Sayfa yolu
10 Ekim Mitingi'nin Tertip Komitesi'nde yer alan Ebru Basa: Benim Veysel’e sözüm var...
Yayın Tarihi: 10.10.2016 , 12:52 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:11
107 yurttaşın hayatını kaybettiği, 500'ün üzerinde yaralının olduğu 10 Ekim Katliamı'nın yıl dönümünde, mitingin Tertip Komitesi'nde yer alan Hekim Ebru Basa ile o gün yaşananları ve aradan geçen bir yılı konuştuk.
"O günün tortusu aklileştirilebilecek, normalleştirilebilecek gibi değil zaten. Baş edebilmek için öfkeye, kine dönüştürmek zorunda olduğumuz bir bakiye. Ben de öyle yaptım" diyen Basa, "Bir yıl önce katliamın hemen ardından soL'a verdiğim röportajda burası bizi öldürmek isteyenlerin değil bizim ülkemiz demiştim. Aynısını yineliyorum. Kaçmak göçmek isteyen buyursun. Benim Veysel’e sözüm var" ifadelerini kullandı.
10 Ekim'in üzerinden tam bir yıl geçti. O gün yaşananlarla başlayalım isterseniz. O gün ve saldırı anına ilişkin aklınıza kazınanlardan...
O gün olağan akışında yaşanacağını umduğumuz herhangi bir gün gibi başladı ve hiç umulmadık biçimde sanki sonraki günlerin, günlerimizin nasıl geçeceğine, bundan böyle yaşamımızı nasıl sürdüreceğimize de karar vererek son buldu. Benim için ve sanırım başka birçok tanık için de alandan yükselen insan buğusunu ve o yanık kokusunu unutmak zaten hiçbir zaman mümkün olmayacak, olmuyor. Zaman geçtikçe başlarda Adli Tıp’tan gelen birer isimken yakınlarıyla tanıştığımız, giderek hayat hikayelerine vakıf olduğumuz, bilincimizde yeniden kimliklendirebildiğimiz o çok iyi, çok güzel insanların uğradığı dayanılmaz haksızlık duygusuyla baş etmek çok zor oldu. O günün tortusu aklileştirilebilecek, normalleştirilebilecek gibi değil zaten. Baş edebilmek için öfkeye, kine dönüştürmek zorunda olduğumuz bir bakiye. Ben de öyle yaptım.
O süreci meslek örgütü adına izlemekle sorumlu her meslektaşımda (ve elbette bende de) değişken dozda ve biçimde travma sonrası stres bozukluğu ortaya çıktı. Hekim de olsak insan olanın kolay katlanabileceği bir deneyim değil bu. Ve bu katliam yalnızca kayıplar değil organ kaybına uğramış, bir başkasının yardımı olmaksızın yaşamını sürdüremeyecek durumda olan gencecik insanlar da bıraktı geride. Rehabilitasyon süreci de çok ağır yaşandı. Ankara’daki hastanelerden taburcu olan ve sosyal güvencesi bulunmayan ya da kesintiye uğramış kimi yurttaşlardan kontrol randevularından, protez ve ortezlerinden ücret talep edildiğini öğrendik . Oysa yaşanan bir terör saldırısı olduğu için yaralıların tüm tıbbi bakım ve rehabilitasyon süreci kamusal bir sorumluluk ve yasal bir zorunluluktu. O dönemde bu sürece de elden geldiğince müdahil olmaya çalıştık.
'YALNIZCA O HABER CİDDİYE ALINMIŞ OLSAYDI...'
