Halk sağlığına yaşamını adamış iki komünist doktor

Sağlık hizmetlerinin tartışıldığı bugünlerde bundan 74 yıl önce Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'nin çıkardığı Yığın Dergisi'nde yayımlanmış bir makaleyi paylaşıyoruz. Makalede Sabire Dosdoğru sağlık hizmetlerinin tamamıyla devletleştirilmesi ve insan sağlığının ticarete konu edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Öte yandan halkın hayat standardının yükseltilmesi için mutlaka…

soL - Bilim ve Aydınlanma Akademisi

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV) arşivinden ulaştığımız Yığın dergisinde yayımlanmış Sabire Dosdoğru'nun Halk Sağlığı ve Sosyal Tebabet (Tıp) makalesini kısa bir sunuş ile birlikte paylaşıyoruz. 

SUNUŞ:

II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra dünya konjonktüründeki gelişmelerin de etkisiyle "biçimsel" olarak çok partili "demokratik" yaşama geçişle birlikte Türkiye Sosyalist Partisi, ardından da Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kurulmuştur. Bunu bir dizi sendikanın doğuşu izlemiştir.

TSEKP’nin yayın organı olarak ilk sayısı 1 Ekim 1946'da çıkan Yığın dergisi, 15 Aralık 1946 tarihini taşıyan 6. sayısının yayımlanmasının hemen ardından 16 Aralık 1946 tarihinde bir sıkıyönetim tebliğiyle kapatılmıştır. Aynı tebliğle TSEKP, Türkiye Sosyalist Partisi, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği ve İstanbul İşçi Kulübü de kapatılmış, kapatılan partilerin fikirlerini yaydığı iddiası ile Sendika, Ses, Nor Or, Gün ve Dost gazete ve dergilerinin faaliyetine de son verilmiştir.

Derginin pek çok sayısında özellikle Sabire Dosdoğru ve Hulûsi Dosdoğru yazıları ile “halk sağlığı”na dikkat çekmiştir.

Hulûsi ve Sabire Dosdoğru, bu hekim çift, TSEKP’nin aktif yöneticileriydi ve Hulûsi Dosdoğru 1947 TKP Davası’nda bir yıl hapis cezası aldı. Ömürlerini işçi sağlığına ve emekçilerin mücadelesine adamış bu hekim çiftin ortak en önemli çalışmaları "Sağlık Açısından Maden İşçilerimizin Dünü Bugünü" kitabıdır. Hulûsi Dosdoğru, Yığın dergisinin yanı sıra yine TKP’nin doğrudan veya dolaylı olarak yönlendirip yönettiği Söz, Yürüyüş, Yeryüzü dergilerinde de yazmıştır. Tıp kitaplarının yanı sıra "6-7 Eylül Olayları" dolayısıyla Ortaköy’de tutuklanmasının öyküsü Hulûsi Dosdoğru aynı adlı kitabında dile getirmiştir.

Halk sağlığı ve sosyal tebabet

Hekimliğin serbest meslek olarak bir kazanç vasıtası haline sokulması tebabetin gayesine ve ruhuna aykırıdır. Kâr vasıtası olan her meslekte bir istismar vardır.

Sabire Dosdoğru

Ferdlerin teker teker tedavi ve bakımını hedef tutan ferdi tebabet bu gün artık halk sağlığı bakımından temamile yetersizdir. Cemiyet içinde insan nasıl tek başına mütalea edilemezse, aynı şekilde sadece şahısları hedef tutan bir tebabet de bu gün için kitlenin sağlık ihtiyaçlarına cevap veremez. Cemiyet bir küldür; diğer bütün problemleri gibi sağlığı da bir kül halinde ele alınmak gerektir. Bu sebepten yarınki hekimliğin esas[ı] "sosyal tebabet"dir. Diğer ihtisas şubeleri ise sosyal hekimliğin birer yardımcı kolu olacaktır.

Tebabette esas "halk sağlığını koruma" olunca bu yardımcı şubelerin de şimdi son derece yüklü olan işi hafifleyecek ve istikbalde mahdut sayıda hastalıklarla meşgul olan tam mânasile bir ihtisas şubesi haline gelebilecektir.

Bu gün bütün dünyada sağlık ve sosyal yardım alanında sarfolunan gayeler "halk sağlığı" meseleleri üzerine teksif edilmiş bulunmakta ve sosyal tebabetin hudutları genişletilmektedir. Klinisyenlerce, nadir görülen ve binaenaleyh dikkate şayan olarak kabul edilip neşri ile tıp âleminde büyük ilgi uyandıran vakaların "halk sağlığı" bakımından hiç bir ehemmiyeti yoktur. Faraza on senede bir defa yahut milyonda bir kişide görülen bilmem hangi enteresan bir hastalık sosyal tebabeti hiç ilgilendirmez. Aksine olarak her gün yüzlercesi görülen ve klinikçilerin "alelâde vaka" diyerek üzerinde durmaya bile lüzum görmedikleri hastalıklar ise "halk sağlığı" bakımından son derece önemlidir. Çünki bütün çalışma gayretleri bunları önlemeye matûftur.

