Hakları için mücadele eden Uzel işçileriyle konuştuk: Erdoğan'ın ağzından tek kelime çıkmadı...

İflas ettiği gerekçesiyle 12 yıl önce işçilerin maaşlarını ödemeden kapısına kilit vurulan traktör fabrikası Uzel Makine'nin işçileri Nakliyat-İş öncülüğünde bir buçuk yıldır direniyor. İflas masasının kurulmasıyla birlikte fabrikanın hırsızlığa açıldığını söyleyen işçiler, yaşanan hukuksuzlukları ve mücadelelerini soL'a anlattı.
soL - Haber Merkezi
Cuma, 14 Şubat 2020 13:31

1800'lü yıllarda fayton imalathanesi olarak kurulan, 1937 yılında traktör üretimine geçen Uzel Makine fabrikası, yaklaşık 12 buçuk yıl önce iflas ettiği gerekçesiyle kapandı.

Bu süreçte maaşları ödenmeyen işçiler, iflas masasının kurulmasının ardından bir buçuk yıl önce fabrikada bulunan malzemelerin hukuksuz bir biçimde tırlara yüklenip götürüldüğünü ortaya çıkardı ve haklarını almak için hukuki süreç ve direniş başlattı.

Bu dönemde üyesi oldukları Türk Metal sendikası, eyleme destek vereceklerini söyledi, ancak daha sonra patron Önder Uzel'le işbirliğine gitti. İşçiler, buna karşın Nakliyat-İş sendikasıyla mücadeleye devam etme kararlılığını sürdürüyorlar.

Direnen Uzel işçilerinden Suat Bektaş, Ahmet Akgün, Türker Toprak ve Mustafa Aslan, bu süreç boyunca yaşanan hukuksuzluk ve yolsuzlukları soL'a anlattı.

'SENDİKAYI DEFALARCA UYARDIK, CİDDİYE ALMADILAR'

İşçilerden Suat Bektaş, iflas sürecini ve ardından yaşananları şöyle değerlendirdi:

Baba Ahmet Uzel öldüğü zaman işin başına Önder Uzel'i getirdiler. Önder Uzel de hırslı, fabrikanın sahibi olmak için fabrikanın içini boşalttı. 'Polonya'da traktör fabrikası alacağım' dedi, paraları oraya çıkardı, 'Almanya'da traktör fabrikası alacağım' dedi, oraya çıkardı. Sonunda aile farkına vardı, karşılıklı davalardan dolayı parayı ülkeye getirmedi, para orada bloke oldu. Bundan dolayı ne işçiye ne tedarikçilere para verebildiler ne de bayilerden traktör karşılığında aldıkları ücretleri traktör olarak geri verebildiler. 2007'de bu fabrika 640 milyon dolar ciro yaptı ve yemekhanede kokteyl verdiler. Ne hikmetse, 8 ay sonra fabrikanın kapısına birden kilit vuruldu. Biz bunu fark ettik, zamanında farkına vardık, Türk Metal sendikasını defalarca uyardık. Bizi ciddiye almadılar. Arkadaşlarla o zaman karar aldık, 15 kişilik bir grup olarak öncülük yaptık ve dedik ki: “Biz burada yatacağız, burada kalkacağız, bu fabrikadan çıkmayacağız, eylem yapacağız.

'SENDİKA EYLEMİ KIRMAYA ÇALIŞTI'

