Sayfa yolu
Çocukluğu cinsel istismarla geçti, mücadeleyle ayağa kalktı, şimdi soruyor: Peki siz niye umutsuzsunuz?
Yayın Tarihi: 02.12.2016 , 10:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:28
soL’un haber merkezinin e-posta kutusuna düşen bir mektupla tanıdık onu.
Türkiye, AKP’li vekillerin “cinsel istismar sanıklarını aklayacak yasal düzenleme”sine kilitlenmişti.
Kadınlar, erkekler, gençler, hukukçular, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, sanatçılar, cinsel saldırı mağdurları: Herkesin ve her kesimin, o “yasal düzenleme” konusunda söz söylediği, kafa yorduğu, tartışmalara girdiği bir süreci yaşıyorduk ülkece.
Posta kutumuza düşen mektup, çocukluğu boyunca cinsel saldırıya uğramış bir gencin, talan edilmiş bir ömrün çığlığıydı… AKP’nin gündeme sürdüğü “cinsel istismar sanıklarını aklayacak düzenleme”, işte o çocuğu, yaşadıklarını anlatmaya, paylaşmaya ve sesini yükseltmeye itmişti.
Tanımıyorduk mektubun sahibini… Ama peş peşe gönderdiği e-postalarla, ısrarla yayınlanmasını istediği mektubuyla, bir gün içinde 3-4 kez “Ne olacak benim çığlığım, söyleyeceklerim” diye bizi uyaran ve “hadi”leyen kararlılığıyla, belli ki patlamaya hazır bir yanardağ ile karşı karşıyaydık.
Karar verdik. Hangi kentteyse bu feryadın sahibi, buluşup konuşacaktık.
Öyle de yaptık.
Yaşadığı kentte buluştuk. İsmi ve resmi bizde saklı bu arkadaşımızla, her şeyi ta en başından konuştuk. O anlattı biz not aldık. O söyledi biz yandık. Gözyaşlarımızı içimize akıtarak konuştuk. Acı bir çocukluğun, hüzünlü bir gençliğin kavurduğu bir hayatla yüzleştik.
O, bir üniversite öğrencisi. Ailesinden uzakta, dostları, arkadaşları, yoldaşlarıyla bir yaşam sürüyor.
Çocukluğunu ve hayatını cehenneme çeviren cinsel saldırıları, doğduğu, çocukluğunu ve ilk gençliğini geçirdiği kentin kenar mahallelerinden birinde yaşadı.
3 yaşındaydı: Dünyayı, hayatı, insanları tanımanın en başında yani... İlk cinsel istismarla işte o zaman tanıştı. Evet… 3 yaşından 13 yaşında kadar… 10 karanlık yıl… 10 acı yıl… 10 suskun, içine kapanık, haykırışlarını kendi kendine bastırmak zorunda kaldığı, kimselere hiçbir şey anlatılamayan 10 dilsiz yıl.
Kimlerdi sana saldıranlar, o günlere dönmek acı veriyordur kuşkusuz ama yaşadıklarını anlatabilir misin?
Mahalleden insanlardı. Tanıdıklarımızdı. Komşularımızın büyük, ergen çocukları… Gel oynayalım derlerdi bana, 3 yaşında bir çocuktum, oyun teklifine “hayır” diyemeyecek yaşta yani… Giderdim. “Oyun” dedikleri şeyin ne olduğu belli… Sonradan fark etmeye başladım bunun ruhuma acı verdiğini… Ne bilir, ne anlar ki 3 yaşındaki bir çocuk… Hissediyordum kötü bir şey olduğunu. Belki de o yüzden söyleyemiyordum evdekilere. Ne olduğunu bilmediğim ama gizli kalması gereken bir şey olduğu çok belli. Sonra 4 kişi oldular… O 4 kişi zaman zaman evlerine çağırarak ya da bir punduna getirerek beni istismar ettiler. Cinsel istismar ve saldırı en ileri noktaya kadar gerçekleşti.