Sosyal tebabetin asıl gayesi mevcut halk hastalıklarını tedavi ile beraber, bundan daha önemli olarak, halka gelebilecek hastalıkları gelmeden evvel önlemektir. Binaenaleyh tedavici olmaktan ziyade koruyucudur. Bu sebepten bir defa organize edilip önleyici tedbirler tamamile alındıktan sonra hâlen mevcut bir çok halk salgınları da ortadan kalkacak ve bugün pek mühim yekûnlara varan, fakat o derecede kifayetsiz olup halka büyük bir şey sağlamayan geniş tedavi masrafları halkın temamen rahatlık ve refahına sarfedilebilecektir.

Meselâ, halkın en büyük düşmanı olan verem bugün yeryüzüne o derece geniş bir surette yayılmış bulunmaktadır ki bu işe ayrılan ve sarfolunan paranın birkaç yüz misli dahi harcanmış olsa bu korkunç afeti önlemek şöyle dursun, mevcut veremlilerin hepsine ihtimam göstermeğe yine de kâfi gelmez. Binaenaleyh nâmütenahi veremlinin tedavi, bakım veya tecridi için nâmütenahi imkân lâzımdır, halbuki bu namütenahi imkân mevcut olsa bile bu yoldan veremin kökü katiyen kazınamaz; gaye "veremliyi tedavi" olmakla beraber mücadele bakımından bundan daha önemli olan "insanı veremden koruma"dır. Bu misâl hemen bütün hastalıklara teşmil olunabilir.

Bir memlekette sosyal tebabetin gelişmesi için halli lâzım gelen iki önemli mesele mevcuttur. Bunlardan birisi hekimliği bugün münhasıran ferdiyetçi ve ticarî şekilden kurtarıp devletleştirilmesi; diğeri de halkın bu işi tamaman kavrayabilmesi ve yardımcı olabilmesi için sağlık konusunu iyice öğrenmesidir.

Hekimliğin serbest meslek olarak bir kazanç vasıtası haline sokulması tebabetin gayesine ve ruhuna aykırıdır. Kâr vasıtası olan her meslekte az çok bir istismar mevcuttur. Çeşitli karaktere sahip çeşitli ferdler elinde her meslek hakiki formunu kaybedip onu kullananın karakterine uydurulmaktadır. Esefla kaydetmemiz lâzımdır ki bizdeki hekimlik de böyledir. Bu gün hekimlere karşı halkımızın itimadı sarsılmıştır. Çaresiz olarak parasız bakılan hastane polikliniklerine müracaat edenler arasında iyi olacağına, iyi bakılacağına inananlar pek azdır. Hekime verecek kadar parası olanlar ise yine bu itimatsızlıktan dolayıdır ki bir hekimle iktifa etmeyip ve kime inanacağını kestiremeyerek kapı kapı dolaşırlar. Bugün çeşitli şekillerde halkın karşısına dikilmiş bir dert olan "insan sağlığının istismarı"na bir son verilmek zamanı çoktan gelmiş ve geçmiş bulunmaktadır. Tebabetin serbest ticaret metaı olarak kullanılmasına devam edildiği müddetçe yapılacak bütün çalışmalar halk sağlığı bakımından akıntıya kürek çekmek demek olacaktır. Hipokrat devrinde küret yoktu diye tebabetin âlemşumul namus yeminini okuyup arkasından küreti eline alarak doğacak nesilleri, ceplerine girecek beş on liraya karşılık imha edenlerin işlerine artık bir son verilmesi gerektir.

Hekimlik her şeyden evvel âmme hizmeti olduğuna göre; bu mesleğe şerefle beraber fazla kazanç temin etmek gayesile girecek olana kapılar kapatılmalıdır. Şerefle başkasının zararına fazla kazanç temini hırsı yekdiğerile bağdaşması mümkün olmayan iki zıt yoldur. Bunları bir arada yürüterek bir taşla birkaç kuş birden vurmak isteyenler devletleştirilmiş bir tebabet mesleği içinde elbetteki buna imkan bulamazlar. Ancak kendilerini cemiyete ve ilme verebilecek olan şerefli kimseler elinde sosyal tebabet ve yarının tıp ilmî hiç bir ihtiras ve istismara alet olmadan süratle gelişebilir. Tebabetin devletleştirilmesi burada üzerinde durmayacağımız ayrı ve geniş bir konudur. Yalnız şu kadarını ilâve etmek lâzımdır ki böyle bir gaye tahakkuk ettiği zaman hiçbir hekim, devlet hizmetinde bugün çalışanların yaptığı gibi, geçim zorlukları karşısında gündelik ihtiyaçlarını düşünmek durumunda olmayacaktır. Bir insanın kendisini mesleğe tamamen verebilmesi ve âzamî randımanla çalışabilmesi için lüks sayılmayan normal ihtiyaçlarını temin edecek kadar bir karşılık alması gerektir. İngiltere'de bu önemli konu ele alınmış ve önümüzdeki bir kaç yıl içinde tebabetin devletleştirilmesine karar verilmiştir.

