Kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 85. yılı: Tek bir şart var...

Türkiye'de kadınlar bundan 85 yıl önce çıkarılan bir düzenlemeyle seçme ve seçilme hakkını kazanmıştı. Aradan geçen 85 yılın ardından bir gerçek artık tam anlamıyla netleşmiş durumda: Patronların ve gericilerin iktidarı kadınlara sadece servetleri varsa 'seçilme' hakkı tanıyor. Seçme hakkıysa uzun yıllardır zaten bir oyuna dönüşmüş durumda...
soL - Arşiv
Perşembe, 05 Aralık 2019 10:57

Bugün 5 Aralık... Türkiye'de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 85. yıldönümü...

Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı Fransa ve İtalya'dan 11, Romanya'dan 12, Bulgaristan'dan 13, Belçika'dan 14, İsviçre'den 36 yıl önce verildi. Ancak patronların egemenliğindeki, gericiliğin kuşatmasındaki Türkiye'de kadınların bu hakkı ne ölçüde kullanabildikleri hep tartışma konusu oldu. 

TARİHSEL SÜREÇ

Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu’nun kabul edilmesiyle tanındı. Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki Belediye seçimlerinde kullandılar. Seçimler, Eylül başından Ekim'in 20'sine kadar sürdü. Şehir meclislerine girebilen kadınlar arasında İzmir seçimlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası'nın (CHF) iki kadın adayı olan Hasane Nalan ve Benal Nevzat ile İstanbul seçimlerinde CHF adayı olan Rana Sani Yaver (Eminönü), Seniye İsmail Hanım (Beykoz), Ayşe Remzi Hanım (Beyoğlu), Nakiye (Beyoğlu), Latife Bekir (Beyoğlu) vardı.

Köy Kanunu’nun 20. Maddesinin değiştirilmesine dair 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı kanunun çıkarılmasıyla; kadınların köy muhtar ve heyetlerine seçilme hakkı tanındı. Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Demirdere köyünde (Bugünkü Karpuzlu ilçesi) yaklaşık 500 oy alarak seçimi kazanan Gül Esin, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın muhtarı oldu.

MİLLETVEKİLİ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI

1924 anayasası hazırlanırken kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme geldi ancak TBMM genel kurulunda bu hakların yalnızca erkeklere tanınması fikri ağır bastı. Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu anayasa ve seçim kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşti. Öneri, 5 Aralık 1934'te Meclis'te görüşüldü. Yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis’te oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edildi.

Anayasanın 10. ve 11. maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verildi. Bu anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu'nda (Milletvekili Seçimi Kanunu) 11 Aralık 1934'de yapılan değişiklikler sonucu anayasada tanınan haklar seçim kanunuyla da düzenlendi.

Kadınların ilk kez oy kullandığı ve aday olabildiği TBMM beşinci dönem seçimleri 8 Şubat 1935’te yapıldı. 17 kadın milletvekili ilk kez TBMM’ye girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. Böylece kadınlar TBMM'deki tüm milletvekillerinin (400) yüzde 4,5'ini oluşturdular.

FRANSA VE İTALYA’DAN ÇOK DAHA ÖNCE

Bu oran, Cumhuriyet tarihinde kadınların TBMM'de en yüksek temsil oranlarından birisiydi. Bu özelliğini de 2007 genel seçimlerine dek korudu. Türkiye, Fransa’dan Fransa, İtalya, Hırvatistan, Slovenya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, Yunanistan’dan 15, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştı.

SEÇME VE SEÇİLME HAKKI VAR AMA... 

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı Türkiye'de 85 yıl önce verildi ancak kadınların bu hakkı ne ölçüde ve özgürce kullanabildikleri hep tartışma konusu oldu. On yıllarca sağcı, gerici, muhafazakâr iktidarların cenderesinde ve patronların egemenliğinde kalan Türkiye'de kadınlar toplumsal ve siyasal hayatın dışında bırakıldı.  

Kadına yönelen şiddet, kadın cinayetleri, kadının ucuz iş gücü olarak görülmesi, kadın emeğinin ve bedeninin sömürülmesi gibi sorunları yaşayan Türkiye'de kadınlar, 85 yıl önce verilen seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanamadılar.

Kadınların bu hakkı özgürce ve gerçekten kullanabilmeleri ise yine bir mücadelenin konusu olarak kendini dayatıyor. 

Cumhuriyetin tüm kazanımlarını yıllar içerisinde çeşitli yöntemlerle silip süpüren patronlar iktidarı ve patron partileri, kadına seçme ve seçilme hakkının da içini çoktan boşaltmış durumda.

Türkiye'nin tüm ilerici birikimine saldıran AKP iktidarı, kadınların toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel yaşamdaki varlığını daha da görünmez hale getirdi. 

Oysa Türkiye'nin emekçi kadınları, gecelerinde aç yatmadıkları, gündüzlerinde sömürülmedikleri bir düzeni arıyor.