EBA yayınına veli tepkisi: Asla kabul etmiyorum!

Salgın nedeniyle geçilen uzaktan eğitim yayınlarında ilahi çalınması, idam ve kafa kesme görüntüleri velilerin tepkilerine yol açtı. Son yıllara damgasını vuran gericileşmeye direnen, çocuklarının zorunlu din dersinden muaf olması için hukuki ve toplumsal mücadele vermiş bir yurttaş kendi tanıklıklarını Patronların Ensesindeyiz Öğretmen Dayanışması'na iletti.
soL - Patronların Ensesindeyiz
Salı, 24 Mart 2020 16:21

"Koronavirüs uzaktan eğitimi" televizyon ve internet üzerinden yapılan yayındaki garipliklerle başladı. Lise seviyesinde ders arasında ilahi çalınması, ortaokul düzeyinde çocuklara idam görüntüsü, ilkokul düzeyinde ise kafa kesme görüntülerinin izletilmesi tepkilere neden oldu.

PE Öğretmen Dayanışması bir açıklama yaparak bu skandalın EBA ve uzaktan eğitimden kaynaklanmadığını, aksine, eğitim sisteminin içeriğindeki gericiliğin uzaktan eğitim sayesinde okullardan evlere taşındığını belirtti.

Son yıllara damgasını vuran gericileşmeye direnen, çocuklarının zorunlu din dersinden muaf olması için hukuki ve toplumsal mücadele vermiş bir yurttaş kendi tanıklıklarını Patronların Ensesindeyiz Öğretmen Dayanışması'na iletti:

"Asla Kabul Etmiyorum!

En büyüğü üniversitede, ortancası altıncı sınıfta ve en küçüğü ilkokul ikinci sınıfta okuyan üç kızım var.

AKP’nin eğitim sistemini dinci-gericileştirme çabasına karşı zorunlu din derslerine karşı hukuki mücadele içindeyiz. İlk kızım, ilkokulda okurken dava açtık. İlk davayı açış nedenimiz sadece kızımızı gelişimi açısından olumsuz etkilerden korumak değildi. Bu meseleyi AKP gericiliğine karşı bir mücadele başlığı olarak görüyoruz. 

Aslında aile yapımız, çevremiz söz konusu iken, kızımızın zorunlu din dersindeki gericilikten olumsuz etkilenmesi pek olası değildi. Ama ülke genelinde böyle bir dayatma, çocuklarını koruma ortamına, donanımına sahip olmayan geniş kesimde etkili oluyor. Basına düşen haberler bunun kanıtı. Kimsenin, devlet mekanizmasını kullanarak hastalıklı düşünce-ruh yapısı ile çocuklara travma yaşatma hakkı yok. Elbette bu konu sınıf mücadelesi içinde kalıyor yine. Varlığını daima halkın çoğunluğunun aydınlanmamasında gören sermaye sınıfı, devlet erkini de dinci-gericiliği üretme ve örgütlemek için kullanıyor.

Bu yüzden o dönem Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi’nin temel mücadele başlıklarından biri oldu zorunlu din derslerine karşı mücadele. Ben de sadece kendi çocuğumun değil tüm emekçi çocuklarının bu karanlıktan kurtulabilmesi için dava açtım. Ve çevremdeki velilere de dava açmaları için çağrı yaptım.

Ülkemizde hukuk mücadesi vermenin zorlukları, üstelik çocuğun da buna dahil edilmesi, bazı velilerde haklı olarak endişe yaratabiliyor. Okulda dışlanabilir, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından baskı görebilir diye endişeleniyorlar. Biz, kızımın bu zorlukları yaşamaması için gerekli önlemleri aldık. Bulunduğumuz semtin, aydın insanlardan oluşması, okulda çocuğumuzun baskı altında kalmamasında elbette etkili oldu. Ancak, çocuğumuzu bu konuda o dönemde iyi desteklediğimizi, kendisine neden böyle davrandığımızı anlayabileceği dilden anlatabildiğimizi düşünüyorum. Hatta orta eğitim aşamasında sınıf arkadaşları kendisine gıpta ettiler, zorunlu din dersinden muaf olduğu için. Böylece kızım  bu süreci sorunsuz atlattı. 