Sosyal tebabetin faaliyet sahası halk kitleleri olduğundan halkın bizzat bu çalışmalara iştirak etmesi çok lüzumludur. Bilhassa halkın arasında büyük salgınlar yapan bulaşıcı hastalıklarla mücadelede bunlar ortaya çıkmadan önce alınacak önleyici tedbirlerin tatbikinde halkın geniş ölçüde yardımına kati lüzum vardır. Bu da ancak halkın bu sahada daha evvelden aydınlanmış olmasiyle mümkündür. Halkın bu şekilde terbiyesi de sosyal hekimliğin domenine [fikir sahasına] giren ilk ve en önemli meselelerden birisidir.

Bilgisiz ve tamamiyle geri kalmış bir cemiyet içinde sosyal tebabet çalışmaları beklenildiği derecede müsbet bir netice veremez. Hattâ çok kere halk tarafından menfi bir mukavemetle de karşılanabilir. Halkın, bilhassa, gelenek ve göreneklerinin tesiri altında cehalet bataklığına saplanıp kalmış olması her türlü sosyal hijyen kalkınmasına engel olur. Tamamen bu vaziyette bulunan bizim köy halkımızın aydınlatılması ise pek o kadar kolay olmayan bir iştir. Bu gün en büyük şehirlerimizde dahi bu dava henüz halledilmemiştir. Şurada, burada verilen beş on konferans, radyoda bir iki vaız, istasyon, kahve ve mekteplerde asılan bir kaç afişle bu büyük sosyal davanın halline doğru gidilemez. Bu suretle ancak kendi kendimizi aldatmış oluruz. Bu gün memleketimizin pek çok yerlerinde hâlâ sıtmayı okuyup bağlarlar, dalağı keser, vereme tütsü yakıp kabakulağı yazarlar ve yılancığa taş bağlayıp felçliyi binlik tesbihten geçirtirler. Halk bütün bu hastalıkların sebebini bir takım mevhum kuvvetlerde arar ve türlü gülünç usullerle derdine çare bulmaya çabalar. Anadolumuzun hâlâ yılancık ve kırık çıkıkçı ocaklarının cehalet baskısı altında inleyen yerleri vardır. Halkın uyandırılması için verilen konferanslar her ne kadar faydalı ise de, halk, anlayamıyacağı bir lisanla anlatılan mücerret sözlerden ibaret konferanslardan ziyade gözlerinin önünde cereyan eden hadiselere inanır. Bu nokta göz önüne alınarak şimdi dünyanın bir çok yerlerinde olduğu gibi kültür ve propaganda filmlerinden faydalanmak ve sosyal tebabet organizasyonu içine filmciliği de esas olarak almak düşünülmüş ve tatbik edilmiştir. Hâlen Amerika'da, İngiltere ve Sovyetler Birliği'nde kültür filmleri bu gün artık sosyal tebabetin yardımcı bir şubesi haline girmiş bulunmaktadır. Bu maksatla birçok hekimler, hijyen mütehassısları, belediyeciler, film operatör ve teknisyenleri, kimyagerler, biyoloji mütehassısları ve sağlık mühendisleri sıkı bir işbirliği yapmakta ve halka zahmetsizce, hattâ zevkle öğretilebilecek kültür film kütüphaneleri meydana getirmektedirler. Böyle bir işbirliği ile hazırlanan kültür filmleri halk tarafından büyük bir alâka ile karşılanmakta ve gözlerinin önünde cereyan eden hâdiseler verilecek bin bir öğüt ve mücerret konferanslardan daha ziyade faydalı olmaktadır. Bu filmlerde meselâ halk salgınların sebeplerini, geçiş şekilleri=klinik tabloları, tedavi tarzları, alınacak korunma tedbirleri ve tatbikleri, tedavi görmeyen vakaların neticeleri, demonstratif bir şekilde temsil edilmektedir. Bu son harp yıllarında bu gibi filmler Amerikan ordusunda öğretim programına konmuş ve çok istifade edilmiştir.

Hülâsa: Halk, sağlığının gereği üzere garanti altına alınabilmesi için herşeyden önce şu iki önemli meselenin halli lâzımdır:

1- Tebabetin devletleştirilip bir ticaret vasıtası olmaktan ve dolayısiyle insan sağlığının da istismardan kurtarılması,

2- Halkın hayat standardının yükseltilmesi ve bunun için de evvel emirde cehaletin ortadan kaldırılması.