10 Ekim'in üzerinden geçen bir yılın ardından tek ciddi bir soruşturma yürütülmedi. Üstelik polisin saldırıya ilişkin istihbarat da aldığı ortaya çıkmıştı. Bu tabloyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Son bir yılda ortaya çıkan gelişmeler ışığında ve o gün için Emniyet’in rutinin dışındaki tutumu göz önüne alındığında saldırı istihbaratının alındığını ama bilinçli biçimde değerlendirilmediğini ve katliama göz yumulduğunu anlıyoruz. Canlı bombaların kimliklendirmesi tamamlandığında bombacıların Suruç’taki saldırıyı gerçekleştirenlerle akrabalıkları ve iki yıldır Emniyet takibinden çıkartıldıkları da ortaya çıkmıştı. Aslında çok dallandırıp budaklandırmaya gerek yok; Ankara Emniyeti’nde benim de aralarında bulunduğum tertip komitesiyle toplantı yapan görevlilerle 10 Ekim günü alanda karşılaştık. Tokalaştık hatta. Biraz sonra paramparça olma ihtimalinizden haberdar olan (olduğu anlaşılan/ortaya çıkan) birinin bu bilgiye rağmen elinizi sıkabilmesi de aklileştirilebilecek gibi değil. Düşününce kayıtsız, saf ve kaskatı kötülükle el sıkışmak gibi. Şebnem’in babasının, Veysel’in annesinin yerine kendimi koyuyorum. Unutmak öfke duymamak mümkün değil işte. O görevlilerin bir bölümü izleyebildiğim kadarıyla darbeden sonra görevden alındı ama vasat aynı.
Katliamın ardından ifadeye çağrılmıştınız. “Size toplantıya saldırı olabileceğine dair bir duyum veya bilgi geldi mi?” diye sorulmuştu. Somut tek bir adım atıldı mı bu ifadenin ardından
Aslında “görüşümüze başvuruldu” bir mülkiye başmüfettişi tarafından ve benim de gene basından izlediğim kadarıyla soruşturmasını Emniyet mensuplarının saldırıda herhangi bir ihmal ya da kusuruna rastlanmadığı biçiminde raporte etti. HDP’nin Diyarbakır mitingindeki bombalı saldırının, Suruç’un ve Ankara katliamının faillerine üstelik fotoğraflarıyla birlikte basında defalarca yer aldı. Yalnızca o haber dahi ciddiye alınmış olsaydı IŞİD üyesi olduğu söylenen 17 kişiden kaçı hayattadır, kaçı Türkiye sınırları içerisinde serbest nizam dolaşmaktadır, kaçı Antep’in hangi hastanesinden sağlık hizmeti, kaçı işsizlik maaşı almaktadır açığa çıkardı sanırım.

10 Ekim Katliamı'nda hayatını kaybeden 9 yaşındaki Veysel Atılgan...
'KAÇMAK GÖÇMEK İSTEYEN BUYURSUN, BENİM VEYSEL'E SÖZÜM VAR'
10 Ekim ülke tarihinde yaşanan en büyük katliam olarak kayıtlara geçti. Aradan bir yıl geçti ve anmalar bile yasak. Buna ilişkin neler söylemek istersiniz?
Söylenecek çok şey var ama özel olarak Ankara’da yaşamanın giderek bir cephe kentinde ve süregiden bir kaygı bozukluğu içinde yaşamaya dönüştüğünü vurgulamak isterim. Üzerine 17 Şubat ve 13 Mart katliamlarını da yaşadık çünkü. Gar meydanı zaten açık bir yara gibiydi üzerine Güvenpark ve Merasim saldırıları geldi. Kentsel belleğim bir tür katliam envanterine dönüşmüş gibi. 15 Temmuz da başka türlü bir travma oldu.
AKP hükümeti ülkeyi OHAL kararnameleriyle yönetiyor artık. Barışçıl amaçlı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkının da aralarında olduğu bir çok demokratik hak ve özgürlük keyfi biçimde kısıtlanabiliyor ya da yasaklanabiliyor. Geçen hafta Sağlık Bakanlığı önünde ve civarında basın açıklaması yapmak yasaklandı örneğin. 10 Ekim Derneği bugün 10.04’te yapılacak anmanın Valilik yasağının kapsamına dahil olmadığını belirtse de müdahale gerçekleşti.
Bir yıl önce katliamın hemen ardından soL'a verdiğim röportajda burası bizi öldürmek isteyenlerin değil bizim ülkemiz demiştim. Aynısını yineliyorum. Kaçmak göçmek isteyen buyursun. Benim Veysel’e sözüm var.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

