Salgın gıda krizi yaratır mı?

Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından yapılan açıklamada Yeni Koronavirüs salgınının beraberinde bir gıda kıtlığı yaratma ihtimaline dikkat çekiliyor ve uluslararası işbirliği çağrısı yapılıyor.
Nevzat Evrim Önal
Cuma, 03 Nisan 2020 14:15

Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Çarşamba günü ortak bir açıklama yaparak, yaşanmakta olan Yeni Koronavirüs salgınında doğru gıda politikaları uygulanmaması halinde krizin dünya çapında bir gıda kıtlığı yaratma ihtimali barındırdığı uyarısında bulundular.

Söz konusu uyarıda belirli bir uygulamadan bahsedilmese de, açıklamanın Rusya tarafından alınan kısa süreli buğday ihracat yasağı kararının ardından gelmesi şüpheye pek yer bırakmıyor. Görünüşe göre uyarıyı yapan örgütler, gıda ihracatçısı ülkelerin gıda güvenliği amacıyla ihracatı sınırlaması durumunda dünya çapında yükselecek olan gıda fiyatlarının, bilhassa gıda ithalatçısı olan ülkelerde krizi kontrol edilemez toplumsal boyutlara taşımasından endişe duyuyor.

TARIMSAL ÜRETİM AKSAR MI?

Her ne kadar açıklamada tüketicilerin "panik halinde satın alma" ve gereksiz yere gıda stoklamasının önüne geçilmesi için şeffaflık çağrısı yapılsa da; yalnızca ticaretin aksaması değil aynı zamanda arz daralması ihtimalinden de endişe edildiği anlaşılıyor. Tarımsal üretim dünya çapında en fazla ulus-içi ve uluslararası emek hareketliliğinin yaşandığı sektör olmaya devam ediyor. Muhtelif ürünlerde hasat zamanı yaklaşırken seyahat kısıtlamalarının sürmesi hasadın yapılamaması anlamına gelebilir ve bunun da bir arz daralması yaratma ihtimali bulunuyor.

Yine de, temel gıda nesnesi olan tahılların üretim ve hasadının dünya çapında hayli yüksek bir makinalaşma düzeyine ulaştığı düşünüldüğünde, 2020 hasat yılında sıra dışı bir kuraklık yaşanmadığı ölçüde ürünün tarlada kalıp ziyan olmasını pek beklememek gerekiyor.

2008-2012'YE BENZER Mİ?

Üç kurumun yaptığı açıklama akıllara 2007-2010 fiyat sıçramasını da getirdi. 2008 sonunda patlayan dünya krizine giden süreçte yükselen gıda fiyatları yoksul ve gıda ithalatçısı ülkelerde büyük kıtlıklar ve yer yer ayaklanmalar yaratmıştı.

Ne var ki, bu dönemde arka arkaya yaşanan iki fiyat şokunun aynı sebepten kaynaklanmadığı düşünülüyor. Gıda fiyatlarında en önemli belirleyici faktörlerden biri olan akaryakıt fiyatları 2008 krizi öncesi çok yüksek iken (ham petrolün varil fiyatı 140$'ın üzerindeydi) krizle birlikte akaryakıt fiyatları ve gıda fiyatları düşmüş, ardından akaryakıt fiyatlarında bir yükselme olmamasına rağmen 2009 yılının Şubat ayından itibaren tekrar keskin biçimde yükselmiş, bir daha da kriz öncesi düzeylere geri inmemişti.

Uzmanlar bunun sebebinin, dünya çapında daima faal olan gıda spekülasyonunun krizle birlikte iyice şiddetlenmesi, hisse senedi piyasaları gibi riskli finansal piyasalardan kaçan sermayenin gıda spekülasyonu gibi görece güvenli bir alanda ikinci bir spekülasyon balonu oluşturmasına bağlıyorlar. Bugün dünya çapında ham petrol varil fiyatı 20-25$ ile tarihsel bir düşük düzeyde bulunuyor. Öte yandan krizle birlikte bilhassa emperyalist merkezlerde yürütülecek olan düşük faiz politikasından kaçan spekülatif sermayenin gıda piyasaları gibi alanlara kayması, burada arz ve taleple alakası olmayan fiyat şokları yaratması mümkün görünüyor.

TÜRKİYE'YE ETKİSİ NE OLUR?

Türkiye’nin son yirmi yıl içerisinde tarımsal üretim açısından eskisinden çok daha dışa bağımlı hale geldiği açıkça görülüyor. Hemen her yıl yapılan buğday ithalatı sürecin yalnızca bir boyutu: Türkiye tarımı 2008 yılından bu yana her yıl dış ticarette fazla değil açık veriyor. 2018 yılı ortasında dolar kurunun hızla yükselmesinin ardından yaşanan çarpıcı gıda fiyatları artışı, tanzim satış uygulamalarının zorunlu hale gelmesi durumun ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Nitekim Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli “bazı ürünlerde stok yapacağız” açıklamasında bulundu.

Her durumda, uluslararası bir gıda fiyatları artışının bu konuda dışa bağımlı olan Türkiye’de emekçileri etkilememesi imkânsız görünüyor.

'ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ' MÜMKÜN MÜ?

Üç örgütün yaptığı ortak açıklamada en önemli vurgulardan biri kuşkusuz "uluslararası işbirliği". Ne var ki, bugünkü uluslararası ortam işbirliğinden çok çatışmanın güçleneceğine işaret ediyor. ABD'nin yardım çağrısı yapan İran'a yönelik yaptırımları gevşetmemesi, Küba'ya uyguladığı abluka çerçevesinde Çin'den gelen yardım malzemelerinin Küba'ya ulaşmasına engel olması gibi haydutluklar başta olmak üzere uluslararası arenada tam anlamıyla bir itiş kakış sürüyor. Her şeyden önce, dünya çapında büyük ölçüde özelleştirilmiş olan sağlık ve tıbbi malzeme üretim sektörleri, kapasiteleri kriz değil normal koşullara uygun olduğu için koruyucu kıyafet ve maske gibi basit ürünlerin dahi talebini karşılayamıyor. Bunun sonucunda söz konusu ürünler paylaşılmak yerine kapışılıyor. Krizin devam etmesi durumunda net gıda ihracatçısı olan Rusya gibi kapitalist ülkelerin bu olanaklarını politik bir koz olarak kullanmasının önünde bir engel bulunmuyor. Zaten yapılan üçlü açıklamada da esas endişe bu gibi görünüyor.