Cemil Bayık: ABD Ortadoğu'dadır, arabulucu olabilir

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, "Siyasetle uğraşan herkes şu gerçeği bilir: Amerika Ortadoğu'dadır" dedi, AKP ile müzakerelerde ABD'nin "üçüncü taraf" olabileceğini söyledi.
Salı, 23 Aralık 2014 11:17

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, tahammül sınırlarının sonuna geldikleri için müzakere taslağı sunduklarını belirterek, "Müzakerelere oturulmazsa ya darbe gelişir ya da iç savaş" diye konuştu.

Bayık, müzakere aşamasında her şeyin belgeli olması ve yazıya dökülmesi gerektiğini ancak Türkiye'nin müzakere sürecini diyalogla yürütmek istediğini ve arkada arkada belge bırakmak istemediğini söyledi.

IMC TV'den Ayşegül Doğan'ın sorularını yanıtlayan Cemil Bayık, AKP'nin Kemal Derviş'in ekonomik politikalarını uyguladığını ancak sona gelindiğini ifade ederek, "Ekonomik kriz Türkiye'nin kapısındadır" diye konuştu.

Bayık'ın röportajın satır başları şöyle:

Hakikaten Türkiye'de gündem çok sıcak. Buradan nasıl göründüğü çok da merak ediliyor. Özellikle barış ve demokratik müzakere süreci taslağı sonrası gelişmelere dair sizin fikriniz, yaklaşımınız, PKK'nin ortaya koyduğu tavır nedir? Öcalan'dan gelen son mesajı siz nasıl karşıladınız? 30 Kasım mesajının diğer mesajlara göre bir farkı var mıydı sizce?
Önder Apo, 2013 Newroz’unda tarihi bir adım atmıştı. 30 Kasım'da ise o adımın üzerinde onu da aşan yeni bir tarihi adım attı. Elbette ki bütün bu adımları gelişen ortamı değerlendirerek, gelişmelerin Orta Doğu'daki boyutunu, Kürdistan'daki boyutunu, Türkiye 'deki boyutunu görerek bu tarihi adımları atıyor. Önder Apo'nun öteden beri bütün çabası Kürt sorununu barışçıl demokratik siyaset yöntemi ile çözmektir. Bunun için tek taraflı adımlar attı, bunda ısrar etti ve bütün psikolojik özel savaş yöntemlerine rağmen, bunlara da tahammül ederek çözümde hep ısrarlı oldu. Belli bir yere kadar bunu da tek yönlü getirdi. Son yeni bir hamle yaptı, yeni bir tarihi adım geliştirdi.

Nedir bu tarihi adım?
Bunu aslında şunun üzerinde geliştirdi: Daha önce AKP Hükümeti güya çözüm adı altında aslında tasfiyeyi amaçlayan bir plan geliştirdi. Biz kesinlikle bunun bir tasfiye planı olduğunu açıkça kamuoyuna söyledik. Önder Apo, hem Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye'deki gelişmeleri dikkate alarak ve sunulan yol haritası adı altındaki tasfiye planını dikkate alarak Demokratik Çözüm Taslağı'nı geliştirdi. Mademki sizler hep kamuoyuna çözümden yana olduğunuzu söylüyorsunuz, “buyurun size çözüm taslağı” dedi. Bu son müzakere taslağını bunun için geliştirdi. Bu müzakere taslağında dört madde ve her maddenin alt şıkları var. Önder Apo, birinci maddede yöntem sorunu üzerinde duruyor. Yani Kürt sorunu hangi yöntem izlenerek çözümlenebilir? Bunun yöntemini ortaya koyuyor ikinci maddede ise müzakerelerin, çözümün hangi felsefe ile hangi teorik temelle, hangi tarihsel temele dayandırılarak geliştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü müzakere olacaksa onun mutlaka dayanabileceği tarihsel bir temelin, teorik bir temelin olması gerekiyor. İşte ikinci maddede Önder Apo bunları ortaya koyuyor.