Ne zamana kadar sürdü?
İlköğretim 8 yıldı o zaman. Neredeyse ilköğretimin sonlarına kadar sürdü, kaba bir hesapla 3 ile 13 yaş arası denebilir… Yani 10 yıl boyunca, farklı periyotlarda, zaman zaman sıklaşarak, zaman zaman azalarak ama hep güvercin tedirginliğinde yaşadım o 10 yılı… Pır pır ederek yüreğim. Çırpınıyordum. Kimseye bir şey söyleyemiyordum.
"HAYRET EDİYORUM, YÜZÜME NASIL BAKIYORLAR DİYE..."
Peki yıllar geçti aradan. O saldırganlarla karşılaşıyor musun memlekete, ailenin yanına gittikçe? Çok acı, çok karmakarışık, çok altüst edici bir deneyim olsa gerek…
Evet karşılaşıyorum. Evlendi bazıları. Çocuğu olan var. Göz göze geldiğimiz oluyor. Ve ben hayretler içinde soruyorum kendime, ‘Bu insan benim yüzüme nasıl bakıyor’ diye… Onlar aslında suç işlediklerinin farkındalar… Biliyorlar suçlu olduklarını… Karşılaştığımızda hep iki çift laf söylemek istedim. Bir yandan da geriye dönmek, o acı günleri yeniden yaşamak, hatırlamak istemedim. Çünkü çökertirdi beni o günlere dönmek, yeniden yaşamak. Şu anda anlatırken bile kötü oluyorum…
Yıllar sonra, artık büyüdüğünde, yaşadıklarının iğrenç bir saldırı, istismar olduğunu öğrendiğinde ailene bu konuyu açmayı düşünmedin mi? Saldırganların ceza alması için mesela…
Söylemek istemedim… Büyürdü bu iş… İstenmeyen, bize zarar verecek yerlere gidebilirdi.
"HEP ÇOCUKLARIN MUTLU OLACAĞI ÜLKE NASIL KURULUR DİYE DÜŞÜNDÜM"
Sonra ne oldu? Senin bir kırılma noktan, yolunu yöntemini çizme kararın olduğunu görebiliyorum… Sonrasını konuşalım biraz da…
Ben sonra hep hayatı sorguladım. İyi bir yaşam beklentisi oluştu bende. Hep mutsuz, tedirgin, kaygılar içinde bir çocukluk yaşadığım içindir ki, ben hep sonraki yıllarda “Bir çocuk nasıl mutlu olur” sorusunun yanıtını aradım. Mutluluğu aradım hep. Yaşadığım çevrede hep gericiler vardı, sağcılar vardı, muhafazakarlar vardı. Bunlarla çepeçevre kuşatılmış bir çocukluk geçirdim ve o cehennem gibi 10 yılı ben işte tam da böyle bir çevrenin içinde yaşadım. Ama ben küçüklüğümden beri okumaya, soru sormaya, sorularıma yanıt aramaya meraklıydım. Okumalarımı, öğrenmelerimi, araştırmalarını hep kendi halimde ve içimde gerçekleştirdim. İçsel yolculuklara çıktım. Lisede anlattıkları hep saçma geldi. Ve sorgulama dönemine girdim. Gericilerin, sağcıların, muhafazakarların karşıma çıkardıkları tezler, hiçbir zaman uymadı bana. Birden kendimi, onların karşısında ileri ve politik cümleler kurarken buldum. Yaşadığım o iğrençlikler karşısında, hep çocukların mutlu olabileceği bir ülke nasıl kurulabilir konusunda kafa yordum, iyi bir Türkiye için ne yapmalıyım diye sordum.
"MÜCADELE ETMESEM YA İÇİME KAPANIR İNTİHAR EDERDİM YA LÜMPEN BİR İNSAN OLURDUM"
Bu düşünceler nereye götürdü seni?
