Cinsel istismar suçu FIKIH-DER kararıyla bitecek mi, ya sonra?

Sadece Fıkıh Der’de değil, Türkiye’nin her yerinde Kur’an kursuna giden ve tarikat yurtlarında kalan çocuklar cinsel istismara uğruyor. Gericilik ve piyasacılık nedeniyle buralara mahkum edilen çocuklar ise istisnasız yoksul emekçi ailelerin çocukları. Avukat Özge Demir parasız, bilimsel, laik ve anadilde eğitime en çok yoksul emekçi ailelerin çocuklarının ihtiyacı olduğunu yazdı.
Özge Demir
Çarşamba, 29 Ocak 2020 07:41

Fıkıh Araştırmaları Derneği’nde eylül ayında yaşanan cinsel istismar ve eziyet suçu ile ilgili karar geçtiğimiz günlerde açıklandı. Mahkeme kursun yöneticisi Ö.I.’ya 76 yıl 11 ay, eğitimci T.B.’ye 25 yıl, diğer eğitimci H.S.B.’ye ise 37 yıl hapis cezası verdi.

Mağdur çocuklar okulun yöneticileri ve eğitimcilerin kendilerini cinsel olarak nasıl istismar ettiklerini ayrıntıları ile anlatmışlardı. Çocuklar “her şey masaj ile başlıyordu, daha sonra cinsel bölgelere dokunduruyor, son olarak cinsel ilişki teklif ediyorlardı” dediler. Yönetici ve eğitimciler cinsel ilişki teklifini kabul etmeyen çocuklara ödev verip, mescit kapısını kilitleyerek, çocukları yalnız ve aç bırakıyorlardı. Çocuklar sonunda cinsel ilişkiyi kabul etmek zorunda kalıyor, defalarca kez sanıkların tecavüzüne uğruyorlardı.

Bir diğer mağdur çocuk şunları söyledi: Önce şakalaşma ile başlıyordu, sonra şakalaşmalar cinsel bir boyut alıyordu. Daha sonra ise kimseye bir şey demememiz için çekiçle dövülüyorduk.

Çocukların uğradığı cinsel istismara ve eziyete karşılık ise sanıklar tüm bu iddiaları yalanlayan ve her biri birbirini destekleyen savunmalar yaptılar. Örneğin eğitmen T.B. “12 yaşından beri beş vakit namaz kılan bir insanım. Ben işletme okudum, kendi dini dürtülerimi tatmin etmek için hocamın dizinin dibine çöktüm… Yuva kurmak, çoluk çocuğa karışmak istiyorum” dedi.  Örneğin Sanık H. S. B. "Eşcinsel bir insan değilim. Dini yolu seçtim. Üniversite bitirdiğim hâlde imam olmak istedim” dedi. Aynı zamanda Fıkıh Der’in yönetim kurulu üyesi olan sanık Ö. I. ise "Cemaati çökertme derdindeler” dedi.

Mahkeme ise, sanıkların tutum ve davranışlarını olumlu bularak indirim sebeplerini uyguladı. Mahkeme sanıklara iyi hal uyguladı ancak çocuk istismarı her geçen gün yaygınlaşıyor.

Kaçak tarikat kurslarında ve tarikat yurtlarında cinsel istismar devam ediyor.

Sadece Fıkıh Der’de değil, Türkiye’nin her yerinde Kur’an kursuna giden ve tarikat yurtlarında kalan çocuklar cinsel istismara uğruyor. 13 yaşındaki B. A. okulunda din öğretmeni olan ve aynı zamanda gittiği İstanbul’un Fatih ilçesindeki Kur’an kursunda eğitim veren hoca tarafından cinsel istismara uğradı. 16 yaşındaki başka bir çocuk Bağcılar’daki Medrese-i Gül isimli kaçak sıbyan mektebinin kurs sorumlusu tarafından cinsel istismara maruz kaldı. Denizli’de Süleymancılara ait olduğu iddia edilen öğrenci erkek yurdunda da 12 yaşındaki bir çocuğun cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. Ensar Vakfı’nın eğitimcileri tarafından cinsel istismara uğrayan çocukları kim, nasıl unutabilir? 

