Demirtaş'ın AİHM'de görülen duruşması başladı

HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairede görülen duruşması başladı. Duruşmaya HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ve Başak Demirtaş da katıldı.
Çarşamba, 18 Eylül 2019 11:46

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğuyla ilgili dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire'de görülmeye başlandı.

17 yargıçtan oluşan Büyük Daire hem Türkiye hükümetini hem de Demirtaş'ı temsil eden avukatları dinleyip kararını açıklayacak.

DEMİRTAŞ'IN AVUKATLARI SAVUNMAYA BAŞLADI

Selahattin Demirtaş'ın avukatları, Demirtaş hakkındaki tutuklama kararının siyasi olduğunu belirterek savunmalarını yapıyor:

"Bugün burada görülen bu davanın konusu Türkiye’de yargı aracılığıyla muhalefetin susturulması ve cezalandırılmasıdır. Demirtaş, mesleği itibarıyla insan hakları avukatıdır. Ancak bugün kendisi hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu dava yalnızca Demirtaş'ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasından ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye'de muhalefeti susturmak ve cezalandırmak için yargının kullanılmasının AİHM tarafından nasıl tespit edileceği ve yanıtlanacağı davasıdır. 

7 Haziran 2015 seçiminin ardından iki önemli olay gerçekleşmiştir. Türkiye'deki demokratik tartışma ortamını yükselten barış görüşmeleri çökmüş ve Erdoğan HDP’yi, özellikle de Demirtaş’ı doğrudan ve açıkça “terörist” olarak hedef göstermeye başlamıştır. Erdoğan’ın 28 Temmuz 2015 tarihindeki konuşmasının hemen ardından Demirtaş hakkında altı soruşturma başlatılmıştır. Burada dikkat kritik çekici nokta, Demirtaş'ın konuşmaları ile soruşturma tarihleri arasındaki büyük tutarsızlıktır. 2 Ocak 2016 tarihli konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan bir talepte bulunmuştur. Bu talep üzerine, üç aydan kısa bir süre içinde Demirtaş hakkında 10 farklı şehirde fezlekeler hazırlanmıştır. Tutuklanmasından sadece dört gün önce, Türkiye genelinde farklı savcılar, Demirtaş hakkındaki iddianamelerini, görünüşte kendi inisiyatifleriyle, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına göndermeye başlamıştır. Ardından Diyarbakır savcılığı açıkça usulsüz bir şekilde hareket etmiştir. Bu 96 ayrı iddianamenin 31'ini tek bir dev dosyaya eklemiştir. Ayrıca bunlar, savcının yetki alanı dışında kalan dosyaları da içermektedir. 4 Kasım 2016 tarihinde Diyarbakır savcılığı bu dev dosyaya dayanarak Demirtaş'ı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlamıştır. Ne var ki bu suçlama, Demirtaş'a karşı hazırlanan 96 dosyanın hiçbirinde bulunmamaktadır.

HDP’nin ve Demirtaş’ın elde ettiği siyasi başarı, Erdoğan’ın onu ve partisini hedef almasına yol açmıştır. Bir kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlalidir. Tutukluluk sürerken mahkeme, Ahmet Şık ve Nedim Şener davalarında olduğu gibi, tüm hukuki sorunları incelemelidir. Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ön itirazlarının tarafınızca kabul edilmesi halinde, AİHM’in Türkiye’deki yasadışı tutuklamalara ilişkin yargı denetiminin gelecekte etkili bir şekilde sürmesi imkânsız hale gelir.

20 Mayıs 2016 tarihli dokunulmazlıkların düzenlenmesi Anayasa değişikliğinin hukuka aykırılığı, Venedik Komisyonu ile Article 19 ve HRW gibi üçüncü taraf müdahillerce de tespit edilmiştir. 20 Mayıs 2016 tarihli dokunulmazlıkların düzenlenmesi Anayasa değişikliğinin TBMM tarihinde ve anayasa hukuku çerçevesinde örneği bulunmamaktadır. Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi tarafından gözden geçirilmemiştir. 4 Kasım 2016’da Diyarbakır Mahkemesi, Demirtaş’ın tutuklanmasına yönelik dokuz gerekçe ileri sürmüştür. Bunlar, Demirtaş’ın Türkiye’nin en büyük ikinci muhalefet partisinin eş başkanı olarak yaptığı siyasi konuşmalardır. Bunun altını çizmeme izin verin. Bir muhalefet liderinin siyasi konuşmaları, tutuklama kararının temeli olarak ileri sürülmüştür. Diyarbakır Mahkemesinin kararının hiçbir yerinde, Demirtaş’ın nefreti, hoşgörüsüzlüğü ve şiddeti nasıl savunduğuna dair somut, bağıntılı ve yeterli bir neden bulunmamaktadır.