Bir şey yapmam lazımdı. Harekete geçmem lazımdı. Lise 2’de kararımı vermiştim. Bir şey yapmanın yolunun örgütlenmeden geçtiğini, örgütlü bir şekilde mücadele etmem gerektiğini kavramıştım. Bakın, ben o yaşadığım çok acı 10 yıldan sonra eğer mücadele etmeye, örgütlü mücadeleye karar vermeseydim, ya içine kapanık, umutsuz, geleceksiz, dünyaya geldiğine pişman bir insan olurdum ya da kötü alışkanlıkları olan, lümpen bir insan olurdum ya da herhalde intihar ederdim… Onca acının, onca talanın, onca ruh çırpınışının sonunda eğer ben hayata bunca bağlı bir insansam, mücadele etmeye karar vermemden dolayıdır. Hayata bağlı olmasam, örgütlü olmazdım. Umuda inandığım için örgütlüyüm ben… Çevremizdeki insanlar umutsuz ne yazık ki. Kendi yaşadığım o acılarla dolu 10 yıla baktığımda, çevremdeki insanlara bazen sormak istiyorum, “siz niye umutsuzsunuz” diye…
Bizimle buluşmaya, kendini anlatmaya, içini dökmeye nasıl karar verdin?
O gece TBMM’de AKP’li milletvekillerinin “cinsel istismar sanıklarını aklama düzenlemesi” adı verilen önergeyi okudum soL Haber Portalı’ndan… Çok canım sıkıldı. Kötü oldum. İçim içime sığmadı. Yaşadıklarım geldi aklıma. Fena halde sıkıldım o gece… Ve şunu düşündüm: Meclis’te o iğrenç önergeye imzalar atılırken, bu ülkenin çeşitli mahallelerinde belki de onlarca çocuk cinsel istismara, cinsel saldırıya maruz kalıyordu. Bunu düşündüm. Kendi yaşadıklarımı düşündüm. Ve oturdum, size yazdığım o mektubu kaleme aldım. Can havliyle gönderdim.
"ÖRNEĞİN BENİM 10 YIL UĞRADIĞIM SALDIRI HİÇBİR RAKAMA, VERİYE YANSIMADI"
Evet… Böyle düşünmeye iten ne seni, örneğin tanıklık ettiğin, bildiğin tek cinsal istismar, cinsel saldırı kendi yaşadığın mıydı, o çevrede başka istismarlar yaşandığını düşünüyor musun?
Benim yaşadığım mahallede, benim o istismara maruz kaldığım yıllarda bildiğim, gözlediğim, hissettiğim cinsel saldırılar oluyordu. Şimdilerde çeşitli haberlerde bir takım rakamlar, kimi veriler yazılıp çiziliyor. Cinsel istismarın arttığı söyleniyor. Cinsel istismar ve saldırılara dair gerçek, nesnel rakamların bilinebileceğini düşünmüyorum. Çünkü şu var: Örneğin benim yaklaşık 10 yıl boyunca maruz kaldığım cinsel istismar hiçbir rakama, hiçbir veriye yansımadı. Rakamlara, verilere yansımayan yüzlerce, binlerce cinsel istismar, cinsel saldırı var. Kesinlikle var.
Dönüşümün, okumaya ve sorgulamaya başlayışın, mücadeleye karar verişin nasıl başladı? O acılardan, ancak mücadele ederek kurtulabileceğine olan inancın nasıl pekişti?
Kendi isteğimle, kendim seçerek okuduğum ilk şiir kitabı bir Nâzım Hikmet kitabıydı. “Yeni Şiirler” adıyla yayınlanan şiirler çok etkilemişti beni.
Sonra?
