifadesini kullandı.

Konukman'ın soL'a yaptığı açıklama şöyle:

'İNSANLIK ADINA, ÜLKEM ADINA KARŞIYIM'

'Suriye'den elinizi çekin, askerler evlerine dönsün' çağrısında sizin de imzanız var. 'Askerler evlerine dönsün' çağrısı ne ifade ediyor sizin için?

Savaşlar vardır, pek o kelimeyi kullanmak istemem ama "haklı savaşlar" vardır, bir de "haksız savaşlar". Bu benim ayrımım değil ancak yaygın bir ayrım. Haklı savaştan genellikle kastedilen, ülkenin işgal altında olması sırasında gösterilen direniştir. Bunun dışındaki savaşlarda bulunmanın bir emperyal arayış olduğu ya da alt emperyal olma hayaliyle bu tür mecralara sürüklenildiği bir gerçek.

Bunun için uzağa gitmeye gerek yok, Türkiye’nin tarihine bakmak yeterli. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuda önemli bir sözü var: “Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir.”  Bunun dışında her türlü savaşa karşıyım. Benim insanımın orada yapayalnız bırakılmasına, daha sonra cenazelerinin gelmesine karşıyım. Buna insanlık adına, ülkem adına karşıyım. Barışı savunan her türlü bildirinin altına imzamı atarım, burada politik aidiyet de aramam. Anti-faşist, ilerici, devrimci kişilerdir bunlar; tesadüf eseri bir araya gelmiş insanlar değildir tabii.

Sadece İdlib meselesi değil, Libya da aynı kapsamda değerlendirilmeli. “Mustafa Kemal de orada savaştaydı” demek doğru değil, o zaman ülke toprağıydı. Ülke toprakları nerede başlıyor, nerede bitiyor, sınırlar nerede bilmezsek olmaz, tarih çok önemli. 

'MODEL SIKIŞTI'

TSK'nın Suriye'deki varlığının arkaplanında sizce ne var? 'İdlib'de ne işimiz var' sorusunu karşı taraftan sorarsak, bu kararı verenler İdlib'de ne arıyorlar?

Sadece İdlib olarak görmemek lazım, bütün operasyonlara bu çerçevede bakmak lazım. Nedeni şu, siz eğer içerde zor durumdaysanız, sermaye birikim modeliniz sekreye uğradıysa, kendi partinizde yüksek sesli eleştiriler, kopmalar varsa modelin sıkıştığı anlama geliyor. İnşaata dayalı, Mustafa Sönmez’in deyimiyle "betondan sermaye birikim modeli" tıkandı. AKP’nin saldırgan yandaşları, sermaye temsilcileri sabah kalkıyor ve ilk iş olarak nereye konut, AVM yaparız diye arayışa giriyorlar. Dolayısıyla yeni rant alanları, yeni sermaye değerlendirme alanları arayışları içindeler. AKP’nin de Erdoğan’ın da beklentileri bu yönde olunca örtüşme sağlandı.

Bunun dışında içerdeki gerilimi de bu yolla azaltmak istiyorlar. İçerde de yükselen bir muhalefet var, her yönüyle dökülüyor iktidar, depremi, çığı hiçbir şeyi yönetemiyorlar. Zaten savaş nedir, siyasetin en son, uç noktasıdır, silahla yürütülen halidir. Dolayısıyla tek adam rejiminin savaş histerisine kapılması şaşırtıcı değil, geleceği yer burasıydı. Kendisini destekleyen kesimleri bir kez daha konsolide etme fırsatı yakalamayı planlıyorlar. 

'ÖLÜMÜ KUTSAMALARI GEREKİYOR'

Bunun dışında muhalefeti de bölmeye çalışıyor, nifak sokmaya çalışıyorlar. Kendisinin savaşı kutsayan dış politikasına muhalefeti de katarak meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Buna CHP’yi de katıyor HDP tehdidini göstererek, bunu tezkereye onay verildiğinde de gördük.

Daha önce düzenlediği operasyonlarda “PKK” diyerek milliyetçi kamuoyunu arkasına alıyorlardı ama bunda o da yok. Bunda hiç izah edebilecekleri bir şey yok. Öbür izah meşruydu anlamında demiyorum, durum tespiti için söylüyorum. Bu o noktada da değil. Burada artık bir şey yapmaları lazım, Oğuz Oyan’ın o güzel yazısında söylediği gibi, ölümü kutsamaları gerekiyor.

İLGİLİ HABER

Tam da burada Erdoğan'ın "şehitler tepesi" açıklaması geliyor akıllara sanıyoruz.

Daha önce gündemde değildi, şimdi her gün söylüyor, “şehitler tepesi boş kalmayacak” diyor. "Millet için öleceksin"... Karşı mı çıkıyorsun, "hainsin" diyor. Başkanlık anayasında yaptığı taraflaştırma hamlesini şimdi de burada yapıyor. Yapacak da bir şeyleri yok. “Savaşa Hayır” demenin yasaklanmasına da buradan bakabiliriz. Siz karşı çıkabilirsiniz savaşa ama kimse duymasın demek bu. Valilik bunu söylüyor. Bu sürdürülemez bir durum.

Esas olan barıştır, barışı savunmanın neresi suç? Savaşı kutsamak sürdürülebilir bir şey değil.

Muhalefet ben savaş yetkisi vermedim diyor, bu çok gecikmiş bir hamle. Anayasaya aykırı, doğru, ama yarın bunu da çıkarır. Demokrasi bu mu? Meclis’teki sayı çoğunluğu mu? Peki, dışarda meşruiyeti var mı, yok işte. Bütün mesele burada. Muhalefete de bu çağrıyı yapalım, bunu hatırlayarak, hatırlatarak hareket edilmeli. Bir seçimde birilerinin fazla insanı Meclis’e sokmasıyla her yapacağı işin meşru olduğu anlamına gelmiyor. Halkın katılımına dayanmayan bir karar meşru olamaz, sürdürülemez.

