Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Hayır' diyebilmek: 'Hayır' derken büyümek…

PsikesoL Kolektifi'yle yaptığımız ve iki hafta önce başlayan söyleşi dizisinin yeni bölümünü yayınlıyoruz... Geçen bölümlerde iktidarın ve "evet"in psikolojisini değerlendirdiğimiz söyleşi dizimizin bu bölümünde "hayır"ın dinamiklerini ele alıyoruz...

Ahmet Çınar

Yayın Tarihi: 15.04.2017 , 09:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:41

PsikesoL Kolektifi'yle iki hafta önce başladığımız ve hafta sonları yayınladığımız söyleşi dizimizin yeni bölümünü okurlarımıza sunuyoruz...

Daha çok iktidarın ve "evet"in psikolojisinin değerlendirildiği önceki bölümlerde "Siyasette psikolojik üstünlük çok mu önemli", "Kitleler kandırılıyor mu" gibi soru ve sorunları ele almıştık. Söyleşi dizimizin bu bölümünde ise "hayır"ın ve "hayır" diyebilmenin dinamiklerini konuştuk... 

Bugüne kadar yapmış olduğumuz söyleşilerde yoğunluklu olarak iktidarın, Evet’in psikolojisini konuştuk. Bu sefer Hayır’ın dinamiklerini konuşmak istiyoruz. Hayır diyenlerdeki baskın duygu tonu nedir sizce?

Gözlemlediğimiz kadarıyla daha çok gerginlik ve endişe hâkim. Bu evet cephesinde olduğu gibi öfke patlaması, saldırganlık olarak dışarı çıkmıyor elbette…

Nasıl çıkıyor?

Şaşırtıcı gelebilir ama mizahla çıkıyor örneğin. Mizahın altında yoğun bir gerilim ve bununla baş etme çabası da vardır. Özellikle referandum sürecinin başladığı ilk günlerde hatırlarsanız evet cephesinin zekâsı ile alay eden, görüntüsünü aşağılayan birçok görsel malzeme yayıldı. Evet tarafının argümanlarının, eylemlerinin birçok başlıkta anlamsız ve komik olduğu su götürmez bir gerçek; Hollanda meselesinde portakal bıçaklama, Ülker gofret kabını asma, ülke bayraklarını ayırt edememe benzeri bir çok tuhaflık oldu. Ancak bununla mizahi bir tarzda baş etmeye kalkışmak bizim taraftaki gerginliğin bir göstergesiydi. Diğer yandan çok sayıda şarkı ve türkü uyarlandı hayır çalışmalarına. Bu şarkılar da bir gerilimi boşaltma, endişe ile baş etmeye çalışma yöntemiydi.

Bu gerginliğin, endişenin nereden kaynaklandığını düşünüyorsunuz?

Doğrudan sürece yüklenen bilişsel anlamla ilişkili. Evet çıkarsa her şeyin sonu olacağı yönünde bir düşünce var. Kötü canavar gelecek, bütün gücü eline geçirecek, bize her istediğini yapacak ve hayatta kalmak oldukça zorlaşacak gibi bir felaketleştirme senaryosu var. Ve bizim buna karşı yapabilecek hiç bir şeyimiz olmayacak!

Aslında muhalif kesimde var olan bu durum yeni bir şey değil. Gezi direnişinden itibaren neredeyse tüm seçimlerde benzer senaryo ve duyguları gözlemledik. Neredeyse her seçimde, seçimin olumsuz sonuçlanmasının bir felaket olacağı, bu ülkede yaşanamayacağı, bir an önce terk edilmesi gerektiği düşünceleri ağırlıktaydı. Ve neredeyse her seçim kaybedildi. Kazanılanların bile bir anlamı olmadı.

Hatırlayalım sırf seçimi kaybetmemek için kendisini temsil etmeyen unsurlar desteklendi. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı bir felaket olacaktı. Bunu engellemek için karşısında kazanacak herhangi bir adaya oy verilmeliydi… Verildi de. Bugün hayır diyenlerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği adaylardan biri, bu referandumda evet diyor!

7 Haziran seçimlerinde, desteklendiğinde barajı aşarak meclise girecek bir parti AKP’yi geriletecek, bir miktar rahatlama sağlayacaktı. Söylenen başarıldı da. Fakat beş ay sonra seçimler zoraki yenilendi ve AKP tarihinin en yüksek oy oranına yükselmeyi başardı! Ve elbette 15 Temmuz darbe girişimi, ortaya çıkan karmaşa, tehdit algısı, ardından ilan edilen OHAL…

Bir yönüyle darbe yapmış gibi yöneten bir siyasal iktidar ve bu baskı koşullarında gidilen bir seçim. Kısaca özgüveni eksik, kurmak, talep etmek yerine, durdurmaya çalışan fakat bunu da bir türlü başaramayan muhalefet, diğer yandan günbegün baskısını arttırarak kendisini daha güçlü hissettiren bir iktidar. Tüm bunlar yan yana geldiğinde muhalefetin gerginlik ve endişesi anlaşılır bir şey oluyor.

