Komünistler Ekim Devrimi'nin 97. yıldönümünü kutladı

Komünist Parti, Büyük Ekim Devrimi'nin 97. yıldönümünü aydınlanma mücadelesiyle kutluyor. Bostancı Gösteri Merkezi'nde düzenlenen etkinlikte konuşmalar yapılıyor, müzisyenler sahne alıyor.
Pazar, 09 Kasım 2014 16:31

Güncelleme 17:24 "Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez" marşının hep bir ağızdan söylenmesinin ardından etkinlik, mücadele çağrısıyla sona erdi.


Güncelleme 17:01 aydemir.jpg Komünist Parti MK üyesi Aydemir Güler'in konuşması:

Devrilen bir devrimin yıldönümünde toplandık.

Toplandık çünkü Ekim devriminin devrilse de insanlığın hafızasından silinmesi imkansız kazanımları var.

Bu kazanımları kazımak için ellerinden geleni artlarına komadılar. Ama varılan noktada ortada parasız eğitim, toplum için sağlık veya tüm çalışanlara iş güvencesi gibi başarıların neredeyse izi bile kalmamış olsa da, Ekim devriminin insanlığın kolektif bilincinden silindiğini kimse iddia edemez.

İnsanların kendi kaderlerini ellerine alabileceği fikri Aydınlanmadan öncesine uzanmaz. İnsanlık tarihinde topu topu birkaç yüzyıllık bir dönemden söz ediyoruz. Bu kadarcık kısa bir zaman dilimi için iktidarın kaynağı ilk kez doğa üstü güçlerden kopartılıp alınmış ve yeryüzüne ayaklarının üstüne indirilmiştir. İktidar bir kez ayaklarının üstüne basınca, insanlık kaderinin önceden yazılmış olmadığını, ama bu dünyada kendi elinde olduğunun ayırdına varınca, artık eşitsizlik, yoksulluk, sömürü kader olarak kabul edilmeye devam edilebilir miydi? Mümkün değil.

Madem insan kendi kaderi hakkında karar veriyor. Karar bellidir. Sömürü, adaletsizlikler, toplumsal eşitsizlik... Kovulacaktı yeryüzünden. Burjuvazi bu kaçınılmaz gelişmeden korkuya kapıldı ve gerilettiği ortaçağ karanlığından yardım dilendi. Giderek, yani günümüzde, örneğin Türkiye'de en koyu karanlığın ta kendisine dönüştü.

Sosyalist Devrim işçi sınıfının bütün insanlık adına bu korkaklığa verdiği yanıttır bir bakıma. Savaşın kader olduğunun reddidir. Açlığın kader olduğunun reddidir. Sosyalist devrimi ihanete uğrayan aydınlanmanın geri dönüşü, yeniden doğuşu sayabiliriz.

Bu nedenle demokrasi lafını ağzından düşürmeyen Batı kapitalizmi değil, sosyalist Sovyetler'dir ilk kez kadınlar dahil genel oy hakkını hayata geçiren.

Bu nedenledir ki, tam istihdamın, bütün kaynaklar gibi emekgücünün de eksiksiz kullanılmasının teorisi yapanlar değil sosyalist devrim yok etmiştir işsizliği.

Bu nedenledir ki, barış laf olmaktan çıkmış, önce 1917 Ekim Devriminin en temel taleplerinden ve motivasyon kaynaklarından biri, sonra da Sovyet halkının uğruna her bedeli ödemeye hazır olduğu bir insanlık durumu haline gelmiştir.

Bu nedenledir ki, seçimler kapitalizmde halkta siyasete katılıyorum yanılsaması yaratmanın aracıdır, sosyalizm ise halkın örgütlü varlığıdır. Sosyalizmi yıkmak isteyenlerin aydınlanmanın izlerini kazıma yoluna girmeleri de kaçınılmazdır.

Türkiye iktidarın kaynağının yeryüzüne indirildiği zaman dilimini çok daha sınırlı süre yaşadı. Padişahın defedildilişini görenler azalsa da onların çocukları henüz hayatta. Ve İstanbul'dan kovulan padişah Amerika üstünden geri gelmiş bulunuyor.

Diktatör sigara içenlere karışma cüretini herhangi bir dünyevi kaynaktan alıyor olamaz. Bu edepsizliği sineye çekenlerse karşılarındakini hakikaten tanrısal bir yaratık sayıyor olmalılar. İnsanların eşit olduğu yolundaki aydınlanma ilkesi AKP rejiminde çoktan terk edilmiş olmalıdır.

Sadece padişah bozuntusunun hezeyana dönüşen gündelik icraatları değil. Kapitalist sömürünün kendisi aydınlanmanın tüm mirasının yok edilmesi halinde aklanabilecek durumda.

Madenlerin birer toplu mezara dönüşmesini olağan kabul edebilmek için, insanların dünyanın kaderini ellerine alabilecekleri inancını büsbütün yitirmiş ve bırakmış olmaları gerekir. Bir grup soyguncunun memleketin iliğini emmesi karşısında elin kolun bağlı kalacağını kabul ediyor ve bu durumu normal mi karşılıyorsunuz, demek ki bu adamların yağmalama hakkına sahip olduklarına inanıyorsunuz. Bu güçlerinin kaynağı tanrısaldır. İnsansa çaresiz, alınyazısı önceden yazılmış bir yaratık!

Kapitalizm öylesine ahlaksız ve amansız bir saldırı rejimidir ki, sorgusuz sualsiz biat edilmesine ihtiyaç duyuyor. Haziran direnişinde, yolsuzluk tapelerinde, Ortadoğu'daki savaş kışkırtıcılığında ipliği çoktan pazara çıkmış bu iktidar sorulara yanıt veremez. Tersanelerin, madenlerin, inşaatların karlarının kanla mı yükseldiği sorusu hiç sorulmamalı, emekçinin ölümü tek kelimeyle kader sayılmalıdır. Hal böyle olduğu için Türkiye'nin modern, kravatlı, etekli, elinde viski bardağıyla gezinen sermaye sınıfı, yobazların iktidarını ideal olmasa da, alternatifsiz bir iktidar olarak sahipleniyor.

Ve sonuç olarak sömürü düzenine, yobazların iktidarına karşı mücadele sosyalizmle ve aydınlanmayla özdeşleşmiş durumdadır.

Cami ve cop... Türkiye buraya indirgenmiş bulunuyor. Cami ve cop sadece yobazları ve sadece zorbaları temsil etseydi eğer, durum başka olurdu. Ancak emperyalizm, büyük patronlar, devletin tüm mekanizmaları bir cephedir. Yobazlar bu güruhun en önünde ağızları köpürerek bir koruluğu yok etmek için öne çıkıyorlar. Ağızlarında “buraya cami yapacağız” lafı.