'BİR ÜLKENİN İKİ ORDUSU OLMAZ'

Suriye'de içine girilen sürecin Türkiye toplumu için sonuçları nasıl olacak? 

Suriye’den çıkar mı? Çıkmayacağı belli. Betona dayanan sermaye birikim modeli sıkıştı. Bunun ilk emarelerini önceki operasyonda verdi. "Üç katlı yerler yapacağım" dedi, sonra tek kata indi, Almanya’dan beklediği yardım gelmedi. "Suriye'de yeni kent kuracağım" dedi, sermaye ellerini ovuşturdu. Faizlerin düşmesi stokları eritti ama inşaat sektörünün büyümesine yardımcı olmadı, küçülme sürüyor. Ancak orada bir alan kontrol altında tutulmaya devam ediliyor. Kaymakam, öğretmen, PTT görevlileri atanıyor oraya. En azından Suriye’nin o kısmını terk ertmeyecekler diyebilirim.

Bir parantez açmak istiyorum burada...

İdlib’de önce ne oldu? Oradaki militanlar sürülünce Türkiye devreye girdi, Soçi gündeme geldi. Türkiye’nin de lehine olabilecek bir adımdı. Militanlar ayıklanacaktı, halk orada kalacaktı. İddia ne, bunları ayırmadı, desteklediler. AKP de onların mutabakata uymadığını söylüyor. Gelinen noktada bu düzeyde kalmayacağı anlaşıldı. Benim burada okuyabildiğim şey bu.

Türkiye’ye etkileri ne olacak? Mesela birinci başlık olsaydı, Soçi uygulansaydı bugün yaşananlar yaşanmayacaktı. 

Şimdi burada çok fazla gündeme getirilmeyen bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bir ülkenin iki ordusu olmaz ama bir ordu daha kuruldu. Adına da Suriye Milli Ordusu denildi. Bunların giyecekleri, yiyecekleri, maaşları nereden karşılanıyor? Nerede gösteriliyor bu? Örtülü ödenek mi, Savunma Sanayisi Fonu mu? Birisi bana göstersin, bu harcamalar şu kalem içinde yer alıyor desin.

Bunu niye soruyorum, bir yurttaş olarak merak ediyorum. Çünkü biz bütün bütçe ve bütçe dışı harcamaların kaynağıyız. Bizim ödediğimiz vergilerden karşılanıyor bunlar, biz ödediğimiz verginin nereye gittiğini bilmek istiyoruz.

O rakamları bilsek tahmin yürütürüz, bütçe düşerse “demek ki çıkacaklar” deriz, artarsa “kalacaklar” deriz ama biz bunu bilmiyoruz. Bu açıklanmalı, ben bu soruların sorulduğunu duymadım, yüksek sesli olarak bu vesileyle soruyorum.

'PAMUK ELLER CEBE DİYECEKLER'

Bir diğer boyutu, bu nedenle pamuk eller cebe diyecekler halka. Biz zaten kriz içindeyken, toplum cendereye sıkışmışken bir de ilave yüklerle karşı karşıya kalıyoruz, kalacağız. Şu tartışmayı hatırlayalım, "bunlar bir merminin fiyatını bile bilmiyor" diyorlardı. Bunu dedikleri zaman domates krizi vardı, bunlar arasında çok doğrudan bir bağ var. Marksistlerin değil burjuva iktisatçılarının yazdığı kitaplardan bir örnek vereceğim, üretim olanakları eğrisinden. Dikey eksende sivil, yatay eksende askeri mallar var ya da tam tersi... Kaynağımız kıt, ne yapacağız? Ya bütün olanaklar askeri mallara ya da sivil mallara ayrılacak, ya da optimal bir yola gidilecek. Eğer sivil mallar üretimi azalıyorsa bilin ki askeri mallar artıyor, yani domates bulamıyorsanız bu bir siyasi tercihin eseridir. Bu bütçenin kimin bütçesi olduğuyla da ilgilidir.

Yarın "mal bulamadık", "ürün bulamadık" gündemi olduğunda bunu tanzim satışla çözemezsiniz. İnönü’ye bir çocuğun “bizi ekmeksiz bıraktınız” dediği, buna “Ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım” yanıtı verdiği rivayet edilir. O günleri arar vaziyetlere düşebiliriz.

Yanlış siyasi tercihleri halka ödetmeye kimsenin hakkı yok.

Biz her türlü savaşa itiraz ediyoruz, bu ülke işgal edilirse bugün savaş isteyenler değil, yurtseverler en önde mücadele eder, bundan da emin olun. 

Ancak bugünkü tabloda milliyetçi kesimi bile ikna edemedikleri bir durum yaşanıyor.

Ben koca koca profesörlerin yandaş medyada “bizim orada ne işimiz var?” sorusuna “Rusya’nın ne işi varsa o yüzden, ABD’nin ne işi varsa o yüzden” yanıtını verdiğini gördüm. Bu emperyal bir öykünme değil mi? Hani ne oldu toprak bütünlüğünden yana açıklamaları? 

Son olarak şunu da eklemek istiyorum... Bu imza metni bir kahramanlık metni değil, bunu söylemek gerek. Bu imza metninde aslında halkın tepkisi kısa bir metne döküldü, bu metnin meşruiyeti arkadaki şu an sessiz olan insan yığını. Ancak bu sessizlik “bana ne”ye dönüşürse meşhur papaz hikayesini hatırlamak gerekecek maalesef.