Sendikanın o zamanki 1 no'lu şube başkanı Murat Salar, sözüm ona geldi, bizim eyleme sahip çıktı, “Arkanızdayız, şunu yapacağız, bunu yapacağız” dedi. Hatta onların Avrasya TV'si vardı, geldi, röportaj yaptık. Maalesef yayınlamadılar. Ben bunu Murat Salar'a sorduğumda, “Abi boş ver, karıştırma oraları” dedi. O zamanlar şunu söylemişti bana: 30 milyonluk yedek parçayı jant atölyesine sakladık. Bizim alacağımız 36 milyon 2008'de. “Biz alacağımızı her türlü alırız” demişti. O 30 milyonluk yedek parçalar nereye gitti, onu da bilmiyoruz. Sonuçta, Önder Uzel'le iş birliği yaptılar bunlar. 2008'in 8. ayının sonunda getirdiler bir 500 lira para, Önder Uzel'den aldılar, bize verdiler. Bizi fabrikadan çıkarmaya kalktılar. Hatta ben Murat Salar'ı çektim kenara, “Murat, sen bu parayı nereden buldun” dedim. “Abi bunu sendika verdi” dedi. “Murat, yalan söylüyorsun” dedim. Sendikanın hukuki olarak böyle bir para verme yetkisi yok. “Sen gittin Önder'den aldın, getirdin burada dağıtıyorsun, amacın bizi buradan çıkarıp eylemimizi kırmak” dedim. Bana döndü, “Senin paraya ihtiyacın yok mu” dedi. “Hepimizin var, ama eylemimizi niye kırıyorsun, madem bizden yanasın. Biz fabrikanın içindeyiz, kimse bizi görmüyor, neden bizi fabrikanın dışına çıkarmıyorsun? Neden yola çıkıp da bizim sesimizi duyuramıyorsun? Neden buraya basın gelmiyor? Senin kanalın geldi röportaj yaptı, o niye yayınlamadı?” dedim. “Ya çok karıştırıyorsun” dedi, hep kaçamak cevaplar.

Hiç unutmuyorum, Pevrul Kavlak masalara çıktı Uzel'in yemekhanesinde, “Sizin bu alacaklarınızı 6 ayda almazsam namussuzum, şerefsizim” dedi. Yine, Murat Salar aynı şekilde sendikanın kapısının önünde “Sizin paralarınızı biz 8 ayda almazsak, bu kravatı takarsam namussuzum, şerefsizim” dedi ve kravatını çıkardı. Şimdi 12,5 sene oldu ve soruyoruz. Gerçekten namusunuz ve şerefiniz nerede?

Biz Ankara'ya gittik, Türk Metal'in genel merkezine, siyah çelenk koyduk. Gitmeden bizi tehdit ettiler, “Ankara'ya gelmeyin. Sizin için iyi olmaz. Asarız, keseriz”, ama biz “Geleceğiz” dedik. Gittik oraya, ne oldu? Karşımıza sadece fabrikalardan üç kişiyi toplayıp koydular, kendileri piyasada yok.

Özellikle Türker'le ikimizi telefonla arayıp tehdit ettiler. Beni gittiler karakollara şikayet ettiler. Sözüm ona, ben namussuz şerefsiz demişim. Bu doğru, bize namus, şeref sözü verdiler. Eğer namuslu şerefli adamlarsa sözünü tutar.

Biz hukuki bir mücadele başlattık. Sonuna kadar gideceğiz. Biz 1 buçuk seneye yakındır eylem yapıyoruz.

'İFLAS MASASIYLA FABRİKA HIRSIZLIĞA AÇILDI'

En son ihale oldu. İflas masasıyla burası hırsızlığa açıldı. Yani, burayı soydular. Önder Uzel, iflas masası, bir de Uzel'in iflas tarihinden üç ay önce kurulan bir şirket. Sadece ve sadece Uzel'in ipoteklerini alan bir şirket. Bu iş için kurulduğu belli. Bunun kuruluşu da bir inşaat firmasından 88 milyon kredi alarak oldu. En son, fabrikanın arka tarafındaki arsalar vardı, hurdacıların olduğu yer, kot yıkama fabrikasının olduğu yer, boş alan vardı. Biz araştırdık, tapular inşaat firmasının üstüne çıktı.