Sonra… Örgütlü mücadeleye karar verdiğim günlerdeydi. Arayışta olduğum kesindi. Yaşadığım kentin bir caddesinde yürürken, bir apartmanın girişinde, hunharca sökülmek istenirken kırılmış bir tabela gördüm. Tabelada, Nâzım Hikmet’in şiirinde okuduğum “Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın” diye anılan partinin adı yazıyordu. O günü, acıyla geçen çocukluğum gibi unutamıyorum. Hemen hemen her gün yürüdüğüm o caddedeki rastlantı, bana bir davet gibi geldi. Tereddüt etmeden ama korkarak ve heyecanla apartmana girdim, kapıyı çaldım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan iki saat sohbet ettik partidekilerle. Güzel günlere giden yolda ilk adımı atmaya işte o gün karar verdim. Eve dönmek üzere ayrılırken, çıkışta, kapının hemen karşısındaki duyuru panosunda boyacı bir çocuk karikatürü gördüm. Beni kapıdan uğurlayan arkadaşa sordum. Aldığım yanıtı hiç unutmuyorum: “Tanıştırayım, bu bizim Hıdırımız…” İşte o anda, Hıdır’ın büyüyecek olan umudumuz olduğunu anlamıştım. O an, bir kez daha, yaşanması gereken güzel günler için elimden geleni yapacağıma kendi kendime söz verdim. O andan itibaren, gerçek adım bir yana, bir Hıdır da bendim.

"SOSYALİST BİR TÜRKİYE'DE ÇOCUK BAYRAMINI GÖRMEK İSTİYORUM"
O gün örgütlü mücadeleye karar verdin ve Türkiye Komünist Partisi saflarında mücadele etmeye başladın. Talan edilmiş çocukluğun hesabını ancak böyle sorabileceğini düşünüyorsun… Bir devrimcinin, bir komünistin en büyük düşü devrimdir elbette. Senin özel olarak bize söyleyebileceğin bir hayalin var mı?
Elbette… Sosyalist bir Türkiye’de çocuk bayramını görmek istiyorum ben. Çocukların geleceklerine ve yarınlarına güvenle bakabildikleri için başları dik bir şekilde dans edebilecekleri bir çocuk bayramı… Bakın, ben bugüne kadar gönül rahatlığıyla bir çocuğun başını okşayıp sevemedim. Kendi yaşadıklarımdan dolayı, hep yanlış anlaşılma tedirginliğini yaşadım. Ya yanlış anlarlarsa, ya taciz ediyorum sanırlarsa kaygısı yaşadım. Doya doya bir çocuğa sarılamadım… O yüzden ben çocuk sahibi olmak istiyorum. İçinde yaşadığımız bu kahrolası düzende çocuk sahibi olmak, bence bu düzene meydan okumaktır. “Çocuğumu size inat, kokuşmuş düzeninize inat, cinsel istismar seviciliğinize inat ilerici, aydınlık, erdem sahibi bir birey olarak yetiştiriyorum” düşüncesiyle çocuk sahibi olmayı istiyorum. Söylemiş midir bilmiyorum ama Lenin’e atfedilen bir söz var: Tek ayrıcalıklı sınıf çocuklardır, der. Bence çocuklarımıza bu ayrıcalığı verecek olan yine işçi sınıfıdır.
Bize, birkaç can dostunuz dışında kimseye anlatamadığınız, çok derininizdekileri anlattınız. Teşekkürler…
Ben teşekkür ediyorum. Onca acılara rağmen, sosyalist bir Türkiye’de yaşayacağıma olan inancım beni ayakta ve dirençli tuttu. Bu gerçeği, tam da böylesi günlerde paylaşmak istiyordum. Haykırmak istiyordum. Vesile oldunuz. Bunu ancak soL’da paylaşabilirdim. Beni ayakta tutan o inancın ve direncin, herkesi ayakta tutabileceğine gönülden inanıyorum.
Son olarak, bu röportajı okuyan, umudunu yitirmekte olan Türkiye’nin güzel insanlarını, Türkiye işçi sınıfını, güzel bir gelecek için, çocukların çocukluğunu yaşayabildiği sosyalist bir Türkiye için, Türkiye’nin Komünist Partisi'nde örgütlenmeye, umudu büyütmeye çağırıyorum.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.