Bilim ve Aydınlanma Akademisi yola çıktı

Üniversite Konseyleri Derneği ve Bilim ve Aydınlanma Akademisi Girişimi’nin çağrısı ile “Sovyetler Birliği’nde Bilim Sempozyumu" Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde düzenlendi. Önemli bir katılımla gerçekleştirilen sempozyumla birlikte Bilim ve Aydınlanma Akademisi de yola çıkışını resmen ilan etti.
soL - Ankara
Pazar, 15 Ekim 2017 11:43

Üniversite Konseyleri Derneği ve Bilim ve Aydınlanma Akademisi Girişimi’nin çağrısı ile “Sovyetler Birliği’nde Bilim Sempozyumu" Ankara'da düzenlendi.

Ankara Tıp Fakültesi Sıhhiye yerleşkesindeki Dekanlık Binası Mavi Salonda gerçekleştirilen sempozyuma çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.

'KARANLIĞA KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ'

Sempozyumun açılış konuşmasını Bilim ve Aydınlanma Akademisi Girişimi çağrıcılarından Prof. Dr. Erhan Nalçacı yaptı.

"Tarih İçinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nin yeri" başlıklı açılış konuşmasında Nalçacı, egemen sınıfın tarih boyunca sömürü mekanizmasını örgütlemek için çalıştığını vurgularken, insanlığın buna tekrar tekrar ayaklanarak yanıt vermediğini söyledi. Tunç devrimden bu yana isyanlar çıktığını, bunların birçok kez başarısızlığa uğradığını söyleyen Nalçacı, Başarıya ulaşmak için bir program ve kuramların olmadığını, örgütlülüğün olmadığını dile getirdi. "Sömürülmek insanlığın bir kaderiymiş gibi algınlandı. Ama bu durum 19. yüzyılda değişti" diyen Nalçacı, "İşçi sınıfı ortaya çıktı, iktidar programı ve kuramı ortaya çıktı. İşçi sınıfı kendi iktidarı için, kendi örgütüyle mücadele etti. 1871'de ilk kez Paris'te işçi sınıfı iktidarı eline aldı. Bu deneyim eşsiz bir yol gösterdi. 20. yüzyılın başında eşitsiz gelişim Rusya'da benzersiz bir tablo ortaya çıkardı. Çarlığın çürümüşlüğü savaşla birlikte çok daha açık şekilde ortaya çıktı. 1917'de tarih inanılmaz şekilde hızlı akmaya başladı. Ve sonrasında Ekim'de, İşçi Sınıfı iktidarı ele aldı. 15 cumhuriyetle işçi sınıfı iktidarı kuruldu. İç savaşı kazandılar ve işçi sınıfı 70 yıl boyunca bu iktidarı korudu" ifadelerini kullandı.

İşçi sınıfı iktidarının, bilimi, sanatı yeni bir içerikle örgütlediğini vurgulayan Nalçacı, "İlk defa insanın insanı sömürmesine karşı çıkarak örgütlediler tüm başlıkları. Bu 70 yıllık deneyimin tamamı hala kavranabilmiş değil, bu çok uzun bir bilimsel ve siyasal çalışmanın konusu olabilir. Biz bugün bu tarihsel deneyimde bilimin nasıl örgütlendiğini konuşacağız. İlk defa bu kadar kadın bilim emekçisi istihdam edildi, bilimcilerin merkezi planlamayla üretime müdahalesi sağlandı. Tüm Sovyet topraklarında bilim insanlarının üretime müdahale edebildiği bir sistem kuruldu. Bilime büyük bir pay ayrıldı. Bunlar anlata anlata bitirmek mümkün değil. Tabii ki hatalar yapıldı, çok ağır bir saldırı altında yapıldı tüm bu atılımlar. Bu hatalardan da ders çıkaracağız. Ama en önemlisi sömürüyü yıkan bu işçi devletine sevgiyle yaklaşarak bu eleştirileri yapacağız. Bugünkü düzenin bize giydirmek istediği dar elbiseyi giymeyi reddetmek için yol çıkıyoruz. Tüm bilim alanlarıyla ilgileneceğiz. Karanlığa karşı mücadele edeceğiz. Tüm idealist akımlara karşı mücadele edeceğiz. Ekim Devrimi'nin 100. yılında Sovyet Bilim insanlarını bir kez daha saygıyla anıyoruz" şeklinde konuştu.

SOVYETLER BİRLİĞİ'NDE BİLİMİN GELİŞİMİ

Nalçacı'nın ardından Zelal Özgür Durmuş, "Sovyetler Birliği'nde Bilimin Gelişimi" başlıklı sunumuna başladı.