'AKP SEÇİMLERE ENDEKSLİYOR'

Üçüncü maddede ise müzakere yapılacak konular neler olabilir bunları ortaya koyuyor. En son 4. madde olarak da eğer birinci, ikinci ve üçüncü maddeler kabul edilir, bu temelde müzakereler gerçekleştirilir ve bir sonuca ulaşılırsa karşılıklı olarak onun pratik uygulamalarını kapsıyor. Pratikte bu anlaşma nasıl hayata geçirilecektir? Bu, karşılıklı paralel adımlar atılarak gerçekleştirilecek. Böylesi bir demokratik deklarasyonu ifade ediyor. Biz hareket olarak bütün bileşenlerimizle bu Demokratik Müzakere Taslağı’nı değerlendirdik ve bu taslakla sorunun çözümlenebileceğine Türkiye'nin demokratikleştirilebileceğine ve bu temelde Ortadoğu'da demokratikleşme adımlarının geliştirilebileceğine karar verdik. Onun için bu taslağı kabul ettiğimizi heyetle birlikte Önder Apo'ya ilettik. Ayrıca bunu kamuoyuna da zaten bir açıklama ile duyurduk.

Evet ama...
Ve bunun karşısında Türk hükümetinin de bu taslağı kabul edip etmediğini açıklamasını istedik. Eğer kabul ederse bu temelde hemen müzakerelere başlaması gerektiğini söyledik. Çünkü Önder Apo bu Demokratik Müzakere Taslağı'nın hangi süreçlerde, hangi maddelerinin ele alınabileceğini de ortaya koymuş durumda. Çünkü Türkiye'de bir seçim söz konusu. Sürekli, AKP geçmişten beri Kürt sorunun çözümünü hep dillendirdi ama çözüm yönünde adımlar atmadı her şeyi seçimlere kurban etti, iktidarına kurban etti. Yeniden böyle bir durumun yaşanmaması için Önder Apo seçimlerden önce bu sorunun eğer çözülecekse müzakere ile çözülmesi gerektiğini eğer çözülmeyecekse de bunun netçe ortaya çıkmasını istedi. Bunun içinde tarihler belirledi.

Taslağı kamuoyuna açıklayacağınızı söylediniz ama açıklamadınız. Neden açıklanmadı? Bu süre içerisinde herhangi bir temas söz konusu oldu mu? Hükümetin ne düşündüğüne dair size bir bilgi mi geldi?
Evet. Eğer hükümet Önder Apo' nun sunduğu demokratik müzakere taslağını kabul ettiyse o zaman derhal müzakerelere başlanması gerekiyor. Ama hala müzakerelere geçilmiş değil. Biz AKP' nin yaklaşımlarında Önder Apo'nun belirlediği sürelerin aşılması yaklaşımını gördük. Bu açıdan...

Bir süre mi belirlenmişti o taslakta?
Elbette.

Ne kadarlık bir süreydi?
Bunu kabul etmeyeceğimizi, belirlenen sürelere bağlı kalması gerektiğini söyledik. Onun için o açıklamayı yaptık ve dedik ki, eğer iki güne kadar görüşmeler olmazsa biz kamuoyuna duyduğumuz saygıdan dolayı bu Müzakere Taslağı’nı kamuoyuna açıklayacağız. Çünkü bizim geliştirdiğimiz Müzakere Taslağı sadece Kürt sorunun çözümünü amaçlanmıyor. Bir bütün Türkiye'nin demokratikleşmesini amaçlıyor. Bütün demokrasi, özgürlük, adalet isteyen herkesin özlemlerini içeriyor. Böyle bir müzakere taslağının hükümetçe devletçe kabul edilmemesi veya bunun hep tartışmalar süreci ile geçiştirilmesi, belirlediğimiz müzakere takvimlerinin aşındırılması bunu da sırf zaman kazanarak seçimlere getirilmesi daha sonrada "seçim sürecidir" deyip işte bu sorunlar müzakere yapılmaz ancak seçimlerden sonra yapılabilir biçimindeki bir yaklaşımı gördüğümüz için biz bunun kabul edilemeyeceğini kamuoyuna duyurduk bu açıklamalarımızla ve neden Türk devlet ve hükümeti bu müzakere taslağını kabul etmiyor, acaba bu taslakta Türkiye'ye karşı herhangi bir şey mi var, bunun için mi kabul etmiyor, bunu da açıklayamıyor?