Bu öncü gericiler yalnız olsalardı, meczup denip geçilecek, tedaviye gönderileceklerdi. Padişahın kendisi dahil! Ancak durum böyle değil ve hep birlikte bir karanlık cephesi kurmuş bulunuyorlar.

Peki ya muhalefet?

Türkiye'de dinci gericiliğin ve artık onunla tamamen aynı anlama gelen sömürü düzeninin muhalif destekçileri veya koltuk değneklerini de ihmal etmeyin. Cephenin parçası olmasalar da, farklı bir yolları olmadığını göstermeye çabalıyorlar. Bundan bir yıl önce Mustafa Kemal'in ölüm yıldönümünde camiye doluşup Atatürk'e el fatiha okutan kafa günümüzün sosyal-demokrasisidir. Ben Tayyip'in arkadaşıyım diye övünen adamları aday diye salmak koltuk değneği stratejisinin simgesidir.

İmamın Ankara'dan atanmayanını istemek ve bunu yaratıcı muhalefet diye pazarlamak, gericiliğin Kürt dilinde dile getirilen türüne itiraz etmemek günümüzün ulusal kurtuluşçuluğudur.

Türkiye'de sosyalizmin dışında duran, kapitalist sömürü düzenini sorgulamaktan uzak duran akımların aydınlanmayla bağları son derece zayıfladı. Sosyalizm ve aydınlanma örtüşüyor. Sosyalist devrim bir aydınlanma devrimidir. Her zaman öyleydi. Kapitalizmin bu korkunç ve en vahşi evresinde karanlık bir yasa haline geldiyse, aydınlanma tek çıkış yoludur.

Sosyalist aydınlanma kendisinden önceki aydınlanmacıların mirasını sahiplenir ve onların yarım bıraktığı, belki de ihanet ettiği yolu açmakla mükelleftir. Devrimcilik, sosyalist devrimcilik aydınlanmanın 21. yüzyıldaki adıdır.

İkircikli muhaliflerin mantığı şöyle çalışıyor: radikal olmayalım ki, ılımlıları kazanabilelim. Tamamen yanlış. Radikal aydınlanmacı olmayan yobazlıkla kavga etmez, uzlaşır. Yobazlar ve yobazlarla uzlaşanlar... Dinci gericiliğin karşısında aydınlanmanın ilkeleriyle dikilmeye cesaret edemeyenler gericiliğin alternatifsiz olduğu tezini doğrularlar. Radikal tutum genişleyemez, çoğalamaz diyorlar. Oysa uzlaşmacılığın tercih edilmesi için herhangi bir neden yok. Aslı varken kopyasını kim ne yapsın?

Gericilik emperyalizmden sömürüye uzanan bir cepheyse bugün, bizim yapmamız gereken de gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadeleyi başa yazan bir emekçi cephesi yaratmaktır. Bu cephede “seyreltilmiş gericiliğe” yer yok. Gerçek müslümanlardan bahsetmenin yeri yok. Bizim cephemizde herkesin dini, inancı kendine ve dinler, inançlar, ibadetler siyasetin tamamen dışına.

Bu cephede emperyalizmi mazur göstermeye yer yok. Avrupa'dan demokrasi, Amerika'dan barış... olmaz olsun ve zaten olmaz!

Ama olmayacağını bizzat yaşamak için her politik momentte soldan birilerinin çıkıp “acaba” diye kalakalmaları mı gerekir? Geçmiş momentlerin birkaçında ilkeli davranılsaydı eğer, şimdi biji serok obama cüretini kimse gösteremezdi!

Karanlık cepheleşmişse bizim ihtiyacımız olan cephe de aydınlanma cephesidir. Aydınlanmanın anti-emperyalist, yurtsever cephesi. Emekçi halkımızın içini dolduracağı ve 2013 yılının direniş günlerini yeniden üreteceği bir cephenin nitelikleri başka bir şey olamaz.

Türkiye'ye bakanların önemli bir bölümü kendini karanlığın içinde pusulasız hissediyor. İşçiler her gün gömülüyor, çocuklarımız imam yapılıyor, iktidar her işe, herkese karışıyor... Bir kez daha Türkiye bu değil diyoruz. Hayır Türkiye bu değil.

Karanlığın bir ucunda hala sönmeyen ışık değil, yeniden parlayan bir güneş var. Aydınlanmayı ve bağımsızlığı içeren sosyalizm mücadelesi biricik çıkış yoludur ve Türkiye'de bu yola girmeye hazırlanan milyonlarca emekçi vardır.

Ekim Devriminin 97. yılında bu büyük insanlığı boyun eğmemeye çağırıyoruz. Boyun eğmeyeceğimizi ilan ediyoruz.


Güncelleme 16:50 Etkinlik, Ruhi Su Dostlar Korosu'nun sahne almasıyla devam ediyor. ruhisu.jpg


Güncelleme 16:40 yatagan_2.jpg Etkinliğe katılan Yatağan İşçileri sahneye çıkarak Ekim Devrimi'ni selamladı, dayanışma duygularını iletti.


Güncelleme 16:13 ispanya_0.jpg İspanya Halkları Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Astor García:

Sevgili yoldaşlar ve sevgili dostlar

Burada, kardeş partimiz Komünist Parti'nin Büyük Ekim Sosyalist Devriminin 97. yılını kutlamak ve işçi sınıfı ve dünya halkları derin bir kapitalist krizle karşı karşıyayken, güncelliğini savunmak için gerçekleitirdiği bu etkinlikte sizlerle olmak büyük bir zevk.

Bugün ülkelerimizde, büyük tekellerin çıkarları adına, burjuva hükümetlerinin sistemli şekilde, nasıl işçi sınıfının çok zorluklarla kazanılmış haklarına saldırdığına şahit oluyoruz. Hakim sınıflar, XX. Yüzyılda, Sovyetler Birliğinin ve cok sayıda sosyalist devletin varlığının verdiği korkuyla, kapitalist ülkelerin işçi sınıflarına, her zaman için yok etmek istedikleri bir dizi hak ve sosyal kazanım sunmak durumunda kalmışlardı.

Bugün ise, Soma ve Karaman'daki madencilerin yaşadıklarının da gösterdiği gibi, kapitalistler, işçileri, hiçbir hakkı olmayan, iş güvenliği ve şartları önem taşımayan sadece ucuz iş gücü olarak ilgilendirmektedir. Bizim dönemimizde, eski sosyalist ülkelerin kapitalist restorasyonundan sonra, haklarımızın, iş saatlerinin artışıyla, maaş indirimleriyle, emeklilik yaşlarının yükselmesiyle, kamusal hizmetlerin kötüleşmesi ve nihayet burjuva hikimetlerinin kapitalist dostlarının zengnleşmesi için bunların özelleştirilmesiyle, haklarımızın ortadan kaldırıldığını görüyoruz.

