15 Temmuz'da rehin alınan Korgeneral Mehmet Şanver: Darbenin başarısız olmasında en önemli unsur...

15 Temmuz'da darbecilerin kızının düğününü basıp rehin aldığı Korgeneral Mehmet Şanver, 15 Temmuz'da yaşananlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Genelkurmay Başkanı'nın hava sahasının kapatılması talimatından haberinin olmadığını belirtirken, " Daha yayınlanmadan, emir olgunlaşma safhasında telefonla benim haberdar edilmem gerekirdi" dedi.
Cuma, 18 Kasım 2016 12:00

15 Temmuz'da kızının düğününde rehin alınan Korgeneral Mehmet Şanver, Yeni Şafak'a açıklamalarda bulundu.

Şanver'in açıklamalarından bazı bölümler şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oteli üzerindeki keşif uçuşunda sizden izin alındığı iddiaları da bir tuzak mıydı sizce?
Tuzak değil ancak görevin komutan izni alınarak yasallaştırılması çabası olarak değerlendiriyorum. Bu uçuşları biraz sadeleştirerek açıklamakta yarar var.

12 Temmuz'da icra edilen bahse konu görev normal planlamada olmayıp Diyarbakır'ın talebi üzerine planlanan ilave bir görev idi. Eğitim ihtiyacına bağlı olarak bu tür ilave görevler planlanıp icra edilebilir. Ama Diyarbakır'dan bu göreve planlanan uçaklar Dalaman` a nişten önce Marmaris'e yöneliyor ve sonra iniyor.

Ayrıca indikten sonra pilotlardan biri arsa bakma isteği ile Meydan dışına çıkıyor. Meydan dışına çıkma işlemi askeri araç ve şoförle değil bir başka pilotun arsa bakacak pilotu nizamiyeden alması ile gerçekleşiyor Bu iki pilot yaklaşık 1,5 - 2 saat meydan dışında birlikte arsa bakıyor!

Sn . Cumhurbaşkanımızın tatil planladığı otelin civarda olması, bu görevde yer alan pilotlardan birinin Diyarbakır Üs Komutanı Tuğg. Deniz Kartepe ve diğerinin yani onu karşılayan generalin Tümg. Atilla Darendeli olması bir diğer pilotun ise 181nci Filo Komutanı Yb. Ahmet Özdemir olması ve bu üç personelin de şu anda tutuklu olması bu görevin masum bir karşılıklı hizmet görevi olmadığı savını güçlendirmektedir.

15 Temmuz gecesi girişimin başarısız olmasında, rüzgarın tersine dönmesinde en önemli unsur neydi sizce?
Malumunuz Hava Kuvvetleri hemen her türlü harekatta olduğu gibi bu kalkışma açısından da çok kritik öneme haizdi. Düğün gecesi nöbetçi generallerimiz yerlerindeydi. Bunların haricinde Hava Kuvvetleri Komutanımız, ben ve hava kuvvetleri komuta kademesinin pek çok üyesi bir arada düğünümüzdeydik.

Darbe girişimini biz de sonradan; olaylar vuku bulmaya başlayınca öğrendik. Düğün 19:00'da başladı ama bizim, en azından benim, olayların başladığı 21-21:30 surlarına kadar darbeye yönelik her hangi bir ön istihbaratım yoktu. Daha sonra da, 23:00 gibi düğün mekanı darbeci askerler tarafından basıldı ve 00:00-30 surlarında bizi esir aldılar. Ancak esir alınmadan önce başardığımız iki çok kritik olaydan bahsedebilirim:

Birincisi, olayları görür görmez derhal Yardımcım Korgeneral Kadıoğlu'nun ve beraberinde üç general arkadaşımızın Eskişehir'e; 2 üs komutanının da kendi görev yerlerine gitmesi emrini verdim. Yani bizler yoğun biçimde telefonlarla duruma müdahale etmeye başlarken o mekandan anında 6 generali uzaklaştırmış oldum ve bu generaller esir düşmemiş oldular. Nitekim, Eskişehir çok kritikti. Burada tüm muharip unsurları komuta edebilen; komutanı olduğum Muharip Hava Kuvveti Karargahı ve onun Harekat Merkezi vardı. Darbeciler Ankara'daki Hava Kuvvetleri Karargahını ve onun Harekat Merkezini ele geçirmişlerdi. Ama Eskişehir'e halen biz hakimdik. Benim gönderdiğim bu arkadaşlar, gece yarısından sonra Eskişehir'e ulaştılar ve biz esir alındıktan sonra doğrudan komuta kontrolü ele alarak karşı harekatı yönettiler. Nihayetinde sabaha karşı da Akıncı üssüne taarruz ettiler. Eğer bu arkadaşlar da esir alınmış olsalardı; karşı harekatımız sekteye uğrayabilirdi. Darbeciler daha esnek hareket edebilirlerdi. Hava kalkışmasını durdurmak çok çok daha zor ve kanlı olabilirdi. Çünkü darbecilere karşı uçak kaldırma veya taarruz etme gibi kritik emir verecek komutan kalmayacaktı.