O zaman biz taslağı kamuoyuna açıklayabiliriz. Kamuoyu da taslağı görsün bu taslakta Türkiye'nin aleyhine herhangi bir madde yoktur. Tam tersine bir bütün Türkiye halklarının özlemlerini, hayallerini gerçekleştirmeyi amaçlayan bir taslaktır. Eğer bu yayınlanır ve herkesçe de görülürse o zaman bizim ne kadar çözümde ısrarlı olduğumuz ve Türkiye'nin, Türk devlet ve hükümetinin çözüme ne kadar gelmediğini, söylediği sözlerin bir anlamının olmadığını kamuoyu öğrenmiş olur. Çünkü sürekli AKP işte Kürt sorununu çözeceğini, büyük adımlar attığını, az bir kısım kaldığını, bunu da kısa bir sürede çözeceğini, işlerin iyi yürüdüğünü sürekli propaganda etmektedir. Kamuoyu bu yönlü bir beklenti içerisine sokulmaktadır. Kamuoyu da gerçekten herhalde bu sorun çözümleniyor biçiminde bir algıya varmaktadır. Bütün bunların doğru olmadığını kamuoyu nezdinde ortaya çıkarmak için biz dedik o taslağı yayınlayabiliriz ama...

Peki niye vazgeçtiniz?
Ama bu süreçte bize haber geldi. Bizimle görüşen HDP Heyetinin Önder Apo ile görüşmeye gideceği, onun öncesinde Türk devlet heyetinin Önder Apo'yla görüştüğünü bize ilettiler. Biz mademki bu görüşmeler oldu oluyor sonuçlarını görelim ondan sonra kararımızı uygularız veya uygulamayız biçiminde bir sonuca vardık. Onun için kamuoyuna o müzakere taslağını açıklamadık.

'CEMAAT OPERASYONU GÜNDEM DEĞİŞTİRMEYE YÖNELİK'

Peki bu görüşmelerin sonucu?
Bu arada Türkiye'de biliyorsunuz Fethullahçılara yönelik bir operasyon gelişti tam da belirttiğimiz tarihe denk bir operasyondu. Bu bizce gündemi değiştirmeye yönelikti. Eğer müzakere taslağını bu süreçte yayınlarsak bunun da suistimal edileceğini, gündemleştirilmeyeceğini hatta AKP'nin bunu kendi amaçları için kullanabileceğini düşünerek biz bu süreçte yayınlamadık. Görüşmelerin sonucunu bekledik. 17 Aralık'ta görüşme oldu Önder Apo ile. Bu görüşmede ortaya çıkan sonuç pek de bizim istediğimiz tarzda müzakere taslağının kabul edildiği, orda belirlenen tarihlere uyularak müzakerelerin geliştirileceği biçiminde değil. Gördüğümüz yine oyalamadır yine o müzakere taslağını hep tartışma içerisinde tutma, böylelikle tarihleri aşındırmadır, her şeyi seçimlere endekslemedir, seçime her şeyi kurban etmedir. Eğer bu yaklaşım terk edilmezse bizim bunu kabul etmeyeceğimizi kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Çünkü biz..