BİR DİNİN BİR MEZHEBİNE İNANDIRMA EYLEMİ

Dava sürecine gelirsek; artık mızrak çuvala sığmaz durumda, her şey ortada idi. Hâlâ hukuk etiğine sahip hakimler varmış demek ki! Sonraki yıllarda onlar iyice sistem dışına itildiler, baskılandılar. O günlerden bu yana 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' başlığında zorunlu din dersi müfredatı aslında daha iyi ya da şöyle diyelim; başlığa uygun bir değişime uğramadı. Aynı içerik hâlâ orada duruyor. Birazcık Alevilik üzerine laf etmek, durumu kurtarmıyor. Bunu söylüyorum, çünkü AKP’nin böyle bir argümanı var. Bir dinin, bir mezhebine 'inandırma' eylemidir hâlâ yapılan. Oysa okul inanma  ve zorla inandırma yeri değil, bilgilenme süreçlerinin yaşandığı yerdir. Aydınlanma hareketi, velileri bu konuda cesaretlendirdi, 'korkmayın, davalar açın' dedi. Avukatları ile destek verdi. Her türlü tırpanlamaya rağmen son yıllarda yine kazanılan davalar oldu.

Açtığımız davayı 2009 yılında kazandık ve kızım, din derslerinden muaf olarak üniversite sıralarına gelebildi. Sonrasında ortanca kızım için de dava açtım. Devletin birliği kuralı ve hukuk eğer işliyor olsa idi, ortanca kızım için de bu muafiyet söz konusu olmalı idi. Oysa, bu konuda Milli Eğitim’e başvurumuza elimizdeki sonuç hiç yokmuş gibi 2015 yılından matbu bir yanıt verildi. Ortanca kızımızın din derslerine girmesi gerektiği söylendi. Şimdi dosyamız Anayasa Mahkemesi’nde. Sonuçta tekrar dava açmaya bile gerek olmaması gerekir, bir çocuk muaf olmuşşa, aynı ailenin diğer çocukları da otomatik olara muaf olabilmeli. Ancak böyle olmadı. Bir kere daha yıllara yayılan bir bekleme sırasındayız. Biliyorum ki, gecikmiş adalet, adalet değildir. Ancak sonuna kadar götüreceğiz.

Yeterli Değil..

AKP GERİCİLİĞİ SADECE ZORUNLU DİN DERSİNDE DEĞİL

Biz bunu yaşarken, Corona virüsü salgını sonucu gelinen malum noktada Milli Eğitim Bakanlığı, internet üzerinden yapacağını duyurduğu 'eğitim-öğretim' programının daha ilk yayınında, artık AKP gericiliğini sadece 'zorunlu' din dersi üzerinden değil, adeta yeni bir olanak ele geçirme arsızlığı ile tüm yayının içine sokarak derinleştirme niyetinde olduğunu gösteriyor. Bu, bizim hep söylediğimiz gibi, çocukları sadece din dersinden korumanın gericilikle mücadele için yeterli olmadığını kanıtlıyor. Zihinsel ve psikolojik gelişimi olumsuz etkilenmesin diye mücadele veriyorum. Ama çocuğuma evdeki televizyondan idam görüntüleri izletiliyor! Asla kabul etmiyorum!

Havlu atmadan bu konuyu takip etmek gerekiyor. Her olanağı AKP gericiliği kullanmaya çalışıyor. Şimdi online eğitimi fırsata çevirmeye kalkıyorlar. Ancak, sinmeden mücadele gerek. Biz veliler bir araya gelmeli ve bu karanlıkla toptan mücadele etmeliyiz. Kolay bir süreç değil tabii, ama emekçi dayanışmasıyla çocuklarımızı koruyabiliriz.

Süha Ertekin"