Bu ve benzeri haberler her geçen gün basında yer almaya devam ediyor. Görünen o ki çocukların cinsel istismara uğraması artarak devam edecek. Çünkü dinci gericilik ile çocuk istismarı arasında çok sıkı bir bağ var. Gericilik artıyor, piyasacılık ile eğitim özelleştiriliyor. Yoksul emekçi ailelerin çocuklar tarikatların, cemaatlerin ellerine bırakılıyor. Buralarda çocuklar cinsel istismara uğruyor.

AKP’nin uygulamaları da çocukların cinsel istismarını önlemek bir yana teşvik edecek düzeyde…

Kaçak tarikat kursları her yerde.

Kur’an kursu açmaya yetkili tek kurum Diyanet İşleri Başkanlığı ancak tarikatlar, cemaatler kaçak Kur’an kursu açmaya devam ediyor. Bunun çok açık bir sebebi var çünkü AKP, ruhsatsız kurs açmayı suç olmaktan çıkardı. 

Eski TCK’da “Kanun ve nizamlara aykırı olarak mektep veya dersane açanlar, açılan mektep veya dershane kapatılmakla beraber altı aydan iki seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Ruhsatsız öğretmenlik edenlerle bunları istihdam eyliyenlere de aynı ceza verilir.” denmekteydi.  

Daha sonra 2005 tarihinde yapılan bir değişiklik ile ruhsatsız kurs açmaya verilen cezanın hapis veya adli para cezası olabileceği hükme eklendi. Böylelikle suçun cezası hafifletilmiş oldu.

2005 yılında yapılan kanun değişikliği Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından iade edildi. Sezer’in iade sebebi şuydu: “Yasaya aykırı eğitim kurumu açmak ve işletmek suçunun cezasının bu kadar hafifletilmesi ayrılıkçı terör örgütlerinin, misyonerlerin ve din devleti yanlısı tarikatların yasadışı şekilde açacakları eğitim kurumlarının önünü açacağını belirterek bu türden kurumların kontrolünün sadece yöneticilerin yetkisine bırakılmasının yasaya aykırılığa süreklilik kazandıracağını belirtti.

Ancak yasa yine de çıktı, böylelikle kaçak kursları açanlar olursa da yakalanırsa para cezası ödeyerek kurtuldular. 

2013 yılında kaçak kurs açmak suç olmaktan çıktı.

2013 yılından itibaren kanun tamamıyla ortadan kaldırıldı. Böylelikle artık kaçak kurs açan tarikatların ve cemaatlerin para cezası ödemelerine de gerek kalmadı.

CHP’li milletvekilleri kaçak kurs açmayı suç olmaktan çıkartan kanun değişikliğinin iptali için dava açsa da Anayasa Mahkemesi kanun değişikliğini hukuka aykırı bulmadı. 

İlgili dönemde Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç’ın da aralarında bulunduğu 17 üyeden 13’ü ret kararı vermesi sonucu Mahkeme “Görüldüğü üzere kanun koyucu, Türk milli eğitiminin esas ve ilkelerini ve bunlara aykırılığın müeyyidelerini eğitim ve öğretime ilişkin özel kanunlarla belirlemiştir. Dolayısıyla, kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak yaptığı dava konusu düzenlemeyle suç olmaktan çıkarılan eylemlerin yaptırımsız bırakıldığından ve eğitimin anayasal esaslarının kaldırıldığından söz edilemez. Kaldı ki, Anayasa'da kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açan veya işleten kişiye adli ceza verileceğine ilişkin herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır.” dedi. Mahkeme, neyin suç olup olmadığını Kanun belirler diyor ama neyin suç olup olmadığına karar veren ilkelerin Anayasa’da vücut bulduğunu unutuyor. Anayasanın değişmez maddeleri arasında laiklik ve cumhuriyetin değerleri bulunuyor. Bu ilkeler yıllardır siyasi iktidarlar tarafından delil deşik edilince Anayasa Mahkemesi’ne de ancak bu ilkelerin nasıl yorumlanacağı konusunda siyasi iktidarın iradesi bu demek kalıyor.

Velhasıl o günlerden bugünlere tarikatların ve cemaatlerin kaçak kuran kurslarında cinsel istismara uğrayan ve kaçak yurtlarında can vererek ölen yüzlerce çocuğun hayatı ellerinden alındı. Gericilik ve piyasacılık nedeniyle buralara mahkum edilen çocuklar ise istisnasız yoksul emekçi ailelerin çocukları. 

Parasız, bilimsel, laik ve anadilde eğitime en çok yoksul emekçi ailelerin çocuklarının ihtiyacı var.