Bu sürekli saldırı vaziyetinde, sosyalist blokta karşıdevrimin zaferiyle birlikte işçi sınıfına ve emekçi halka karşı kapitalistlerin yürüttüğü bu gerçek savaşta, ve de hala devam eden kapitalist krizin patlamasıyla da hızlanan bir şekilde, kapitalistler, halkın hareketsiz kalması için ve devrimci bir anlamda yanıt vermemesi için elindeki bütün aygıtları kullanmaktalar. Sınıf düşmanının kullandığı aygıtlardan biri de gerici ideolojiler. Dincilik, milliyetçilik, ırkçılık, zenofobi gibi işçi sınıfının, sınıfsal çıkarlarını anlamasına engel olan ve işçi sınıfının birliğini zorlaştıran ve işçileri başka bayraklar ve başka çıkarlar altına yerleştiren ideolojilere başvuruyorlar. Günümüzün kapitalist gelişme noktasında, burjuvazi işçi sınıfına, daha fazla sefalet ve daha fazla sömürüden başka hiçbirşey vaat edemez. Eski düzeni yıkan ve kapitalizmi kuran burjuvazinin, tarihin bir döneminde sahip olduğu ilerici rol, bügün artık yoktur.

Biz işçiler, herşeyi üreten, ülkelerimizdeki zenginliği ortaya çıkaran ve iş gücümüzle bütün toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeye mahir olanlarız. Ama burjuvazi, kapitalistler ve onlara hizmet eden hükümetler, yolumuzu kesiyor, kurallarını ve üretimde anarşiyi dayatıyor ve bu yolla, ülkelerimzde ve dünyada milyonlarca insanın aç kalmasına sebep olıuorlar. Kapitalizm ve kapitalistler, insanlık için bir frene dönüştüler, bu yüzdendir ki, işçi sınıfının iktidarı fethetmesi ve de sosyalizmi kurması bir zaruriyettir. Fakat, hedefimizin ne olduğunu net olarak bilmek bunun için yeterli değil.

İş yerlerinde, okullarda, halk mahallelerinde gün be gün çalışmak, bir takım mücadeleleri kazanmak, bu kazanımlarla işçi sınıfına ve emekçi halka kazanımların elde edilebileceğini, zaferlerin mümkün olduğunu, ve gincel durumu değiştirecek güce sahip olduğumuzu göstermek durumundayız. İspanya Halkları Komünist Partisi, kendini bu zorlu göreve adamış, her gün işçi sınıfıyla birlikte savaşmakta ve bu sırada sosyalizm ufuğunu kaybetmemektedir.

Tıpkı Komünist Partili Türkiyeli kardeşlerimiz gibi. Çünkü sadece sosyalizmde bütün insanlığın ihtiyaçlarının karşılanacağını garanti edebiliriz.

Yaşasın Büyük, Sosyalist Ekim Devrimi! Yaşasın Komünist Parti ve İspanya Halkları Komünist Partisinin kardeşliği! Yaşasın Proleter Enternasyonalizm!


Güncelleme 15:56 Rusya Komünist İşçi Partisi Merkez Komite sekreteri İlya Ferberov dayanışma duygularını iletti:

Değerli Yoldaşlar!

Ortak bayramımız vesilesiyle düzenlediğiniz etkinliğinizde Rusya Komünist İşçi Partisi’ni temsil ediyor olmaktan onur duyuyorum. Mücadelemiz Gorbaçov’un hala Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin başında, kapitalizme geçiş planını yürütmekte olduğu 1989 yılında başladı. O zamandan beri işçilerin devrimci, Marksist-Leninist komünist partisi olma yolundan dönmedik.

97 yıl önce Rus işçilerin diğer halkların işçileriyle enternasyonal dayanışma içinde gerçekleştirdiği Büyük Ekim Sosyalist Devrimi insanlık tarihinde yeni bir sayfa açtı sosyalist işçi devrimleri çağı… Devrimimizi Avrupa’da, Asya’da ve Amerika’da gerçekleşen devrimler takip etti. Ve kesin biçimde biliyoruz ki, Devrimin güçlükleri ne olursa olsun ve hangi geçici karşı-devrimci dalgalarla karşılaşırsak karşılaşalım, nihai zafer sosyalizmin ve komünizmin olacak.

Ve şunu da biliyoruz ki, bu görevin gerçekleşmesi ancak devrimci bir yoldan giderek mümkün. Burjuva diktatörlüğünün yerine proleterya diktatörlüğünü geçirerek, sömürü üzerine kurulu burjuva düzenin yerine insanın insanı sömürmediği sosyalist düzeni geçirerek, mümkün…

Sosyalist Devrim, ancak kavga için ayağa kalkma ve geniş emekçi kitleleri peşinden sürükleme yeteneğine sahip örgütlü işçi sınıfının onun gerekliliğinin farkına varması ile mümkün. Toplumsal düzenin devrimci dönüşümü öncelikle insanların zihninde bir devrim gerçekleşmesini gerektirir. İşçi sınıfını fikri olarak silahlandırmak, ona mücadele için organize olması konusunda yardımcı olmak: işte bu komünist partinin kendine biçtiği misyondur.

Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren işçi sınıfı Sovyet işçi vekillerinin iktidarını kurdu. Demokrasinin en ilerici, en yüksek formu oluşturuldu: Emekçilere ait ve emekçiler için proleter demokrasi…

Doğal olarak, emekçilerin yaşamındaki hızlı ve köklü dönüşüme tanıklık işçi sınıfının bilincini olumlu yönde etkiledi. Kendini tüm haklardan mahrum, baskı altında bir işçi sürüsü gibi değil, ülkesinin, kaderinin ve büyük harfle İnsanlığın bütünüyle sahibi gibi hissetmesini sağladı.

Yine aynı şarkıdan: “İnsanın böyle özgürce nefes aldığı başka ülke bilmiyorum.”

O nedenle faşist sürüsü Avrupa’yı esaret altına almış olmanın gururuyla ülkemize saldırdığında tüm halkın hakiki direnişiyle ve kitlesel kahramanlıkla karşılaştı. Burada insanlar ne için kavga ettiklerini biliyorlardı: Yalnızca ulusal değil sınıfsal tahakküme karşı özgürlükleri için, gerçekten kendilerine ait toprakları için, kendi üretim araçları ve iktidarları için…

Emekçi halkın hayatındaki iyileşme, Sovyetler Birliği’ndeki sosyo-ekonomik dönüşümler ve bunların sistematik karakteri tüm dünyadaki gelişime ivme kazandırdı. Uluslararası komünist ve işçi hareketlerini güçlendirdi. Büyük kapitalist ülkelerin burjuvazilerinin Sovyetler Birliği’nin bulaşıcı örneğinden ödleri koptu. İşçi hareketine taviz vermek ve emekçilere belli sosyal güvenceler sağlamak zorunda kaldılar. Bunların kapitalistlerin iyi niyetleri sonucu değil güçlenen proleter bilincin gücünün, Sovyet işçilerinin yaşamlarının yarattığı örnek sayesinde hız kazanan işçi mücadelesinin sonucu olduğunu anlamak gerekir. Bunlar kapitalistlerin hediyesi değil, işçilerin kazanımlarıdır.