'YA DARBE YA İÇ SAVAŞ'

Peki ne olur? Varsayalım ki sizin oyalamaca olarak adlandırdığınız süreç böyle devam etti ve sizin beklediğiniz zaman zarfında hükümetten herhangi bir açıklama gelmedi. Ne olur bundan sonra?
6, 7, 8 Ekim'de ne olduysa benzer şeyler olabilir. Eğer gerçekten bu hükümet, bu devlet bunu istemiyorsa tek yolu vardır; derhal müzakereye oturmaktır. O taslağı müzakerelerde görüşmektir. Türkiye başka yöntemlere başvurmamalıdır. Eğer başvurursa bu Türkiye'nin aleyhine olur, hükümetin aleyhine olur. Şu anda hükümet belki de tarihinde sıkışmadığı kadar sıkışmıştır. Hem uluslararası alanda hem de içerde sıkışmış bulunuyor. Bu siyasetle hiçbir yere varılamaz.

Bu siyasette ısrar edilirse Türkiye 'de ya darbe gelişir ya da bir iç savaş gelişir. Bütün bunları önlemenin yolu hemen hiç zaman kaybetmeden müzakerelere oturmaktır. Bu ancak bu hükümeti bu devleti kurtarabilir. Bunun dışındaki bütün yollar, izleyecekleri taktikler hele hele zaman kazanmaya yönelik oyalamalar kesinlikle Türkiye 'ye birçok şey kaybettirebilir. Biz fırsatçı davranmak istemiyoruz. Biz Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunların daha da ağırlaşmasını istemiyoruz. Eğer isteseydik bizim için bulunmaz bir ortam var. Sanıyorum kamuoyu da bunu çok yakinen biliyor, biz siyaseti ilkelerine göre, amaçlarına göre, kurallarına göre geliştirmeye çalışıyoruz. Eğer fırsatlara göre hareket etsek muazzam fırsatlar vardır. Türkiye'yi, hükümeti daha da sıkıştırabiliriz.

Mesela?
Uluslararası koşullar şu anda Türkiye hükümetinin aleyhinedir. Orta Doğu'da bir DAİŞ'in Katar'ın dışında hemen hemen bu hükümetle ilişkide olan yoktur, destek veren yoktur. Geçmişte bu hükümete destek veren uluslararası güçler şimdi bu desteği kesmiş durumda. Çokça AKP'nin Sayın Erdoğan'ın övündüğü vesayete karşı mücadele bitmiş durumda. Bir darbenin önünü almak için orduya oldukça adım atılıyor. Polis teşkilatı güçlendiriliyor, güvenlik yasaları çıkartılıyor her gün tutuklamalar, baskılar, kapatmalar, her gün Kürt gençlerinin katledilmesi yaşanıyor. Bütün bunlarla iktidar korunmak isteniyor. İktidarı korumanın yolu orduya yaklaşmaktan, polis teşkilatını güçlendirmekten, güvenlik yasalarını çıkarmaktan, tutuklamalar, katletmeler geliştirmekten geçmiyor. Tam tersine eğer iktidar korunmak isteniyorsa bu devlet korunmak isteniyorsa bunun yolu bütün bunları değil derhal müzakereyi geliştirmekle mümkün. AKP en çok toplumun neyle aldatıyordu? Vesayete karşı olduğunu vesayetle mücadele ettiğini söylüyordu.

Bununla da demokratik bir parti olduğunu Türkiye'yi demokratikleşmeye götürdüğünü söylüyordu. Bu propaganda bitmiştir. Artık buna kimseyi inandıramaz yine en çok neyle övünüyordu; ekonomik başarıları ile övünüyordu. Türkiye'de ekonomik kriz baharla birlikte gündemdedir. Esas iktidarda tutan ekonomik başarılarıydı ki bu da kesinlikle kendi başarıları falan değildi. Bir Derviş Türkiye’ye getirilmişti, ekonomik politikalar belirlemişti AKP o ekonomik politikaları uyguladı ve Körfez’den yoğunca sıcak para aktarımı oldu. Yine Kuzey Kürdistan Suriye pazarlarına sürümler yapıldı bütün bunlarla ekonomik başarı elde edildi.