'CUMHURBAŞKANI'NDAN TEK BİR KELİME ÇIKMADI'

Bu işin içinde ben Cumhurbaşkanı'nın olduğuna inanıyorum. Neden derseniz, biz yedi ay önce dosya gönderdik Cumhurbaşkanı'na. Ağzından bugüne kadar tek bir kelime çıkmadı. Bundan iki ay evvel, mecliste soru önergesi verildi. Çalışma Bakanı hala cevap vermedi. İşin içinde değillerse, bu işi çözerler. Şunu da kesin olarak söylüyorum, işin içindeler. Neden? Refah Partisi İl Başkanı'yken sayın Cumhurbaşkanı, Uzel'e geldi, aynı masada oturduk yemek yedik, şu kelimeleri kullanmıştı: “Bu arazi çok değerli. Zamanı geldiğinde bunu çok iyi değerlendirmek lazım”. Ben de şimdi soruyorum ona: Sen müslümansın. Bizim dinimiz diyor ki: Kul hakkı yemek domuz eti yemekten daha büyük bir günahtır. Eğer gerçek müslümansan, işçinin alın terini yiyecek kadar küçüldün mü? Kaldı ki sen işçilik yaptın. Sucuk fabrikalarında bekçilik yaptın. İSKİ'de işçilik yaptın. Emeğin ne olduğunu en iyi senin bilmen lazımken, bugün işçinin alın terine el uzatıyorsan, buna söyleyecek hiç bir söz yok.

'UZEL DEVLETE DEVREDİLDİ DEDİLER, DEVLET NEREDE?'

Bektaş'ın ardından söz alan işçi Ahmet Akgün, şöyle konuştu:

Uzel'in iflasından sonra, mahkeme süreçleri oluyor. Bu arada, halka açık bir şirket. Singapur'dan iki dolarlık bir şirket kurulup, Uzel'in hisseleri bu şirkete devrediliyor, yüzde 51'lik hissesi. SBK'sı var, SBK neden buradan müdahale etmiyor? Biz diyoruz ki: Bu işin içinde devleti yönetenler var. Bunun yanında, Hollanda'da Uzel AG diye bir şirket kuruluyor aynı şekilde. “Avrupa'ya açılıyoruz” diyorlar. Ama insan bir sorar, senin Kamu Aydınlanma Platformu'nda hissedarların var. Onları koruman gerekmiyor mu? Sen giriyorsun burada, Singapurlu iki dolarlık bir sermayesi olan bir şirkete “Bunu sattım” diyorsun. Nasıl satıyorsun? Devlet niye sormuyor? Türkiye'nin en büyük şirketlerden biri yok edilme pozisyonuna geliyor. Sanayi Bakanı, Ticaret Bakanı, hiç bir şey demiyor.

Tamam, davalar sürüyor, adli süreç uzun sürüyor, o ayrı bir şey. Ama 5 yılın sonunda iflas kararı veriliyor. O gün dediler ki, mahkeme bu kararı verdi. Artık Uzel devlette dediler. Siz paranızı devletten alacaksınız dediler. Devlet nerede? Ben neden 7 yıldır hala paramı alamıyorum? İflas idare memuru bana “Ben senin avukatın değilim, devlet memuruyum” diyor. Benim karşımda o zaman devletin olması gerekir. Ben onunla bununla niye uğraşıyorum? Önder Uzel'den çıkmış fabrika, devlette. Beni artık Önder Uzel'in ilgilendirmemesi lazım. Bu tasfiye süreci bitmeden, Önder Uzel'in oraya girmemesi lazım. Ben nasıl girmiyorsam, siz nasıl girmiyorsanız, öyle. Adam istediğini alıyor, çıkartıyor... Mesela, bizim alacağımızın toplam değerinden daha fazla olan malzemeleri kamyonlara yükleyip çıkardılar fabrikadan. Devletin orayı koruyacak hiç gücü yok mu? Bunun yanında, Adalet Bakanlığı nerede? Bir tasfiye süreci bu kadar mı sürer? Sonra “Neden eylem yapıyorsunuz” diye soruyorlar. Ne yapacağım? Benim bir hakkım var.

Türkiye'de Uzel davasını bilmeyen devlet kurumu yoktur. Olduğuna inanmıyoruz. Arkadaşlarımızın çoğu İçişleri Bakanı'yla dahi görüştü. Bakan, “Böyle şeyler genel olarak alınıyor. Beni aşar” demiş. Seni aşıyorsa Adalet Bakanı'na yönlendir.