Şimdilerde kapitalizmin ülkemizdeki geçici restorasyonunun sonucu olarak insanlar yeniden korkunç bir baskı altında yaşıyor. Tüm zenginliklerimiz zor ve hileyle bir grup sömürücü tarafından ele geçirildi. Bütün bunların neden böyle olduğunu anlatmaya vaktimiz yok. Ama gerçek şu ki yeniden kapitalizm koşullarında yaşıyoruz. Yeniden insanca bir düzende değil, kurtların sofrasındayız. Yıkılan Sovyetler Birliği’nin topraklarında yeniden faşizmin ortaya çıkışıyla sarsılıyoruz. Ve bu nedenle sömürüden kurtuluşumuz için işçi sınıfını yeniden mücadeleye örgütlüyoruz.

Bugün tüm ülkelerin kapitalistleri tüm boyutlarıyla gericiliği yükseltiyorlar ve şimdiden emekçilerin kazanımlarının bir kısmını geri almış durumdalar. Sömürü en vahşi biçimlerini alarak güçleniyor.

O nedenle şimdi, komünist ve işçi partileri arasındaki kardeşçe ilişkileri güçlendirme, kapitalizme karşı mücadelemizi sosyalist devrime hazırlık için koordine etme zamanı.

Türkiyeli işçilere Rusyalı işçilerden kardeşçe selam!

Girdiğimiz yolda duraksamak yok!

Yaşasın gerçek komünist, devrimci, Marksist-Leninist parti!

Bayramımız kutlu olsun sevgili yoldaşlar!

Güncelleme 15:46 ozgursen.jpg Komünist Parti Merkez Komite üyesi Özgür Şen'in yaptığı konuşma:

Değerli yoldaşlar, dostlar,

Kapitalizm hepimizin bildiği gibi yapısal olarak krizler üreten bir sistem. Yine hepimiz biliyoruz ki bu krizler kapitalizmin sonunu getirecek. İşçi sınıfı partisinin önderliğinde bu krizleri kullanarak iktidara yürüyecek.

Ama yine biliyoruz ki, işçi sınıfının iktidara yaklaşamadığı, siyasi ve toplumsal ağırlığını artıramadığı her krizin bedelini yine işçi sınıfı ödüyor. Biz ödüyoruz. Çünkü her krizde kapitalizmin patronları, bütün bedeli halka, emekçi sınıflara ödetmeye çalışıyorlar. Her krizde sermaye düzeni bizim üzerimize daha fazla geliyor. Her kriz, bizim için daha fazla yoksulluk demek. Daha fazla çalışmak ama karşılığını alamamak demek.

İnsanların buna sessiz kalmayacağını bildikleri için daha fazla baskı demek. Daha fazla polis copu, daha fazla gaz demek…

Kriz daha fazla savaş demek.

Bu dünyada iki sınıf var. Ama nasıl yoksulluk ve ezilmişlik bizim payımıza düşüyorsa, ölüm de bizim payımıza düşüyor. Krizler, daha fazla ölmemiz demek. Uluslararası kapitalizm bugün derin bir krizle boğuşuyor. Bu kriz, ekonomik ve siyasi olarak kendisini sürekli gösteriyor. Para babaları bu krizin maliyetini emekçilerin sırtına yıkmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

Emekçilerin tüm dünyada yaşam koşulları kötüleşiyor, ücretler düşüyor, emekçilerin piyasaya bağlanması için yeni araçlar üretiliyor. Patronlar her gün işçileri daha fazla sömürmek için farklı yollar geliştiriyor.

Bu bedeli ödemek istemeyen işçilerin örgütlenmesini, ayağa kalkmasını engellemek için de her yol deneniyor.

Emekçi sınıflar bugün çok ama çok ağır bir saldırı altında. Kapitalizmin krizi derinleştikçe, sermayedarlar daha fazla saldırıyor.

Kapitalizm nefesini tüketirken, bunun fark edilmesini önlemek için elinden geleni yapıyor.

Kapitalizmi bitirecek olan budur çünkü.

Bu düzen kendisinin bir seçeneği olmaması yanılsamasının üzerinde durur. Kapitalizm seçeneksizdir. Alternatifi yoktur. İçinde yaşadığımız bu kahrolası düzen bizim kaderimizdir. Bu yoksulluk, bu vahşet, bu baskı, bu acı, bu zulüm insanın alın yazısıdır.

İnsanları bu düzenin içinde tutmanın yolu onlara bu düzen içinde dahi bir gelecekleri olduğunu düşündürmektir. Her insan bir gelecek ister. Kapitalizm hep uzak bir geleceğe, bir hedefe işaret eder. O gelecekte nasıl olacaksa bütün sorunlar düzelecek, herkes mutlu yaşayacaktır. Bu hayal kimi zaman Avrupa Birliği’dir, kimi zaman küçük Amerika’dır… Ama aslında her zaman bir fikirdir.

Kapitalizmin de fikirlere ihtiyacı var. İnsanlar fikirlerin peşinden gider. Doğru ya da yanlış… Fikirler olmadan bir düzen sürmez, fikirler olmadan insanlar ikna edilemez.

Ne yazık ki kapitalizmin hep fikirleri vardı ve ne yazık ki kapitalizm 20. Yüzyılı önce fikirler alanında kazandı. Biz bir savaşı en güçlü olduğumuzu düşündüğümüz alanda kaybettik. Ne acıdır kazandığımız bir yüzyılı geri verdik.

Ekim Devrimi bir fikir olarak kazandı. Sonra bir fikir olarak kaybetti.

Kaybettiğimizi elbette geri alacağız. Bilinsin ki yine bir fikir olarak kazanacağız…

Bugün kapitalizmin en zayıf karnı da burasıdır. Kapitalizm derin krizi içerisinde fikir üretemez hale geldi.

Çok yakın zamana kadar insanlara bu düzen içerisinde bir geleceği olduğunu düşündürtebilen, bu yanılsamayı pazarlayabilen, insanları buna ikna edebilen kapitalizm bugün tamamen fikirsiz kalmak üzere.

Dünyada sermaye düzeni fikirsiz kaldığında ya da başka bir fikrin, bizim fikirlerimizin karşısında ezildiğinde tarihi boyunca hep aynı araca başvurmuştur. Sonu gelmez, dibi görünmez bir gericilik ve bu gericiliğe eşlik eden, bu gericilikten beslenen ve bu gericiliği besleyen savaş tehlikesi.