'EKONOMİK KRİZ KAPIDA'

Kemal Derviş'in politikalarını uygulayarak mı ekonomik istikrar sağlandı diyorsunuz?
Evet. O politikaları aynen uyguladı bir de tabi birtakım destekler gördü. Türkiye'de satamadıklarını Güney Kürdistan'a sattı, Suriye'ye sattı. Burada büyük paralar kazandı ve bununla ekonomik çarkını döndürdü. Ama artık bunun sonuna gelinmiş durumda. Türkiye'de ekonomik kriz kapıdadır. Eğer bu da gelişirse bu iktidarın artık propaganda yapabileceği bir malzemesi elinde kalmıyor. Dışarıda içeride oldukça daralıyor. Ekonomik olarak daralıyor, siyasi olarak daralıyor. Bu, bu iktidarın pek de geleceğinin olamayacağını ortaya koyuyor. Eğer biz de bu süreçte hareket edersek bu iktidarın buna dayanamayacağı çok açıktır.

Ben tekrar bu iktidarı uyarıyorum. Bu baskıcı politikalardan vazgeçmeli, bu tutuklamalardan, gençleri sokak ortalarında katletmelerden vazgeçmeli. Derhal demokrasiye dönmeli, özgürlük ve adalete dönmeli, bunun içinde derhal Önder Apo'nun sorumluluğunda oluşacak müzakere heyeti ile hemen müzakereye oturmalı. Eğer bunu yapabilirse hem kendisini kurtarabilir hem de Türkiye'yi kurtarabilir. Aksi takdirde ne kendini kurtarabilir ne de Türkiye'yi kurtarabilir. Gelecek bir felakettir Türkiye açısından.

'KÜRT SORUNU YALNIZCA KÜRTLERLE ÇÖZÜLMEZ'

Şuna dönmek istiyorum sürecin bundan sonraki gidişatı ile ilgili uluslararası bir taraf, bir üçüncü gözün bu sürece dahil olması meselesine dair birçok açıklamanız var. En son yaptığınız söyleşilerden birin de bunun Amerika olabileceğini söylüyorsunuz. Çünkü Türkiye devletinin de Amerika'ya müttefiki olduğu için güven duyacağını söylüyorsunuz. İlla bir uluslararası taraf olmalı mı? Sizin için olmazsa olmaz mıdır? Amerika üzerinden söylediğiniz şeyi daha somut ifade edebilir misiniz? Mesela nasıl bir sistem kurulmalı uluslararası bir göz için?
Şimdi dikkat edilirse Türkiye şunu söylüyor. İşte yerli milli çözüm diyor, çözüm Türkiye'ye özgü olacak yepyeni bir anlayışla çözüm gerçekleştirilecek. Bu herkese de model olacak deniliyor. Şimdi bir kere bu doğru bir anlayış ve tutum değildir. Neden? Kürt sorunu öyle sadece Türkiye'yi ilgilendiren bir sorun değildir. Kürt sorunu hem bölgesel hem uluslararası bir sorundur. Bu sorunu esas yaratanlar da uluslararası güçlerdir. Sorun bölgesel ve uluslararası bir sorun olduğu için çözümü de bölgesel ve uluslararası olmak zorundadır. Böyle bir sorunu bu boyutlarından çıkarıp sadece Türkiye'yi ilgilendiren bir sorunmuş gibi göstermek herkesi aldatmaktır. Eğer burada bir art niyet yoksa gerçekten insan buna anlam vermede zorlanıyoruz. Ben öyle çok safça, temizce söylendiğine inanmıyorum.