Bilimin sınıfsal bir özü olduğunu belirten Durmuş, bunun Sovyetler Birliği'ne bakışta çok net ortaya çıktığını söyledi. "Bilime şirketler sahip olunca, burjuvazi sahip olunca nasıl bir şey ortaya çıkıyor? Bilim kamusal bir öze sahip olduğunda nasıl bir şey ortaya çıkıyor?" diye soran Durmuş, tartışmanın en önemli başlıklarından birinin bu olduğunu vurguladı.

Durmuş, planlı ve kolektif olarak bilimi örgütleyen, düşünce sistematiği diyalektik materyalist yöntemle gelişen, bilgiyi ve ürünleri toplumsallaştıran Sovyetler Birliği'nin bilimsel gelişim başlığında attığı adımlara ilişkin örnekler verdi.

"1918 yılında Lenin Sovyetler Birliği'nin dönüşümü için hammadde kaynaklarının aranmasını istiyor ve elektrifikasyonu işaret ediyor. 'Komünizm elektrifikasyondur' diyor. Bunun için bilim insanlarının katıldığı bir komisyon kurulurken, bu sonraki planlamaların öncesinde bir hazırlık anlamı taşıyordu. Bu sadece yeniyi kurmak için değil, savaşın yıkımını da telafi etmeyi amaçlıyordu" diyen Durmuş, Sovyetler Birliği'nin bilim insanlarına süreç boyunca hem büyük roller verdiğini hem de büyük bir destek sağladığını ifade etti. Bu dönemde Sovyetler Birliği'nde birçok enstitü kurulduğunu belirten Durmuş, teoriyle pratiğin bir araya geldiğini ve çok hızlı şekilde yol alındığını vurguladı. 

Sovyetler Birliği'nde İkinci Dünya Savaşı'nda bilimin çok önemli bir rol aldığına dikkat çeken Durmuş, "Bütün dünya için faşizmi yenme sorumluluğunu alıyor Sovyetler Birliği ve bilim insanları da bunda rol alıyor. Bilim insanları savunma sanayisinde birçok alanda çalışmalarını birleştiriyor ve ihtiyaçlar için seferber oluyor. Her alanda kolektif olarak seferberliği görebiliyoruz, bu savaşta da böyle oluyor" şeklinde konuştu.

Sovyetler Birliği'nde tüm cumhuriyetlerde kurulan bilim akademilerine ilişkin dikkat çekici örnekler veren Durmuş, bilimsel gelişimin ve atılım sürecinde Komünist Partinin rolüne işaret etti.

Bernal'in "Bilim karların artması için mi, insanlığın refahı için mi?" sorusunu aktaran Durmuş, bilimin yeniden tanımlanmasının ve sınıfsal özünün yeniden ortaya konulmasının gerektiğini söyledi ve Bilim ve Aydınlanma Akademisi'nin bunu da hedeflediğini dile getirdi.

RUS-SOVYET SİNİR BİLİMİ

Akademi'nin kuruluş deklarasyonunun ardından Prof. Dr. Erhan Nalçacı, ''Rus-Sovyet Sinir Bilimi'' başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

İngiltere'de bilim insanlarının felsefi idealizme kaydığını açıklayan Nalçacı, İngiltere'de erken yaşanan burjuva devriminin ardından bilimin gelişimini değerlendirdi. Bunun yanı sıra Nalçacı, Çarlık Rusya'sında aristokrasinin uzun süren egemenliğinde dahi aydınların devrimci potansiyelini koruduğunu dile getirdi.

Çarlık Rusyası'ndaki sinir bilimcileri, çalışmalarını ve bulgularını değerlendiren Nalçacı, 1917 Ekim Devrimi ile bu çalışma alanındaki bilimsel inceleme ve bulguların ne ölçüde geliştiğini açıkladı. Ekim Devrimi'nin ardından sinir sistemi alanındaki çalışmaların yeni olanaklarla geliştiğini ifade eden Nalçacı, bu dönemde doğa ve tarih biliminin birlikte ilerleyişini ve önemini örneklerle açıkladı.

Prof. Dr. Nalçacı'nın ardından kürsüyü Sertaç Üstün devraldı.

Sinirbiliminde materyalist yaklaşımın temellerine değinen Üstün, ''Psikolojinin Mozart'ı'' olarak anılan Vitotski ve Luria'nın hayatına ve sinirbilimi alanındaki çalışmalarına değindi. Üstün, Seçenov ve Pavlov'un attığı temeller üzerine Vitotski ve Luria'nın çalışmalarının bilişsel siniribilimine bugünkü şeklini verdiğini ifade etti.

TEVFİK ÇAVDAR ANILDI

2012'de hayata veden aydın Tevfik Çavdar düzenlenen sempozyumda anıldı.