Pekâlâ, bu tabloda yanlış olan ne?

Kuramsal olarak, tedavi sürecinde, oluşturduğumuz iyileştirici ilişkide doğru-yanlış, haklı-haksız gibi tanımlamaların pek yeri yoktur. Sürecin, olayların hangi tarafıyla nasıl görüldüğü, nasıl yorumlandığı, nasıl hissettirdiği vardır ve tabi sorunla, sorunlarla nasıl baş edilebileceği. Yaşanıyorsa gerçektir, yanlış değildir ama sadece bu da değildir. İşin mutlaka başka tarafları da vardır. Yaşadığımız duygu yoğunluğu nedeni ile göremediğimiz diğer tarafları. Bir yönüyle bunları bulma işidir değişme, iyileşme hali.

Örneğin söz konusu iktidarın bir seçim zaferi ile bir günde gelmediği, önlerinin askeri darbelerle açıldığı; diğer yandan solun değişik unsurlarla zayıflatıldığı, bazen baskı altında tutulurken, bazen kendilerine ait olmayan çözümlerle kafalarının karıştırıldığını biliyoruz. Solculara hiçbir zaman istedikleri ülkeyi bulamayacakları, yaratamayacakları bu nedenle mevcutlar içinden bazı şeylerle idare etmeleri gerektiği anlatıldı durdu. AKP’nin uzun iktidar süresi ve türlü olanaktan yararlandıkları unutuldu. Değişik dönemlerde toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi destekler alsalar da çalmaya çalıştıkları mayanın bir türlü toplumda tutmadığı, her zaman karşılarında önemli bir direnç olduğu, bunca güce rağmen toplumu istedikleri kıvama getiremedikleri ve karşılarında dinamik bir muhalefetin olduğu görmezden gelindi. Bunlar işin aklımıza artık gelmeyen diğer boyutları.

Bu şuna benziyor; annesine/bakım verenine olması gerektiğinden daha bağımlı olan, bu nedenle özgüveni yetersiz kendini güçsüz hisseden bir çocuğun, annesi ile yaşamış olduğu bir sorunda örneğin bir isteği yerine getirilmediğinde, hiçbir zaman sevilmediği ve sevilmeyeceği yönünde, hiç bir zaman istediği şeylerin olmayacağı yönünde bir hissiyat geliştirmesine benziyor. Bu çocuğun algısı, hissiyatı bu şekilde sürerse aşılması gereken her sıradan basamak, hak ettiğinden fazla öneme bürünecek, oluşturduğu duygusal baskı süreci daha da zorlaştırarak başarısızlık ihtimalini arttıracak, her başarısızlık özgüven sorunlarını derinleştirecek ve bir kısır döngü oluşturacaktır.

Bir çocuğun yetersiz hissetmesini buna ikincil bağımlı kalmasını anlayabiliyorum. Solun özgüven sorunları neyle ilişkili?

Solun aslında bağlanamama, bir ideale bağlanamama, bunun yol açtığı kendini ve geleceğini tasarlayamama hali var. Sağcılarda, tarihsel olarak geri sosyal, kültürel durum ve toplumsallıklarda daha çok kutsallara, erke, otoriteye ve bunun yerine geçen figürlere bağlılık hali görüyoruz. Bilimsel olanlarda, ileri ve gelişkin olanlarda, gözlediğimiz bağlılık daha çok fikir, ilke ve ideallere olur; olması beklenir. Bir toplumsal kurgu vardır, çalışma koşullarını boş zamanları yapılandıran, insan ilişkilerine yönelik kurulan hayaller vardır. Bunları özellikli kılan şey, doğa ve doğanın diğer canlıları ile barışık, tüm insanları eşit gören gelecek hayalleri olmasıdır. Doğayla, insanla, kendisiyle barışık olanlara iyi hissettirir bu hayaller. Bu düşünceler iyimserdir, gerçekleşme olasılığı mutlu hissettirir.

Aslında bir gelecek tahayyülüdür bağlanılması gereken. Anne memesinden ayırıp büyütürken bir bebeği, meme dışında haz veren öteki nesnelere yönlendiririz ilişkiyi, inatçı bir çocuğun ailesi ile yaşadığı gerilimi azaltmak, enerjisinin yönünü değiştirmek için, gelecekte kuracağı ilişkileri yapılandırmak amacıyla spor yapmak, müzik aleti çalmak, dans etmek gibi aktivitelere yönlendiririz. Aile ilişkilerinde tutarsızlık, gerilim yaşayan ergen gençleri geleceğe bağlayarak, olmak istedikleri yere yönelik çaba harcamalarını sağlayarak çözmeye çalışırız sorunları, sıkışmışlığı. İyimser, mutlu, istenilen bir geleceğe bağlayarak, bunun için planlar yapıp, devinmesini sağlayarak büyütürüz çocukları, olgunlaştırırız gençleri.