Gericilik ve savaş bugün kapitalizmin sürekliliğini sağlayan araçlardır.

Sermaye düzeni gericilikten mutludur. Savaşlar patronlar için hem bir para kapısı, hem de bu düzenin sürekliliği için kullanılan ideolojik mekanizmalardır. Onların gericilikten bir şikayeti yok. Savaş onları rahatsız etmiyor.

Patronlar için en önemlisi bu düzenin sürmesi. Kendilerinin hep iktidarda kalması. Bu dünyanın zenginliklerinden hep onların faydalanması. Bunun için tüm dünyanın karanlığa boğulması gerekiyorsa, patronlar çekinmez.

Evlerin, sokakların, kentlerin, ülkelerin gericiliğe teslim edilmesi gerekiyorsa, edilir.

Dünya karanlık bir dönemin ardından büyük bir savaşa sürüklenecekse, sürüklenir. Patronlar bunu öze alır. Milyonlar göz kırpmadan ölüme gönderilir. Fantezilerden, hayal mahsulü hikayelerden söz etmiyoruz. Dünya tarihi bunun örnekleriyle dolu…

Gericilik ve savaş kapitalizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Kapitalizm var olduğu sürece, gericilik ve savaş tehdidi var olacak… Bunların olmadığı bir kapitalizm yok. Bundan başka bir kapitalizm yok. İlerici bir kapitalizm yok. Barış içinde yaşanacak bir kapitalizm yok. Fantezi olan bunlar. Asıl bunlar hayal mahsulü… Gerçeklere dönelim. Kapitalizm fikirlerini tüketti. Kapitalizm insanlara bir gelecek sunamıyor. Bir avuç sermayedar ve onların hemen yanı başında duran bir azınlık dışında çok geniş kitleler için kapitalizm tükenmiş durumda. Kapitalizm kitleler için yeni fikirler üretmek ve bunları anlatmak zorunda. Ama üretemiyorlar. Yakın geçmişe bir bakın. Burjuvazi insanlara ne öneriyor bugün? Gericilik ve savaş dışında kapitalizmin gündeminde ne var? Hiçbir şey… Bu tablonun yakın zamanda değişeceğine dair bir işaret yok. Tam tersine… Gelişmeler gösteriyor ki, dünya daha da gericileşecek.

Bu gericileşmenin bir parçası olarak insanlığın çağlar boyunca yarattığı ilerici birikime daha fazla saldırılacak.Bazı ülkelerde dinin siyasal ve toplumsal yaşam içinde ağırlığı daha da artacak. Bilimsel düşünce karar mekanizmalarından tamamen çıkacak. Yine bazı ülkelerde modern yönetim biçimleri gündemden düşecek. Kapitalizm devlet örgütlenmesinde modern öncesi biçimlerle ilişkisini tazeleyecek. Emperyalizm, hiyerarşinin altındaki ülkelerden daha fazla bağlılık ve koşulsuz itaat talep edecek. Her alanda, mümkün olan her şekilde işçi sınıfının üzerine gidilecek. Sınıfın elindeki tüm haklar gasp edilmeye çalışılacak, işçi sınıfının sahip çıktığı tüm ilerici değerlere saldırılacak.

Savaşlar yayılarak devam edecek… Kapitalizmin gelecek gündemi bu işte. Kapitalizm insanlığa bugün yalnızca bunları sunabiliyor.

Değerli yoldaşlar, sevgili dostlar, Bu gericilik dönemini bitirmek bizim elimizde.20. yüzyılın başında Ekim Devrimi ile insanlık bir büyük zafer kazanmış bir gericilik dönemini kapatmıştı. Biz bu zaferi önce fikirler alanında kazanmıştık. Ekim Devrimi kapitalizme karşı üretilmiş en kapsamlı en büyük fikrin eşsiz zaferidir. Sosyalizm bugün fikirler alanında yeniden kazanacak durumdadır. Kaybettiğimizi, kaybettiğimiz alanda, tam orada, fikirlerin dünyasında, geri alabiliriz. Kapitalizmin fikren bittiği, fikren bittikçe gericiliğe sarıldığı bugünlerde sosyalizm, kapitalizmin ve onun ürettiği gericiliğin tek alternatifidir. Sosyalizm insanlığın aydınlık geleceği için tek seçenektir.

Gericilik ve savaş üretmeyen bir kapitalizm yok. Ama aydınlık bir gelecek ve barış dolu günler için de sosyalizmden başka bir seçenek yok. Kapitalizm gericiliği ve savaşı temsil ederken, sosyalizm ilericiliği ve barışı temsil ediyor. Kapitalizm karanlık, yoksulluk, kan ve gözyaşı önerirken, sosyalizm, eşitlik, özgürlük, insanca bir yaşam öneriyor. Bizim fikrimiz daha kapsamlı ve daha bütünsel… Bizim fikrimiz daha aydınlık ve daha iyimser… Bizim fikrimiz umut ve mutluluk vaad ediyor… Biz daha güçlüyüz.

Bu düzenin en büyük korkusu bu düzenin sonunun geleceği korkusudur. Patronlar bir sınıf olarak bu korkuyla tanımlanabilir. İktidardan düşme korkusu burjuvaziye içseldir. Bizim ise kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Onlar korkuyorlar, çok korkuyorlar. Bizim korkacak hiçbir şeyimiz yok. O zaman cesaret, cesaret, daha fazla cesaret. Biz kazanacağız. Gericilik ve savaş çığırtkanlığı kaybedecek. Kapitalizm kaybedecek.

Sosyalizm kazanacak.

Güncelleme 15:26 ykp1.jpg KKE Siyasi Büro üyesi Eleni Bellou’nun yaptığı konuşma:

Sevgili yoldaşlar,

Geçtiğimiz yüzyıl içerisinde uluslararası işçi hareketinin en önemli tarihsel kazanımı olan Ekim devrimini onurlandırmak üzere düzenlediğiniz bu etkinlikte size Yunanistan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin devrimci selamlarını getiriyorum. KP liderliğine, üyelerine ve dostlarını sınıf düşmanına ve oportünizme karşı mücadelenizde KKE’nin dayanışma duygularını iletiyorum. Partinizin içinde bulunduğu siyasi-ideolojik ve örgütsel yeniden yapılanma sürecine her yönüyle desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Oportünist kesim ile yaşadığınız ayrılık her ne kadar şu anda parti içi krizin yol açtığı kayıplarla başa çıkmanız gerekiyorsa da, kesinlikle devrimci bir tavır, komünistlerin siyasi sağlığının bir göstergesi ve Türkiye’deki, Balkanlardaki ve tüm bölgedeki emek hareketi için bir umut. Kendi olumlu ve olumsuz deneyimlerimize dayanarak KKE olarak sizi şu konuda temin edebiliriz: Kapitalizm ya da sosyalist kuruluş aşamasında oportünizme karşı mücadele, bütün ülkelerde komünist devrimci bir işçi sınıfı öncüsünün var olması için bir gereklilik. Tarih bize göstermektedir ki, oportünizme karşı mücadelenin başarıyla sonuçlanması, her tarihsel dönemde komünist partilerin saflarının devrimci bir şekilde yenilenmesinde belirleyicidir. Böylece komünistler işçi sınıfıyla, gençlikle, kadınlarla, yoksul köylüyle, ücretli çalışan aydınlarla, yani kapitalizmin kendilerini teslim almak için çok sayıda mekanizma ve araç geliştirmesine rağmen kapitalizme teslim olmayan tüm güçlerle militan komünist bağlar kurabilirler.