Kimse bize anlatmasın. Biz 14 aydır direniyoruz. “Bizi niye hedef gösteriyorsun” diye kızıyorlarmış. Kimi hedef göstereceğim? Tedariği, bayisi, yan sanayii işçisi dahil, toplam 50 bin kişi mağdur olmuş bu durumdan.

Zamanında buradan bin 400 traktör çıkardılar, o traktörlerin nereye gittiği belli değil. O giden malzemeler de, bizim alacağımızı kapsıyor.

'HAKKIMIZI SAVUNMASI GEREKEN MASA İHALENİN USÜLSÜZ OLMADIĞINI İDDİA ETTİ'

Akgün'ün ardından yeniden söz alan Bektaş, şunları söyledi:

İflas masasından, sendika tarafından bize verilen avukatla görüşmüştüm, hırsızlık olaylarının ardından. Bir an önce fabrikada bulunan makinaların satışa çıkarılması ve işçilerin paralarını ödenmesi gerektiğini söyledik. Bunun yanında, madem buradan güvenlikler çekildi, biz 50 kişi fabrikada nöbet tutalım, bize savcılıktan yetki belgesi gelsin dedik. Tam tersini yaptılar. İhale feshi davasında da avukatımız, bizim hakkımızı savunması gerek masa, geldi bize “Bu ihale usüle uygundur” dedi.

225 milyona satılmıştı burası. İhale, sonrasında yargıtay tarafından “Buranın değeri 832 milyon. Burası dörtte birine satılmış. Burada büyük bir usülsüzlük var” denilerek bozuldu.

İflas masasına dava açtığımızda ise, herkes suçu bir diğerine attı. Böyle bir tiyatro oynanıyor burada. Bu yargı sürecinde dosya nereden nereye geldi, biz neler yaptık? Tehditler alıyoruz sürekli.

'FABRİKAYI BOŞALTMAYA BAŞLADILAR'

İşçilerden Türker Toprak, yaşadıkları hukuki süreci anlattı:

Türk Metal sendikasının avukatı, bize bir tane kağıt getirdi, bahçede imzaladık. Sonrasında 14 sene oldu, ne icra takibi başladı, ne dava açıldı, hiçbir şey yapmadı. Sonrasında avukat Balıkesir'e gitti. Şu anda dosyayla ilgilenen hiçbir hakim yok. “Ben alacakları yazdırdım, gerisi sizde” dedi.

Bu dönemde, içeriden 67 kamyonla, traktör ve parçalar etiket vurularak yan sanayiye satıldı. Peki bu para nerede? Nerede kullanıldı? Kim ödedi? Bunun yanında iflas masası, dosyaya zarar edildiğini kaydetti. Sen traktör sattın, parça sattın. Bu zarar nereden çıktı?

Biz fabrikanın kamyonlarla boşaltıldığını görünce iflas masasına bildirdik. İflas masası müdürü “Bunu ispatla, hemen istifa edeceğim” dedi. Sonrasında 100 arkadaş doğrudan fabrikaya gidip, malzemeleri fabrikadan taşıyanlara durumu sorduk. Büyükşehir Belediyesi'nde yetki aldığını söyleyen bir arkadaş, oradan kaçtı. Yakalayıp, polisi çağırdık. Karakola gittik. Orada, bir aydan beri fabrikanın içini boşalttıklarını öğrendik.

Polise ifade verirken, malzemeleri boşaltanlardan biri “Bana yetki verdiler. Biz buradan bu akşam çıkarız, ama siz burada kalırsınız” dedi. Onlar karakoldan çıkarken biz, gece 3'e kadar ifade verdik.

İfade sırasında iflas masası avukatının yanında ne hikmetse Uzel'in avukatı da geliyor. Bize “Yolda karşılaştık” dediler, tesadüfe bak!

Tırlarla koskoca malzemeleri götürmeye geliyorlar. Polis bunları hiç görmedi mi? 155'i arıyoruz, bize “Ya siz de çok sıktınız” diyorlar. Tehdit ediyorlar.

