Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kadın ve spor: Sosyalizmsiz asla!

Kadınların 1857’de başlayan, 1917 ile kızıla boyanan mücadelesi, spor alanında da devam ediyor. Emekçi kadınlar, görünür hale geldiği ve özneleştiği her başlığı dönüştürmeyi, mücadeleye öncülük etmeyi başarıyor.

İsmail Sarp Aykurt

Yayın Tarihi: 08.03.2017 , 10:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:38

Sporun, toplumun objektif özellik, çelişki ve karakterini yansıtan bir ayna işlevi gördüğünü hep söylüyoruz. Bunun bir diğer açıdan ifadesi, toplumsal koşulların göstergelerinden birisinin spor oluşudur. Dışa akan tüm çirkinlikler ya da güzellikler spordan ayrı bir alan olarak elbette ki kodlanamaz.

Örneğin, parkta spor yapmaya çalışan ya da yürüyüşe çıkan bir kadına dönük saldırının toplumun genel atmosferinden, kapitalist sistemin kirinden bağımsız olduğunu söylemek olanaksızdır. Spor yapmaya dahi zamanı olamayan, "ev tipi bir faşizme" maruz bırakılmış, "ikincil" görülen kadınların bir özne haline gelmeden gerçek anlamda spor yapamayacağı da ortada…

Özne haline gelmek ise toplumun yapısının değişmesiyle orantılı. Toplumun emek merkezli, özel mülkiyetin ve sömürü sisteminin olmadığı bir düzen içerisinde yapacağı sportif faaliyetlerin başka bir anlamı olacağını söylemek mümkün. Tersi ise, bilindik bir manzara. Dünyanın en "barışçıl ve duyarlı" organizasyonları arasında başa yerleştirilen olimpiyatların bile kapitalistlerin elinde nasıl başladığını işaret ederek devam etmeli.

Olimpiyatların ilk örgütleyicisi Baron De Coubertin, 1901'de “kadınların rolü, erkeklerin galibiyetini takdir etmektir”, 1902’de “kadın sporları, doğanın kurallarına aykırıdır”, 1912'de “Olimpiyat oyunları erkeklere ayrılmalı ve kadın sporcuların görünüşlerinin korkutucu olduğu düşüncesi vurgulanmalıdır” diyerek sermayenin sözcülüğünü yapmıştır. 1924 yılında ise kadınlar erkeklerden 20 yıl sonra yarışmaya başladıklarında Coubertin, Uluslararası Olimpiyat komitesinde kadınların oyunlardan uzaklaştırılmasını dahi istemiştir. Kadın "düzen içinde" kaldığı sürede hep dışlanma hareketi ile yüz yüze bırakılmıştır.

Bu düzenin dışında, Sovyetler Birliği’nde ise durum farklıdır. 1917 Ekim Devrimi ile başlayan süreç, kadınların toplumsal hayata daha çok dâhil olmasının önünü açmış, kadınlar bir özne olarak spor faaliyetlerini yürütür hale gelmiştir. Kadınlar 1920’lerden 1930’lu yıllara kadar birçok spor branşında söz sahibi olmuşlardır. Bu yıllarda Komünist Parti içerisinde kurulan kadın birimi Zhenotdel, kadının sosyalizm içerisinde daha çok var olmasının önünü açmıştır.

SSCB’nin olimpiyatlara katılır hale gelmesi, kadınların da ciddi deneyimler elde etmesine ön ayak olmuştur. Başta Sovyetler Birliği olmak üzere, birçok sosyalist ülke hem toplam sporcu, hem toplam kadın sporcu hem de madalya sayılarında büyük üstünlük yakalamıştır.

Örneğin, 1976 Montreal Olimpiyatları’nda Sovyet sporcuların %35’i kadınlardan oluşmaktadır. Sovyetler Birliği en çok madalya kazanan ülke olarak, 49 altın madalya, 41 gümüş ve 35 bronz ile başı çeker. Bir diğer sosyalist ülke Doğu Almanya takımının ise %40’ı kadın sporculardan oluşmaktadır. Kapitalist Batı Almanya’da bu oran %21’dir. ABD’de ise %26 oranındadır. Özetle, dünyanın geri kalanında bu oran %20.58’de kalmıştır.

Doğu Almanya bu olimpiyatlarda 40, Küba ise 6 altın madalya kazandı. Sovyetlerin tüm madalyalarının %30’u kadın sporcularından gelmişti. Küba’da ise katılan 200 sporcunun 55’i kadındı. Olimpiyatlarda, 1980 Moskova, cirit atma yarışında altın madalya kazanan ilk atlet ise siyahi bir Kübalı kadın sporcu Maria Caridad Colon idi…

İşte tüm emekçi kadınlar, 1857’de ABD’de greve giden dokuma işçisi kadınların inancı, 1917’de siyasal iktidarı alan Bolşeviklerin coşkusu, kadın sporcuların işçilerin anayurdu Sovyet ülkesini parkelerde, sahalarda, koşu pistlerinde temsil etmenin kararlılığı ile her kulvarda mücadele etmeyi sürdürüyor. Bu mücadelenin spor başlığı da kadınlara büyük ihtiyaç duyuyor.

Ve unutmadan, Lenin’in dediği gibi; “Ancak sosyalizmde ve komünizmde herkesin istediği bedensel aktiviteyi seçme ve kendini tam olarak gerçekleştirme hedefine erişme şansı olacaktır. Bu sadece toplumun üyelerinin ihtiyacını karşılamayacak, aynı zamanda tam refahı ve toplumun tüm üyelerinin her alanda özgür gelişimini sağlayacaktır.”

İşte, emekçi kadınlar bu refahın ve özgür gelişimin örgütleyicisi olmayı, buna öncülük etmeyi ve boyun eğmemeyi sürdürüyor.

Tıpkı, bundan 100 yıl önce "nesne" olmayı reddeden Bolşevik kadınlar gibi…

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.