Cehaletin cesareti (II)

Dipsiz Göllerin kendiliğinden dolmasını beklemek yerine insanca yaşamı yeniden kurmaya karar veren her insanın kendisinin birer Dipsiz Göl olup direnmesi gerekiyor. Yani onu, hayatı, bizleri ortadan kaldırmaya yemin etmiş her türlü örgütün, şarlatanlığın ve bilumum palyaçonun karşısına dikilerek...
Celil Denktaş
Perşembe, 21 Kasım 2019 18:09

İkinci kez: “Kahramanlar terk ettiğinde sahne palyaçolara kalır.”

Heinrich Heine

Bir de Goethe’den: “Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü harekete geçme halidir.” Ve, Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün geçenlerde başına gelenler adeta Goethe’nin doğrulanmasıdır. Bu, tam bir işbirliği ve soğukkanlı bir örgütlülük içerisinde gerçekleştirildi. Ve elbette akılla, mantıkla açıklanmaya kalkıldığında kapılınan sel sularının girdabından kurtulma çabasının üzerinde bir çaba bile bize umut vermiyor. 

Palyaçolar cahil olamazlar, bu kesin. Ama palyaço olduklarından “mış gibi” davranmak onların temel becerisidir. Bir çıkar, bir yarar vardır ve bu, olmadıkları gibi davranmayı gerektirir. Palyaçoluğu iş edindiklerinden olmadıkları gibi davranmanın hakkını da verirler doğrusu.

Profesörlerin dediğini anlamaya bugünkü ilk eğitimin hâli bile engel değildir. Nedeni söz konusu eğitimin mucizesinde değil, profesörlerin çok basitçe kurmuş oldukları cümlede: “O göl en az 12 bin yıldır orada!” Göl, hiçbir kaynaktan beslenmeden ve suyunu geç buzul çağından bu yana hiç değişmeden koruyarak orada; yani oradaydı. Belki de 18 bin yıldır. Yani, cahiller palyaçoları devreye sokana kadar.

TEHLİKENİN ASIL ADRESİ

Goethe’nin işaret ettiği tehlike işte tam da buradadır. Cehalet, emrine gönüllü palyaçoları da alarak örgütlenmiştir. Cehalet, örgütü aşılmaz ve yıkılmaz bir duvar gibi arkasına almıştır. Günümüzde “zor”u temsil etmektedirler ve ikna edilmeleri olanaksızdır. Mevlana bu durumu şöyle açıklar: “Cahille sohbet etmek zordur bilene / Çünkü cahil ne gelirse söyler diline!” Bilim durmuştur. Bilgi sinmiştir. İntelijensiyaya gelince, çoktan darmadağındır.

Valilik’in basın açıklamasında: 1) Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, 2) Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, 3) Müze Müdürlüğü, 4) koskoca bir bakanlık, 5) koskoca bir bakanlık daha ve, 6) silahlı bir güvenlik teşkilatı, o da koskoca, ve bir de define avcıları var; hele o define avcıları... Bilindik slogandır: “Örgütlü gücün karşısında hiçbir kuvvet duramaz!”. Tam da öyle oldu. Böylesine güçlü bir örgütlenmenin karşısında 18 bin yıllık olsan ne yazar!

“Gerisi lafügüzaf”, diyor şair. Gölün dibinde ne var olabilirmiş, olabilir miymiş, doğa katledilmiş, ekosistem yok edilmiş, o göl altından değerliymiş, zekâ seviyesi falan. Kendimizi kandırmayalım. Oyalanmayalım. Onurlu olalım. Dik duralım. Evrile çevrile dövülüp durduğumuzu başkasından saklamayı becersek de kendimizden saklamayalım. Fiziksel ölüm, tıpkı Dipsiz Göl’ün ve onlarca çocuğun ve yüzlerce kadının ve binlerce emekçinin ve buzulların ve okyanusların ve sayısız canlı türünün ve hatta atmosferin başına geldiği gibi değil. Fiziksel ölüm, beynimizin frene basarak boynumuzu eğdirmesi, bizi sefilleştirmesi, bize cehaletin ayaklarını öptürmesi, palyaçoların şaklabanlıklarına yalnızca gülüp geçmek zorunda olduğumuzu buyurmasıdır.

DİPSİZ GÖLLER TUTUMU 

İnsanca yaşamı yeniden kurabilmek için Dipsiz Göllerin kendiliğinden dolmasını beklemek yerine insanca yaşamı yeniden kurmaya karar veren her insanın kendisinin birer Dipsiz Göl olup direnmesi gerekiyor. Yani onu, hayatı, bizleri ortadan kaldırmaya yemin etmiş her türlü örgütün, şarlatanlığın ve bilumum palyaçonun karşısına dikilerek. Örgütlü kötücüllüğün karşısında onu bitirecek örgütlü güzelliği inşa ederek. “HAYIR!”, diye haykırarak. Hapisten, işsiz kalmaktan, fiziksel eziyete maruz kalmaktan, hatta bu örgütlü kötülüğün dizginlerini boşalttığı infaz çetelerinin hedefi olmaktan da korkmayarak!

Bir süre sonra kaybedecek bir şeyimizin kalmadığını dehşetle fark etmektense o dehşeti şimdi, hemen yüreğimizde hissederek onu karşıya, örgütlü kötülüğe yönelterek.

Hâlâ alnımız ak yüzümüz pakken, henüz pisliğe bulaşmamışken ve hayattayken, hâlâ elimizi uzattığımızda tutabilecek başka eller bulabiliyorken ve gönüllü örgütlenmenin önü hâlâ açıkken!

Artık karar vermeli!

Ve -anonim- nokta: “Bilime inanan alır mertebe, cahille oturan döner merkebe!


* İlk yazı: “Cehaletin Cesareti”, soL Haber portalı, 23 Haziran 2019.