Demirtaş, 4 Kasım 2016-24 Haziran 2018 arasında milletvekili olarak TBMM faaliyetlerine katılamamıştır. Görev süresinin yüzde 40’ını cezaevinde geçirmiştir. Anayasa değişikliği de dahil, önemli yasama faaliyetlerinin hiçbirine katılamamıştır. Kendisinin de aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutukluluğu devam ettirilmiş, bu nedenle sağlıklı bir kampanya faaliyeti yürütememiştir. Başlarken göstermiş olduğumuz gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Demirtaş’ın kriminalize edilmesi çağrısıyla yaptığı konuşmalarla Demirtaş’ın tutuklanmasına yol açan iddianamelerin hızla artması arasındaki zamansal bağlantı açıktır. Demirtaş’ın dosyasındaki tüm kanıtlar, tanık beyanları ve PKK’den talimat aldığı iddiası gibi tüm deliller sahtedir ve duruşmanın görüldüğü mahkeme dahi bunu onaylamıştır.

Demirtaş’ın tutuklu olduğu dosyaya yasa dışı yollarla elde edilmiş telefon dinlemeleri eklenmiş ve bu telefon görüşmelerini yaptığı yasal parti görevlileri, terörist olarak gösterilmiştir. Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere mahkemeler, yasal parti görevlilerinin potansiyel terörist olduğunu ve bu görevlilerin aralarındaki konuşmaların terör faaliyetine dair makul şüphe oluşturduğunun kabul edilebileceğini belirtmişlerdir. Şubat 2011-Ocak 2013 tarihleri arasında hazırlanan fezlekelerin dokuzu, daha sonra görevden alınan ve 'Fethullahçı Terör Örgütü'ne üye olmak gibi ciddi suçlarla yargılanan savcılar tarafından yayınlanmıştır. Görevlerine son verilmiş olan bu savcıların Demirtaş’ın dosyasına koyduğu sahte deliller ve yasadışı telefon kayıtları, dava dosyasında kalmıştır. Bu deliller, Demirtaş’ın tutuklanmasına gerekçe olarak da kullanılmıştır. AYM buna hiç dikkat etmemiştir.

20 Kasım 2018'de AİHM, Demirtaş’ın tutukluluk halinin yasadışı olduğuna karar verdiğinde, Cumhurbaşkanı ‘Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz’ demiştir. Ardından da AİHM için ‘terörist sevici’ demiştir. Erdoğan’ın bu açıklamalarının ardından, 4 Aralık 2018'de, beş yıl önceki bir konuşması nedeniyle Demirtaş’a, ‘terör propagandası’ için mümkün olan en yüksek ceza verilmiştir. Demirtaş’a, yalnızca bu propaganda suçlamasıyla 4 yıl 8 ay hapis cezası verilmiştir. Türkiye aleyhine karar verdiğiniz 88 'terör propagandası' davasının hiçbirinde 'terör propagandası' için böyle ağır bir hapis cezası göremezsiniz. Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının ardından gelen bu karar bile, Cumhurbaşkanının yargı üzerindeki etkisinin derecesini göstermek ve Türkiye’de ‘bağımsız’ bir yargıdan söz etmenin mümkün olmadığını doğrulamak için yeterlidir.

2 Eylül 2019'da duruşmayı gören mahkeme Demirtaş’ın tahliyesine karar vermiştir. Şüphesiz, hukuksuz olarak tutuklanmış olan herhangi bir kimsenin tahliyesine karar verilmesi elbette olumlu bir karardır. Bununla birlikte, bu noktada hiçbir tarafsız gözlemci, bu kararın neden AİHM Büyük Daire duruşmasından sadece 16 gün önce verildiğini açıklayamamaktadır.

'KARARIN YAZILMASI AYLARI BULACAK'

Duruşmanın ardından Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir şunları yazdı: “Bugün davanın yalnızca duruşması yapıldı. Kararın yazımı ve açıklanması ayları bulacak. Mahkemenin benzer davalarda 6 ile 9 ay arasında bir sürede kararı açıkladığı olmaktadır.”