Çavdar'ın ailesi de sempozyuma katılırken, Prof. Dr. Nalçacı, Çavdar'ın Türkiye'nin modernleşmesinin tarihini yazan kişi olduğunu söyledi. Ardından Ali Somel, Tevfik Çavar'ın yaşamını anlattı.

Çavdar'ın Türkiye'de sosyalist mücadelenin önemine inandığını belirten Somel, Çavdar'ın sosyalizm mücadelesinin uzun soluklu olduğunu bilen, dirençli bir aydın olduğunu dile getirdi. Tevfik Çavdar'ın kuşağının anti-komüzmin damga vurduğu bir kuşak olduğunu dile getiren Somel, Çavdar'ın hiçbir zaman yolundan sapmadığını ifade etti.

Sonrasında Tevfik Çavdar'ın kızı Işın Çavdar konuştu.

Tevfik Çavdar'ın eşi Özden Çavdar da kısa bir konuşma yaptı.

Eşini ilk kaybettiği dönemdeki üzüntüsünü anlatan Özden Çavdar'la yaşadığı anılarını paylaştı.

SOVYETLER BİRLİĞİ'NDE PSİKİYATRİ

Verilen molanın ardından ''Sovyetler Birliği'nde Psikiyatri: Karşı Devrimci Fanteziler ve Siyasi Öncülük Arasında'' başlıklı sunum için Tolga Binbay kürsüye çıktı.

Binbay, ''Sovyetlerde psikiyatri kötüye kullanıldı'' savunusunun anti-komünist yalanlardan biri olduğunu ifade etti.

Karşılaştırmalı bir tarihin olmadığını ve belgelerin dolaylı ya da kişisel olduğunu açıklayan Binbay, kronolojik olarak psikiyatri tarihine ve Sovyet psikiyatrisinin tarihine değindi. Binbay, Sovyetlerde psikiyatrinin 'kötüye kullanıldığı' yönündeki iddiaların geçersizliğini 'yavaş ilerleyen şizofreni' tartışması üzerinden ayrıntılı bir biçimde ortaya koydu.

Dünya Psikiyatri Birliği'nde (DPB) başta ABD'nin ağırlığının bulunduğu; Birleşmiş Milletler (BM) gibi, Sovyetler Birliği'nin karşısında konum aldığını ifade eden Binbay, Sovyet psikiyatrisi mahkum edildikten sonra ABD'nin DPB'ye ilgisinin azaldığı bilgisini verdi. Sovyetler Birliği'nde psikiyatrinin canlı ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu belirten Binbay, Sovyet psikiyatrisinin kaderinin Sovyet sosyalizminin kaderinden ayrı düşünülemez olduğunu vurguladı.

Ardından Cem Taylan Erden kürsüyü devralarak sunumunu gerçekleştirdi.

Erden, Sovyettler Birliği'nde psikiyatri alanındaki çalışmalara tarihten örneklerle değindi.

Erden, Sovyetlerde psikiyatrinin kötüye kullanıldığı yönündeki iddiaların sahiplerinin emperyalizmin ajanı olduğunu açıkladı. ''Sovyet psikiyatrisi masum mu?'' sorusuyla 1970'lerde Sovyet psikiyatrisinin gerileme ve çöküş dönemine girdiğini söyleyen Erden, Sovyetler Birliği'nde psikiyatrinin iktidarın politik performansından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.

SOVYETLER BİRLİĞİ'NDE UZAY ARAŞTIRMALARI

''Sovyetler Birliği'nde Uzay Araştırmaları'' başlıklı sunumuyla Emel Güneş kürsüyü devraldı.

Güneş, uzay araştırmalarının karşı-devrimcilerin de kullandığı bir konu olduğunu söyleyerek sunumuna başladı.

Sovyetler Birliği'nin uzay araştırmalarında nasıl bir miras bıraktığını ve bu araştırmaların nasıl geliştiğini açıklayan Güneş, uzaya çıkan ilk insan, Yuri Gagarin'den söz etti. Bununla birlikte Güneş, uzaya çıkan ilk kadın olan Valentina Tereşkova'nın da hikayesini anlattı.

Roket teknolojisinin emperyalizmin hizmetinde olduğu açıklayan Güneş, bu teknolojinin geliştirilmesinde Nazilerin rolüne değindi. Öte yandan Güneş, Sovyet uzay programını değerlendirerek, bunun multi-disiplinel kolektif bir çalışma olduğunu ifade etti.

Bunun yanı sıra Güneş, Sovyetler Birliği'nde uzay araştırmalarının ilk döneminden bahsederek, Sputnik'in uzaya fırlatılması ve Ay'a yolculuk sürecini ele aldı.