'EN BÜYÜK DARBEYİ SENDİKADAN YEDİK'

Toprak'ın ardından söz alan Mustafa Aslan, Türk Metal'in patronla işbirliğine vurgu yaptı:

Türk Metal'in avukatı, “Benim yapabileceğim bir şey yok, sizi sendikanız sattı, işçileri bulaştırmayı istemediler” dedi. Bunu sendikanın avukatı söylüyor. Bir kere darbeyi biz sendikadan yedik. En büyük hainliği bize onlar yaptı. Geçen yangın çıktı fabrikada, Önder Uzel geldi, “Benim yapabileceğim bir şey yok. Sizi sendika, beni hükümet sattı” dedi. Bunu kendisi söylüyor.

'EN BÜYÜK SORUMLU HÜKÜMETTİR'

Süleyman Soylu'yu yakaladık. Bize “Siz ne diyorsunuz. Benden büyük padişah var” dedi. Demek ki bu ülke artık padişahlığa doğru gidiyor.

Cumhurbaşkanı unutmasın fabrikada kapının önüne gelip karanfil dağıttığı günleri. Cumhurbaşkanı çıkıp da Büyükşehir'deki işçilerine acımasın. Biz bu ülkeye para girdisi yaptık, kazandırdık. Kendisinin en büyük vefa borcu Uzel işçisinedir bu ülkede.

Otomobil fabrikasından bahsediyorsun, al sana hazır kurulu tesis, bin 500 tane işçi. Uzel işçisinin 4'te 3'ü vasıflı, zanaatkardır.

Kaç arkadaşımız öldü, kaç arkadaşımız tedavi görüyor. Cumhurbaşkanımız Büyükşehir'dekilere acıyor. Kaç sene önce aynı sendromu biz yaşadık. Bankalar evime hacze geldiği zaman hiç affetmiyordu. Benim suçum ne? Ben hainlik mi yaptım? Ben fabrika üretsin dedim. Gelecek nesillere o TOKİ evlerini mi göstereceksin? Bu insanları bu işçiler getirdi buraya.

Bu işin içinde hükümet de var. En büyük sorumlu da hükümettir. Biz bu ülkeye kazandırdık, çalmadık, çırpmadık. Hainlik yapmadık.

'EYLEM BAŞLATMASAYDIK BU HIRSIZLIK BÖYLE DEVAM EDERDİ'

Son olarak işçiler, sırayla söz alarak direnişin önemine dair açıklamalarda bulundu.

Akgün, "Bizim hakkımızı geçtim, devletin malı yağmalanıyor. Biz bu eylemlere başlamasaydık, çoktan burayı kapatıp gitmişlerdi. Bize de iflas masasından birer kağıt verirlerdi, 'Yapacak bir şey yok' diye. Biz bu eyleme 10 kişi başladık, başlarken dedik ki, 'Arkamızda hiç kimse kalmasa bile, biz bu işi sonuna kadar götüreceğiz'. Devletin malını nasıl çaldırırsın sen? Devlet çaldırıyor, devlet işin içinde" derken Toprak, "Biz Türk Metal'in yapamadığını 10 arkadaş bir araya gelip yapmaya başladık. Şu anda sayımız 250-300'e vardı. Bu 10 kişi fabrikanın satışını iptal ettirdi" diye konuştu.

'SIFIR HATAYLA ÜRETİM YAPAN FABRİKA RANT YÜZÜNDEN BU HALLERE GELDİ'

Fabrikanın kapanmadan önce sıfır hatayla üretim yaptığına işaret eden Bektaş, "Tanklara, askeri ciplere parça yapıyorduk sıfır hatayla. Şimdi, 12,5 yıldır burası üretim yapsa, burada bin 500- 2 bin arkadaşımız çalışsa, buradan devlete vergi gelse dolar bazında... Sırf arazi, sırf rant yüzünden bugünlere geldi burası. Cumhurbaşkanı geçen gün Ukrayna'ya gitmiş, 'Anlaşma yaptık, buraya da konut yapacağız' diyor. Yahu sen müteahhit misin? Senin asıl görevin ekonomiyi canlandırmak, işsizliği çözmek" dedi.