Bugün kutladığımız olay, Sosyalist Ekim Devrimi’nin 97 yıl önce Rusya’da zafere ulaşmasıdır. Devrim, Bolşeviklerin, oportünist Menşeviklerle başarılı bir biçimde mücadele ederek, en ünlüsü Lenin olan öncü kadroları ön plana çıkararak, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında hain sosyal şovenistler olarak tarihe geçen sosyal demokratlarla kendilerini ayrıştırarak devrime öncülük edebilecek bir partiye dönüşmeleri ile mümkün oldu. Çünkü emperyalist savaşın ortasında Lenin, “Devlet ve Devrim” başlıklı kitabında devletin sınıf karakterine ilişkin görüşlerini ayrıntılı olarak ortaya koyabildi. Diğer bir deyişle, modern burjuva devletinin, daha önceki devlet biçimlerine, örneğin yarı feodal olanlara karşı mücadelesi henüz tamamlanmamış olsa bile, 20. yüzyılda artık gerici bir karaktere sahip olduğuna ilişkin teorisini geliştirdi.

Bolşevik partinin devrimi zafere taşıyabilmesinin birbiriyle bağlantılı iki temel nedeni vardı:

Birincisi, hayatın kendisinin eskittiği siyasi pozisyonlara, örneğin çarlık ile sosyalist işçi sınıfı iktidarı arasında aşamalı bir geçiş öngören kendi programlarına bile, karşı çıkabilen bir liderliğe sahipti. Lenin, 1917’de Rusya’nın koşullarına baktığında, komünist partinin işçi sınıfına ve kalabalık yoksul köylülere karşı tek görevinin, işçi sınıfı iktidarını kurmak olduğunu gördü. Bu onu Bolşevik kadrolarla bile karşı karşıya getirdi.

İkincisi, en büyük fabrikalarda çalışan, yarı-proleterlere ve köylü kitlelerine ortak bir mücadele için ilham verebilecek ya da onları bu mücadeleye yönlendirebilecek işçi sınıfı güçlerine sahipti.

Sevgili yoldaşlar,

Maalesef, Bolşevik partinin emperyalist savaş karşısındaki stratejisinin bize sunduğu bu pozitif deneyim, II. Dünya Savaşı koşullarında uluslararası komünist hareketin izlediği stratejinin değişmez bir niteliği haline gelmedi. Sonuç olarak, saldırgan ülkelerde ya da işgal altındaki ülkelerde olsun, birbiriyle bağlantılı iki görev için verilen mücadelenin etkili olması sağlanamadı. Bu iki görev Sovyetler Birliği’nin savunulması için mücadele ve devrimci durumun söz konusu olduğu ülkelerde işçi sınıfı iktidarının zafere ulaşmasıydı.

Revizyonizm ve siyasi oportünizme karşı mücadele etmenin yanı sıra, tüm komünist partiler, kendi başlarına ya da dost komünist partilerle işbirliği yaparak, 1944 yılında Yunanistan’daki gibi siyasi devrimi engelleyen nedenleri ortaya koyacak ideolojik ve politik gücü bulmak zorundalar.

Emek hareketinin uluslararası alanda, Balkanlarda, Yunanistan’da ve Türkiye’de karşı karşıya olduğu olumsuz güç korelasyonuna rağmen bir komünist partinin devrimci strateji geliştirme görevi ertelenemez. Bu olumsuz güç korelasyonu, her şeyden önce 20. yüzyılın sosyalist inşa projesinin karşı devrimciler tarafından yıkılmasıyla ve derin bir oportünist bozulmayla ortaya çıkmıştır.

Ancak sosyalist inşa sürecinin başarıları, burjuva ideolojisi ve politikaları doğrultusunda dünyanın dört bir yanındaki her türden revizyonist ve oportünist akım kullanılsa bile tarihten silinemez. Paris Komünü’nün (1871), daha sonra 1905 devriminin yenilmesi, 1917 yılında Rusya’da sahneye çıkan Bolşevik partinin olgunlaşmasına kaktı yaptı. SSCB’de sosyalist inşa sürecinin yenilmiş olması, şu ana kadar her yönüyle görünür olmasa da, diğer ülkelerde komünist hareketin olgunlaşmasını güçlendirebilir.

Yine de, bugün daha fazla komünist parti, devrimci işçi hareketinin varlığı için gereken bu sürece katılıyor. Çünkü öbür türlü partilerin taşıdıkları isimlerden bağımsız olarak kapitalizme, dejenerasyona teslim olmaları kaçınılmaz hale gelir.

Nesnel olarak, sosyalizmin ve komünizmin gerekliliği kapitalizmin gelişmesine, kapitalizm ile ücretli emek arasındaki çelişkiye içseldir.

2008 kriziyle birlikte bu karşıtlık tüm boyutlarıyla ilan edilmiştir. Geldiğimiz noktada ekonomik krizin aşılacağı ise hala şüphelidir, çünkü bu yıl sanayi üretiminde küresel ölçekte yeni bir durgunluk baş göstermiştir. Ekonomik kriz, kapitalist merkezleri bile dehşete düşüren bir işsizlik dalgasına yetersiz beslenme açlığın tırmanışına evsiz insanların ve bebek ölüm oranlarının tüm gelişmiş kapitalist ülkelerde bile tırmanışına yol açmıştır.

Enerji kaynakları ve enerji hatları üzerindeki emperyalist rekabet giderek tırmanmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz, Avrasya ve Ortadoğu’da yerel ölçekli savaşlar tırmanmaktadır. NATO, yeni saldırı planlarını detaylandırmakta ve uygulamaya koymaktadır. Rusya ve benzeri diğer emperyalist merkezler de bu yolu izlemektedir. Yeni ticaret savaşları patlamaktadır: ABD ile Rusya-Çin Çin ile Japonya arasında olduğu gibi.

