Sayfa yolu
Bir depremin düşündürdükleri: Enkaz altında anadili
Yayın Tarihi: 02.02.2020 , 12:45 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Geçtiğimiz günlerde yaşanan Elazığ depreminin ardından bir sürü acı ve keder yüklü fotoğraf ve video paylaşıldı. Bunların karşısında da çadırlarında soğuk havayı güç bela atlatan ya da çadır dahi bulamayanlarla yapılan “Mutlu olun bu bir emirdir” haberlerini gördük.
Bir tanesi ise AKP’nin gerek Kürt sorunu başlığındaki gerekse Kürtçe konusundaki adımlarını özetliyordu: Bahşedilen Kürtçe…
AKP, iktidara geldiği günden bu yana Kürt dili açısından çok tutarlı bir yol izledi. Kürtçe'yi yekten yok saymadı, inkâr etmedi. Evet yargı ya da hukuk kanalları açısından “bilinmeyen bir dil” sıfatını ekleyen de AKP iktidarının kendisiydi. Tam da bu yüzden tutarlıydı. AKP’nin Kürt emekçilerine gösterdiği tek kıymetli şey belki de budur; mevzu artık hangi dili konuştuğumuzdan çok neyi konuştuğumuzdu.
Eğer mevzu arama kurtarma ekiplerinde iyi niyetli olduğu düşünülen birinin enkaz altında kalan ve Kürtçe dışında dil bilmeyen birini kurtarma çabası ise sorun yoktu. Elazığ depreminin bu açıdan çıktısı budur. Hem arama kurtarma ekibindeki kahramanın türbanlı oluşu hem de Kürtçe konuşan kişinin devlet eliyle kurtarılacak olması… Bulunmaz nimet.
Yanlış anlaşılmasın, kurtarma ekibindeki kişilerin niyetinden bağımsız bir şeyden söz ediyorum. Kişilerden bağımsız ve adlı adınca Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın mevzuyu nasıl ele aldığının altını çizmek istiyorum.
AKP, bugüne kadar eğer politik olarak iktidarla ters düşmüyorsanız, eğer AKP iktidarını güçlendiriyorsanız Kürtçe ile hiç sorun yaşamadı, yaşatmadı. Siz hiç Kürtçe siyaset yapan bir yobazın yargılandığını gördünüz mü? Ama TRT Kurdî’de rutin olarak yayınlanan bir şarkının albümü evinde çıktığı için yargılanan insanlar oldu.
AKP her ne kadar Fethullah Gülen cemaati ile yaşadığı boşanmadan sonra Kürtçe üreten ekibinin bir kısmını kaybetse de o güne değin Kürt Dili ve Edebiyatı mezunu nice işsiz ile bu boşluğu görece doldurmayı başardı. Çok göze sokmamasının nedeni MHP ile yaptığı yol arkadaşlığıdır.
Erdoğan’ın her söze “Benim Kürdüm, benim Alevim, benim işçim” diyerek başlaması da boşa değil. Eğer AKP’nin tebaası iseniz sorun kalkıyor ortadan. Ama yok ben illa haktan hukuktan, emekten adaletten, ileriden aydınlıktan söz edeceğim diyorsanız değil Kürtçe, Türkçe'nin de hükmü kalmıyor memlekette.
AKP, Kürt emekçilerine bir şeyleri bahşedebildiği ölçüde, buna olanak ve fırsat olduğu müddetçe cömert davranacaktır. Davranıyor da. Afrin’e postane Serekaniye’ye (Resulayn) hastane açması bunun çıktısıdır. Diyarbakır’a da tem teşekküllü cezaevi vaadetmişliği var.
Diğer yandan sağlık pek çok başlıktan daha önemli ve daha kritik bir alanı işaretliyor. Anadilinde sağlık hizmeti, hasta hekim ilişkisini veteriner hekim ilişkisinden ayıran en temel şey belki de. Acısını, derdini, sancısını anlayacaksın ki çözüm üretebilesin. Acildir. İhtiyaçtır.
Dolayısıyla anadilinde eğitimin en önemli çıktılarından birisidir, anadilinde sağlık hizmeti. Ülkemizde her gün onlarca Türkçe bilmeyen hasta, hekimi ile iletişim kuramıyor, derdini anlatamıyor. Anadilinde sağlık hizmeti emekten, aydınlıktan yana olan herkesin arkasında duracağı, durması gerektiği bir talep.
Yarın bir gün AKP, 112’nin Kürtçe hizmet vermesi için adım atabilir ve kısmi olarak sağlık hizmetini “Kürtçe” verebilir. TRT Kurdî’de olduğu gibi, olduğu kadar. Her hastaneye bir Kürtçe tercüman kadrosu da açabilir. Böyle bir adım atması bu tabloda şaşırtıcı da olmayacaktır.
Böyle bir adım atıldığında bilcümle liberalin zafer sarhoşu olup mevzuyu yere göğe sığdıramayacağını düşünmek kadar şaşırtıcı olmayacaktır.
Yeter ki bahşedilmiş alanlarda konuşulsun, AKP’nin işine yarasın.
İnsani olanı talep etmek kadar, bunun sonucunun zalimin mezesi olmasına karşı çıkmak da vicdani bir görevdir. Bu açının kaybolmasına izin veremeyiz. At izi, it izinden ayrılsın diye.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.