Nasıl bir niyet olabilir?
Burada Kürt sorunu çözmeme niyeti olduğu için sorun böyle ortaya konuyor. Uluslararası bir sorun uluslararası güçler olmadan çözümlenebilir mi? Buna yerel, milli Türkiye'ye has bir çözüm denilebilir mi? Dünya global bir dünya, bir de işin bu tarafı var. Globalleşen bir dünyada hangi ülkede ne tür bir sorun olursa olsun sadece o ülkeyi ilgilendirmiyor. Tam tersine herkesi ilgilendiriyor. Şimdi hem dünyada globalizm olacak hem Kürt sorunu uluslararası bir sorun olacak, NATO ülkesi olacak, Avrupa Birliği ile ilişki içinde olacak ama Türkiye Kürt sorununu sadece Kürtlerle çözecek hiç kimseyi buna yaklaştırmayacak bu mümkün müdür? Gerçekten Türkiye sorunu çözme amacı taşıyorsa bunun uluslararası güçler olmadan çözülemeyeceğini bilmesi gerekiyor ve bütün dünyadaki çatışmalı sorunlarda iki tarafla Türkiye’nin dediği gibi oturularak çözülmemiştir. Mutlaka üçüncü bir tarafın gözetimi altında sorunlar çözümlenmiştir. Belki üçüncü taraf başından girmiştir, ortasından girmiştir veya sonlarına doğru girmiştir ama mutlaka iki tarafın sorunları üçüncü bir tarafın gözetimi altında onun şahitliği altında çözümlenmiştir. Kaldı ki Türkiye herhangi bir Afrika ülkesi değil ki diyelim dünyayı fazla ilgilendirmeyen bir ülkedir. İç sorunlarını kendi içinde çözebilir. Böyle bir ülke de değil.

'ABD ÜÇÜNCÜ TARAF OLABİLİR DEDİK'

İstese de yapamaz mı diyorsunuz?
Nasıl ki NATO'nun beşinci maddesini işletti, bütün NATO'yu, arkasındaki sistemi PKK’nin karşısına dikti bu sorunun çözümünde de bu güçlerin yardımını istemesi gerekiyor. Bu güçleri yardıma çağırmadan bu sorunu çözemez. Bu güçler çözümde yer almadan çözüm gelişemez. Biz Türkiye 'nin kaygılarını gidermek için en güvendiği müttefiği Amerika'nın üçüncü taraf olabileceğini söyledik. Çünkü Türkiye bir NATO ülkesi Avrupa ile ilişkisi var. Herhalde burada en çok güvenebileceği Amerika'dır. Amerika üçüncü bir taraf olursa herhangi bir endişesi olmaz, sanmıyoruz. Bu aynı zamanda Türkiye'ye bir güvence vermedir bizim açımızdan. Bunu neden farklı değerlendiriyorlar, neden bundan korkuya kapılıyorlar bunu anlamış değiliz.

Bunu Oslo'ya dayandırıyorlar biliyorsunuz. Oslo'da kötü sonuçları oldu. Dolayısıyla biz bir üçüncü göz istemiyoruz deniliyor.
Hayır Oslo'da sorunun çözümlenmemesine yol açan Türkiye'nin kendi yaklaşımlarıdır. Hiçbir zaman Oslo'da sorunun çözümü yönünde çaba göstermediler. Sürekli aslında orada da oyalama taktiklerini yürüttüler. Sürekli üçüncü bir tarafı devre dışı bırakmayı hedeflediler. Neden? Çünkü sorunu çözmek istemiyorlardı da ondan. Sorunu çözmek isteyen üçüncü bir tarafı kabul eder. Neden kabul etmesin? Dünyada da bütün sorunlar öyle çözümleniyor. Üçüncü tarafın tarafsız olması gerekiyor. Her iki tarafça da kabul edilmesi gerekiyor. Biz bırakalım tarafsız bir gücü tam tersine Türkiye yanlısı olan, sürekli Türkiye'yi destekleyen bir gücü taraf olarak sunduk. Bununla da Türkiye'ye güvence vermek istedik. Bizden çekinmemesi korkmaması paniğe girmemesi için Amerika' nın arabuluculuğunu teklif ettik. Bundan daha olumlu bir yaklaşım olamaz.

