Sayfa yolu
Bir 'kadına şiddet' raporu üzerine sesli düşünceler
Yayın Tarihi: 13.02.2017 , 14:05 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Mor Çatı Vakfı’nın geçtiğimiz hafta yayınladığı 2016 Yılı Faaliyet Raporu’unda, kadınlara en fazla şiddet uygulayanların yüzde 46.6'lık oranla eşleri olduğu belirtiliyor.
Kadın yaşamı günümüzde dünyanın her yerinde daha önce hiç olmadığı kadar tehdit altında. ABD’nin yeni başkanı Trump bile seçim propagandalarında gönül rahatlığıyla kadın düşmanlığı yapabildi. Rusya parlamentosunda aile içi şiddetin artık suç sayılmayacağı onaylandı.
Mor Çatı’nın şiddet raporu düşündürücüdür; dünya ölçeğindeki bir soruna dikkat çekmektedir. Veriler incelenince hemen akla, kapitalist dünya kadına yönelik şiddetle mücadele için bütçeden ne kadar pay ayırıyor acaba, sorusu geliyor.
Bilindiği gibi, kapitalizm devletle uyum içinde görünür. Ama devlet gibi aileyi ayakta tutmaya yönelik özel bir amacı yoktur. Kârı için cinselliği kışkırtan reklamlardan, televizyon programlarından, internet sitelerine, tüm birimleriyle, cinsiyetçi faaliyetini sürdürür; ailenin “kutsallığını”, bireyin ruh sağlığını, kadınlara uygulanan şiddeti umursamaz. Devlet cinselliği bastırırken o, bundan yararlanarak cinselliği kışkırtır. Devlet kendisiyle uyumlu birey istediğinden bu ikisinin çatıştığı da – sansür, para cezası v.b.- olur. Ama bu, devranın gene aynı minval üzere sürmesini engellemez.
YALNIZLAŞMA, ÖRGÜTSÜZLÜK...
Biz kadınlara gelince; kafa karışıklığı içinde sorunları kavramakta zorlanırız. Bu yüzden de olup bitene kayıtsız kalırız. Peki bizi geleneklere sıkı sıkıya bağlayan, tutucu yapan nedir, aramızdan kaçı düşünmüştür bunu? Yazgılı kılındığımız kısıtlı yaşam değil midir bunun nedeni? Özgürlük nedir, çoğumuz bilmeyiz. Dünyanın her yerinde kadının yaşamının ev kadınlığıyla sınırlanması, onun kendi kararlarını kendisinin almasının önünü keser. Tüm bireylerde olduğu gibi, yalnızlaşma, örgütsüzlük bizim de toplumsal duyarlılığımızı köreltir. Tek başımıza boşuna yaşamımızda istikrar arayıp dururuz. Ancak bir ekonomik kriz, bir göç, bir savaş yaşamı aniden değiştirebilir. Korunaklı yuvalarımızın çatıları bir bakmışız ki tepemizden uçuvermiş! En son Ortadoğu’da yaşanmadı mı bunlar? ( Hâlâ sonu gelmiyor.)
Bize yönelik şiddeti , genel egemenlik ve sömürü mekanizmalarından soyutlayarak salt “erkek üstünlüğüne” bağlamaksa eksik ve yüzeysel bir açıklamadır. Kadının cins olarak ezilmişliğinin maddi bir temeli olduğunu kavramamız gerekir. Dünyadaki pek çok işi kadınlar yapıyor. Ama gerçek durum maskelenmeye çalışılıyor: Evde yapılan çalışma kayıt dışı ekonomiye dahil edilirken sözgelimi çocuk, yaşlı, hasta, engelli bakımı tıpkı dernek, vakıf, hayır kurumu v.b. gibi gönüllü çalışma sayılıyor. Kadınların ödenmemiş emeği sayesinde devletin toplumsal işlevleri azalıyor. Dünyayı yönetenler, demokrasinin önkoşulu olan laiklikle neden bu kadar uğraşıyorlar acaba? Laiklik ortadan kaldırılsın ki, sosyal devletin de sonu gelsin! Kadınlara arada bir parmak bal verildiği de oluyor. En son bizdeki “Büyükanne Projesi” gibi.
Biz niçin cinsiyet eşitsizliğine karşı bilinçlenme yuvada, kreşte başlasın, diye ısrar ediyoruz? En görünür örneklerden biri: bazı okullarda kız ve erkek öğrencilerin arkadaşlık kurmaları istenmiyor. Zaten din bilginlerine göre, İslam'da kadının ve erkeğin birbirlerinin tamamlayıcısı olduğu inancı, cinsel rollerin sorgulanmasına cevaz vermiyor. Resmi ağızların toplumsal cinsiyet konusundaki yaklaşımı da, eşitlikten çok kadının yüceltilmesi biçiminde dile getiriliyor. Cumhuriyet’le birlikte yasalarla güvence altına alınan kadın- erkek eşitliğininse yaşam pratiklerine yansımadığı görülüyor. “Modern” ile “geleneksel” arasındaki gerilim, azalmak şöyle dursun giderek artıyor. Bazı çevrelerde açıktan açığa, Cumhuriyet aydınlanması “yabancılaşma” olarak gösteriliyor; Müslüman halkın Cumhuriyet’ten sonra dinsel köklerine yabancılaştığı telkinleri yapılıyor. Bu telkinlerin en çok evlerinde yalıtılmış, televizyon bağımlısı kadın kitleleri üzerinde etkili olacağını bilmem söylemeye gerek var mı?
Sonuç olarak, dünya küresel ekonomik krizden çıkış yolları arıyor: Bozulan gelir dağılımı, emeğin sosyal kazanımlarında , ücretlerde gerileme; yoksulluğun, adaletsizliğin tırmandırdığı şiddet…
Krizin siyasal maliyeti en son Ortadoğu’da kendini gösterdi. Kabak her zaman kadınların başına patlıyor.
Kendi geleceğimiz için biz kadınlara düşense, haklarımızın bilincinde olmak ve onları kullanmakta duraksamamak!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.