İkinci başardığımız olay derdest edilene kadar Hava Kuvvetlerinin hemen hemen tüm birliklerine verdiğimiz yazılı ve sözlü emirlerdir. Havacı komutanlar olarak olayı 21-21:30 gibi öğrendik. Düğündeki masalarımızdan kalkıp bir köşede adeta ayaküstü bir karargah oluşturduk. Hava Kuvvetleri Komutanımızın yanında, tüm birliklerime emirler yağdırmaya başladım. Komutanı olduğum Eskişehir harekat merkezi üzerinden tüm hava birliklerine iletilmek üzere; emir komuta dışında illegal faaliyet olduğunu açıklayan; tüm faaliyetleri yasaklayan ve de darbecilerin eline geçmiş Ankara karargahının emirlerinin dinlenmemesi; bunun yerine emirlerin komutanı olduğum Eskişehir'deki karargahtan alınması gerektiğini ifade eden ve de Hava Kuvvetleri Komutanımızın ismiyle iletilen yazılı bir emir yayınlatılmasını sağladım.

İşte bu yazılı emir tüm Hava Kuvvetleri personelini olup bitenle ilgili resmi ağızdan uyandırmış oldu. Bundan sonra, darbeci olmayan çoğunluk personelimiz, kimden emir alacağını ve nasıl hareket edeceğini anladı. Yine bu anlarda tüm birlikleri yoğun şekilde telefonla aradık. Pek çok uçağın kaldırılmasını telefondaki sert ve net emirlerimizle önledik. Örneğin pistlere araç sokulması, seyrüsefer sistemlerinin kapatılması ve uçakların emniyete alınması gibi olağanüstü tedbirler alınması direktiflerini daha o dakikalarda esir alınmadan önce birliklere ilettik. Bu yazılı ve sözlü emirler neticesinde, pek çok personelimiz darbecilerin girişimini engelleyen; engellenememesi halinde ise yavaşlatan faaliyetlerde bulundular.

Dolayısıyla bu iki kritik hareketimiz, darbecilerin Hava Harekatını sekteye uğrattı. Bu emirlerimiz darbeciler için sonun başlangıcını teşkil etti.

Genelkurmay Başkanı'nın hava sahası talimatı 19.05'te verilmişti değil mi?
Hayatın normal akışına aykırı bir durum bu. Böyle bir emir yayınlandığı anda hava sahasının kontrolünden sorumlu komutan olarak benim haberimin olması lazımdı. Bu emir yayınlanmış. Daha yayınlanmadan, emir olgunlaşma safhasında telefonla benim haberdar edilmem gerekirdi.

Bu emirden ne zaman haberdar oldunuz?
Emirden hiç haberim olmadı. Sadece 19.30-45 gibi yardımcım Kadıoğlu general geldi, telefon elinde, durumu, tam o da bilmeden 'Komutanım Eskişehir'de bir şeyler varmış ve nöbetçi bıraktığımız General kendisini rahat hissetmiyormuş' dedi, ben de 'sen Eskişehir'e git o zaman' dedim. Daha nikah kıyılmamıştı, misafirleri karşılıyordum. Nasıl gitsin diye düşünürken Hava Kuvvetleri Komutanıma söyledim, 'izin verirseniz Kadıoğlu'na bir uçak ayarlayacağım, onu Eskişehir'e gönderelim dedim.' Komutanımızsa bu aşamada gerek yok, gerekirse benim uçakla göndeririz' dedi. Yani o aşamada; düğünün başlangıcında, bana ulaşan herhangi bir kalkışma emaresi veya istihbaratı olmadı. Olaylar başlayınca durumu görmüş olduk.

Hiç siville karşılaştınız mı orada bulunduğunuz süre içinde?
Hayır. Bizi bir misafirhanede tek tek ayrı odalara bıraktılar. Zaman zaman gelip ekmek, su isteyip istemediğimizi sordular. Ellerimiz bağlıydı. Sonra ayaklarımızı da gözlerimizi de bağladılar. Ama göz bağı gevşek olduğu için, başımda bekleyen şahıs odadan çıkınca göz bağımı çıkarabildim. Saat 17-17:30 gibi serbest kalana kadar da el ve ayaklarımız bağlı kaldı. Sonra kapı açıldı, şu an kim olduğunu hatırlamadığım bir general sivil kıyafetli girdi içeri, 'Komutanım kurtuldunuz, geçmiş olsun' dedi. Sonra Hava Kuvvetleri Komutanımız geldi. Karşıma oturdu, 'Şanver geçmiş olsun' dedi. Ben de 'Size de geçmiş olsun komutanım' dedim. Sonra da Akın Öztürk geldi; makasla ellerimiz ve ayaklarımızdaki kelepçeleri kesti.

Düğüne mutlaka gelirim deyip de gelmeyenler oldu mu?
Düğün davet listesi bazı şeylere biraz ışık tutuyor… Geleceğim deyip gelmeyenler oldu. Geleceğim deyip LCV'ye pozitif cevap veren, yerleri ayrılmış ama gelmemiş generallerin hepsi kalkışmada rol aldılar.