'AMERİKA ORTADOĞU'NUN İÇİNDEDİR'

Peki Amerika'nın sürecin en başlarında Kandil'le temas kurmak istediği yine yazılıp çizilenler arasında ve sürece dahil olmak istediği mesajını sizlere ilettiği şeklinde. Son zamanlarda Kobani' deki durumu da göz önünde bulundurduğumuzda herhangi bir temas söz konusu oldu mu ya da böyle bir talep ulaştı mı size?
Bayık: Hayır bizim herhangi bir temasımız yoktur. Fakat siyasetle uğraşan herkes şu gerçeği çok iyi bilir. Bugün Amerka Ortadoğu'dadır. Bugün Amerika Güney Kürdistan'dadır. Rojava Kürdistanı’ndadır. Yine bir biçimiyle NATO ile ilişki içerisinde Kuzey Kürdistan'dadır. Amerika'yı Kürdistan dışında Ortadoğu'nun dışında düşünmek mümkün değildir. Bugün Ortadoğu dünyanın bel kemiğidir. Ortadoğu'nun da bel kemiği Kürdistan'dır. Birinci ve ikinci dünya savaşında Ortadoğu düzenlenirken Kürtlere yer verilmedi. Kürtler statünün dışında tutuldu. İnkar imha siyasetine tabii tutuldu. Sistem Kürtlerin inkarı, imhası üzerine oturtuldu. Bugün ise durum çok farklıdır. Artık Ortadoğu'da sistemi Kürtlerin inkarı ve imhası üzerine oturtmak mümkün değildir. Bu dönem bitmiştir. Yepyeni bir dönem Ortadoğu'da başlamıştır. Artık Kürtlersiz bir statü oluşturmak ne doğrudur ne mümkündür. Ortadoğu'nun en örgütlü, en mücadeleci, en dinamik gücü Kürtlerdir. Bugün Ortadoğu'daki özgürlük ve demokrasi mücadelesinin öncülüğünü yapıyor Kürtler bu açıdan Ortadoğu'da siyaset yapan hiçbir güç, hele hele bu Amerika olduğunda Kürtlersiz siyaset yapamayacağını aklı başında her insan görebilir. Onun için Amerika Ortadoğu'nun içindedir.

Kürdistan’ın içindedir. Kürdistan’da siyaset yapan hiçbir gücün Amerika'yı görmemesi mümkün değildir. İster karşı olsun ister yanında olsun bugün Kürdistan'da birçok güç vardır. Bir çok parçalarda mücadele yürütüyor bütün parçalarda mücadele yürütüyorlar. Bugün Kürdistan'ın en dinamik gücü mücadeleci gücü PKK'dir. Bunu ne Amerika ne Avrupa hiç kimse göz ardı edemez. Türkiye'nin kendisi bile göz ardı edemez. Nitekim de etmiyor. Eğer Türkiye DAİŞ' i destekliyorsa bunun bir nedeni Kürtler'dir. Çünkü Kürtleri DAİŞ' le etkisiz kılmak istiyor. DAİŞ' in dışında Kürtlerle mücadele edebilecek herhangi bir güç yoktur. DAİŞ'le Kürt statüsünü ortadan kaldırmak istiyor Rojava'da. Türkiye Rojava'da Kürt statüsünü ortadan kaldırmadan Kuzey'de rahat edemez. Çünkü güneyde bir statü var, Rojava'da da bir statü oluşursa Kuzeyde de Kürtlere statü tanımak zorundadır. Oysa ki Kürtleri bir halk olarak yok sayıyor Türkiye. Onun için Kürtlere bir statü tanımak istemiyor. Onun için Rojava'yı ezmek istiiyor.