Solun unuttuğu, ertelediği vazgeçtiği de işte budur; kendisini doğuran, bugün var olmasını sağlayan gelecek hayalleri, kurgusu ve bunun için birlikte mücadele edebilme çabası. Bundan vazgeçtiğinde özgüven sorunları başlamakta ve karamsarlık, felaketleştirme davranışları oluşmakta.

Fakat sonuç olarak Pazar günü yapılacak bir referandum var ve oradan istenilen sonucu çıkarmaya yönelik çabalar da önemli değil mi?

Psikolojik açıdan bireyin hayır diyebilmesi önemli bir şey. Ve sanıldığı kadar da kolay değil. Korkuyla baş edebilmeyi, bazı değerli şeylerden vazgeçebilmeyi gerektirir. Otoritenin oluşturduğu düşünülen güvenlik hissinden feragat edilirken, yarattığı baskının oluşturduğu korkuya, vereceği cezalara karşı dik durmayı gerektirir; özgürleştirir, birey olma, olgunlaşma sürecinde önemli bir adımdır. İstemediği, onaylamadığı, kendisine yabancı gelen şeylere hayır diyebildikçe insan kendisinin yapabileceklerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının farkına varır.

Bazı kimselere, tabi olduklarını düşündükleri kendilerinden büyük, güçlü kişilerin isteklerine evet demek zorunda olmadıklarını söylediğimiz an bir rahatlama başlar, ancak hayır diyebilmelerini sağlamak daha yoğun bir çaba ve daha uzun süreyi gerektirir. Ve bu süreçte taktik yoktur, idare etmek hiç yoktur. Sadece karşı tarafı isteklerinden vazgeçirmek de yoktur.  Kendine yeter hale gelebilecek niteliğe ulaşmak, tabi olma halinden kurtulmak, kendi isteklerinin farkına varmak ve bunu gerçekleştirmenin yaratacağı hazzı konuşmak vardır.

Toplumsal olarak da otoritenin isteklerine, baskılara rağmen, sunulan kutsallara rağmen hayır diyebilmek geliştirici, ilerletici bir durumdur. Hayır diyenleri, baskılara rağmen ayakta kalabildikleri, zorluklarla baş edebilme hissiyatını oluşturduğu için niteliksel olarak geliştirirken, hayır diyenlerin sayıca artması sosyolojik açıdan özgürleştirici, ilerletici dinamikleri geliştirecektir. Buradan özetle, çabaların sonucu ne olursa olsun hayır çıkarmaya yönelik değil de hayırı büyütmeye çalışırken öznenin kendi varlığı ve talepleri üzerinden yapılan tarifin psikolojik açıdan daha iyileştirici olacağını söyleyebilirim. Kendini gizleyen değil; anlatan, kendini olanlardan sorumlu olarak gören değil; çözebilecek potansiyele sahip olarak algılayan bir hayır sonuçlardan bağımsız üstünlük sağlayabilir. Kendisini ve toplumu yeniden kazanır.

Mizahı kullanma, şarkılarla propaganda bunlar insana topluma iyi gelen özgüveni arttıran şeyler değiller mi?

Mizah, şarkı ve marş sadece iyi hissettirebilir, o kadar. Söylediğimiz hayırı nedenleri ile tartışabilmek ve karşı tarafı da gerekçelerimize ikna etmeye çalışmak önemli. Ama bunu yaparken ötekine benzeyerek, sadece onun varlığını ve gücünü kabul ederek değil, kendi varlığının ve tercihlerinin de sesini yükselterek yapmak niteliksel bir değişikliğe yol açacaktır. Solun, kendisini, toplumun meşru ve güçlenme potansiyeli barındıran bir unsuru olarak algılayıp, hissettirmesi ve bir gün mutlaka hayallerini gerçekleştireceğini bilmenin umuduyla anlatması gerekir. Özgüveni sonuçtan bağımsız arttıracak iyi hissettirecek yol budur.  Hayır diyenlerin yeniden kendilerini ve toplumu gelecek kurgularına bağlayabilecek, umutlandıracak olan da budur.                                        

Son olarak referandum günü için hayır diyenlere ne yapmasını önerirsiniz?

Son ana kadar vazgeçmesinler, hayır çabalarını sürdürsünler. Sonuçları takip ederken evde yalnız kalmayı değil, insanlarla bir arada olabilecekleri merkezi yerleri tercih etsinler. Bu sonuç ne olursa olsun bu ülke ile kurmuş oldukları ilişkiyi bunun dinamiklerini onlara hatırlatacak, bir arada olmanın verdiği güvenle iyi hissettirecek bunu çevrelerine de yayabilme fırsatı sunacaktır.

PsikesoL KOLEKTİFİ İLE YAPILAN SÖYLEŞİLER

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.