Kapitalist merkezler arasındaki rekabetin giderek keskinleşmesi, her ne kadar NATO üyesi olarak ortak amaca hizmet etseler de, Türkiye ve Yunanistan burjuvazileri için de bir gerçekliktir. İki ülkenin halkları, birbirleriyle olan ilişkilerini kendi burjuvazilerinin mevcut ittifak veya çatışma durumu üzerinden tayin etmemelidir. Her iki dünya savaşı da bize göstermiştir ki, kapitalist ittifaklar kurulur ve feshedilir çünkü kapitalizm koşullarında hiçbir şey kapitalist rekabeti engelleyemez. Yine hiçbir kapitalist ittifak, güçlü olanın zayıf olana üstünlüğünü kabul ettirmek ve sürdürmek için uyguladığı şiddeti önleyemez. Kapitalist dünyanın küresel ölçekte hüküm istikrarı bir yanılsamadan ibarettir. Bu, adeta patlamayı bekleyen bir volkandır.

Tam olarak zamanını kestiremesek de, partilerimizin ülke içindeki çeşitli güçlerle ilişkileri bağlamında yeni zorluklarla karşılaşacağını öngörebiliriz. Bu duruma ciddi biçimde hazırlıklı olmalıyız. Yunanistan’da olduğu kadar Türkiye’de de milliyetçi, ırkçı ve dinsel güçler bağlamında çeşitli dengelerinin değiştiğini görüyoruz. Oportünist yaklaşım, bunu pozitif bir değişim olarak sunmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, komünist partileri burjuva hareketlerin bir kısmıyla ittifaka itmeye çalışıyor.

Oportünizm ve asimilasyona karşı mücadele etmek doğru bir tercihti. Diğer ülkelerde, örneğin Mısır, Libya, Tunus, Ukrayna ve Suriye’de, koşullar giderek karmaşıklaşıyor. Çeşitli emperyalist merkezlerin bölücü müdahaleleri sonucu iç savaşlar giderek tırmanıyor. Ne var ki, komünist partilerin işçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin bağımsız örgütü olarak bağımsız bir mücadele çizgisi sürdürmeleri kolay olmamaktadır. Bu sorun, yalnızca bu ülkelerdeki sınıf hareketlerini değil, komşu ülkelerdeki hareketleri de ilgilendirmektedir. Bu nedenle, siyasi ve ideolojik hedeflerimiz yalnızca kendi ülkelerimizle sınırlı olmadığını bilmeliyiz.

Komünist mücadelenin Balkanlar’da, Doğu Akdeniz’de ve Avrasya’da güçlenmesi için ortak bir mücadeleye ihtiyacımız var. TKP, YKP ve diğer tüm gerçek komünist partiler için yakın gelecekteki en önemli görev, uluslararası hareketi tekrar biraraya getirmek olacaktır.

KP, YKP, gerçek komünist partiler, uluslararası hareketi yeniden bir araya getirecetir. Devrimci mücadelenizde başarılar diliyoruz. Yaşasın sosyalist mücadeleniz ve sosyalist Yunanistan için ortak enternasyonal mücadelemiz.

Güncelleme 15:08 Yitirdiğimiz maden işçileri paylaşılan şiirle anılıyor. maden2.jpgGüncelleme 15:01 Komünist Parti Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan'ın yaptığı konuşma: kemal.jpg

Merhaba dostlar, yoldaşlar, aydınlık bir dünya ve Türkiye özlemi için yanıp tutuşanlar…



Bugün, 1917 yılında insanlığı tarih öncesinden çıkarmak, karanlıktan aydınlığa taşımak için gerçekleşmiş en büyük hamleyi anmak, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’ni kutlamak ve 1991 yılında kesintiye uğrayan bu onurlu kavgaya Türkiye’den koymakta olduğumuz katkıyı bir kez daha değerlendirmek için buradayız.

1917 Rusyası. Savaş var… Yoksulluk var… Açlık var… Hayal kırıklığı var… Savaşa dair çarın, 1917 Şubatı’nda çarın devrilmesi ile iktidara gelen burjuva hükümetin yalanlarına daha fazla tahammül edemeyen çıkış yolu arayan milyonlarca işçi, köylü var… Halklar hapishanesinde yıkım var, kaos var, devrimin yükselişi var.

Bir de Rusya’nın zeki, gözüpek, yaratıcı ve iyi insanları… Çağa damga vuran büyük ihtilalciler…

Ayrım gözetmeksizin ama en başa yazarak Vladimir İlyiç’i, sonra da devrimi rotasında tuttuğu, Sovyetler Birliği’nin bir sanayi ülkesi haline gelmesine, faşizmin yenilmesine büyük katkılar koyduğu için şimşekleri üzerine çeken Yosif Stalin’i, dedim ya yanlışlarını-doğrularını bir kenara bırakıp 1917 Ekim Devrimi’nin aklı ve karargahı olan partinin bütün militanlarını Troçki’nin, Buharin’in, Kamenev’in, Zinovyev’in, Molotov’un, Jerzinskiy’nin, Lunaçarskiy’nin, Sverdlov’un, Molotov’un, şahsında selamlama ihtiyacı duyuyorum.

Onlar insanlığı sosyalizmle tanıştıran, eşitlik ve özgürlük idealini ete kemiğe büründüren tarihsel bir sıçramaya öncülük etti. Onları selamlıyoruz. 
Nedir sosyalizm?

Parasız, eşit, bilimsel eğitim? Çok önemli. Ama sosyalizmi anlamlandırmaya yetmiyor elbette…

Parasız, eşit sağlık hizmeti? Evet, bu da çok önemli. Ama, dedim ya yetmiyor bunlar sosyalizm için…

İşsizliğin ortadan kalkması, çalışma saatlerinin kısalması, kültür-sanatın ayrıcalık olmaktan çıkması, toplumun entelektüel gelişimi, kentleşme, kadının özgürleşmesi…

Örgütlü bir toplum yaratılması… Emekçi halkın yönetime el koyması… Herkesin siyaset yapabilmesi…

Evet bunlar önemli. Bütün bunları mümkün kılan ise kuşkusuz, sosyalizmin üretim araçlarında özel mülkiyeti sonlandırması. Fabrikaların, çiftliklerin, bankaların, büyük ticaretin, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, kıyıların, ormanların özel şahısların değil, kamunun, toplumun malı olması. Sömürücüler olmadığında adaletsizlikler, eşitsizlikler ortadan kalkıyor. Sosyalizmin temelinde insanın insanı sömürmesinin koşullarını ortadan kaldırmak var.

Ama bana sorarsanız, öncelikle, sosyalizmde insan var derim.

Sovyetler Birliği’nde, diğer sosyalist ülkelerde, Sovyetler Birliği gibi yıkılmadan önce Demokratik Almanya’da, şimdi onca güçlüğe rağmen sosyalizm bayrağını onurla taşıyan Küba’da bügün, bütün eksikliklere rağmen, insanı hissedersiniz. Yeni bir insandı bu. Bencilliği, cehaleti, sığlığı, sürü psikolojisini yenmeye başlayan, gelişkin-aydınlık bir insan.

Geçtiğimiz günlerde ünlü bir Rus şarkıcıyla yapılmış bir söyleşiye rastladım. Neden Sovyet döneminin şarkılarını söylemeyi tercih ediyorsunuz diye sormuşlar. Yanıt muhteşem: Çünkü diyor, o şarkılarda insan var!

Yeni düzen, yeni insanın önünü açıyordu.

Sosyalizmin insanı köleciliğin, feodalizmin, kapitalizmin insanı ile mücadele ediyordu.

Sovyet sosyalizmini beğenmeyenler, bugünün Rusyası’na baksınlar. Kapitalizm insanı alçaltmaya devam ediyor. Yoksulluk, işsizlik… Bunlar sömürünün doğal sonuçları. Sömürü düzeni karanlık ister. Cehalet ister. Dinsel fanatizm ister. Başka türlü yapamaz.

Sosyalizm ise aydınlıkta kurulur. Eğitim ister, sanat ister, kültür ister, bilim ister. Sosyalizm de başka türlü yapamaz.

Sosyalizmi anlamak istiyorsak, sınıflı toplumlarda iki kat daha fazla karanlığa ittirilmiş kadınlara bakmak gerekir.

1917 Ekim Devrimi’nden öncesine gidelim. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesinde bir başka önemli tarihsel uğrak olan Paris Komünü sırasında, 1871’de bir burjuvanın söylediğine bakın: Fransa, sadece kadınlardan ibaret olsaydı, ne kadar korkunç bir ülke olurdu!

Bunu ne söyletiyor? Bunu Paris Komünü sırasında barikatlarda, sokak kavgalarında en kararlı, en uyanık, en yaratıcı olanlar burjuvalara karşı en fazla öfke duyan emekçi kadınlardı da ondan. Çok şey kazandırarak insanlığa yenildiler. 

Sovyet Devrimi’nde de öyle oldu. Ve sonrasında sosyalizm kurulurken en çok kadınlar sahip çıktı yeni düzene. Özgürlükle, aydınlıkla tanıştılar. SSCB’nin İslam cumhuriyetlerinde peçeleri, çarşafları attılar. Sosyalizm yıkıldı, hala Tacikistan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, bizim cemaatler, Tayyipler çok uğraşsa da, elde ettiklerini bırakmıyor kadınlar. Sosyalizm direnemedi ama sosyalizmin bazı kazanımlarında direniyor kadınlar.

Sovyet kadınları…

Bizde de öyle olacak. Haziran Direnişi’nde kendini gösteren emekçi, aydın kadınlar, Türkiye’de sosyalist kuruluşta büyük roller üstlenecek.

Türkiye’de sosyalizm pek güzel olacak, yakışacak. Hatırlayalım, 1917’de yeni düzen yola koyuldu Rusya’da. hakim olan işçi sınıfıydı. 1919’da yanı başında bu ülkenin bir başka kurtuluş kavgası başladı Anadolu’da. Moskova ve Petrograd proletaryası Milli Kurtuluş Kavgamıza dost elini uzattı. Altın verdi, silah verdi, moral verdi. Burada da yeni bir düzen kurulmaya başlandı. Büyük bir tarihsel ilerleme dediğimiz bir düzendi bu. Ama sahibi işçiler değil, burjuvalardı. Sovyetler ülkesi dost elini bırakmadı, Türkiye Cumhuriyeti’nden. Ekonomik ilişkiler gelişti. Dahası, ilham verdi Sovyet sosyalizmi. Planlı ekonominin başarıları etkiledi Ankara hükümetini. Eğitim sistemine özendiler. Klasik müzikte, sanatın başka alanlarında Sovyetlerin başarılarını takip etmek istediler. İyi yaptılar ama kapitalizmle olmuyor. Bir yanda sömürü olacak, eşitsizlik olacak, bir yanda toplumu aydınlığa çıkaracaksınız. bu olmaz.

Sonuçta laiklik, eğitim, bilim, sanat, hiçbir şey kalmadı, Tayyibistan’a kaldık.

Türkiye aydınlığa ulaşacaksa sosyalizm gerekiyor.

Sovyetler vardı da ne oldu, yıkıldı demeyin. Yıkıldı ama çok şey öğretti. Şimdi iyisini yapacak biliyoruz Rusya’da emekçi halk.

Biz de daha iyisini, bize yakışanı yapacağız.

Sözümüz olsun. Daha iyisini ve kimsenin yıkamayacağı türden olanını yapacağız.

Ne demiştik, hiç boyun eğer mi insan? 

İzin verin dostlar… İzin verin…

Kapitalizmin başımıza bela ettiği en barbar, en kanlı aktör olan faşizmin alt edilmesinde emeği geçenleri selamlamama izin verin. 1917 Ekim Devrimi, Avrora Zırhlısı’ndaki devrimci denizcilerin açtığı topçu ateşiyle başlamıştı. 

Ondan 28 yıl sonra, Sovyet halkı Moskova’da, bu kez 25 milyon ölü verdikleri zorlu savaşın kazanıldığını müjdeleyen topçu atışlarını duyuyordu.



Boyun eğmez insan. 

Bakın bir bizimkilere, iyi bakın.

 Bir de onlara?. Bir tarafta korkak, hain ve çirkin. Biri Ekim Devrimi’nin, diğeri Türkiyeli devrimcilerin celladı.

Beri yanda… Aydınlık bakışlı insanlar.

 Bir bakın ve karar verin. Hiç boyun eğer mi insan?


Güncelleme 14:43 Etkinlik, mücadelede yitirilenlerin anısına yapılan saygı duruşu ve Enternasyonal marşıyla başladı. Şair Nihat Behram günün önemini içeren şiirini okuyor. salon2.jpg


Komünist Parti, Büyük Ekim Devrimi'nin 97. yıldönümünde etkinlik düzenliyor. Bostancı Gösteri Merkezi'nde etkinliğin başlaması bekleniyor. sol_atilim_0.jpg Komünistlerin "Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm", "Yağma yok, sosyalizm var", "Aydınlık bir ülke sosyalizmde" sloganlarıyla salona girişleri devam ediyor. Etkinlikte, İspanya Halkları Komünist Partisi, Rusya Komünist İşçi Partisi ve Yunanistan Komünist Partisi temsilcileri de yer alıyor. TES-İş ve Türkiye Maden-İş Yatağan Şube yöneticileri de etkinliğe katıldı. Ayrıntılar gelecek...