Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kadın emeği, spor, sosyalizm

Kadınlar, boyun eğmeme kararlılığı ile her alana direnişini taşırken, spor başlığında da da mücadele sürüyor. Kadınlar, bir özne olarak, yüzyıllardan beri sporun içerisinde kalıp, üretmeye devam ediyor.

İsmail Sarp Aykurt

Yayın Tarihi: 08.03.2016 , 17:36 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:05

Kadın emeği ve mücadelesinin dönüştüremeyeceği hiçbir alan ya da süreç yok. Mücadele ve emek, bunun en önemli iki parçası ve bu, birçok başlıkta kendini gösteriyor.

Kültür, sanat, bilim ya da eğitim, gündelik yaşamın her momentinde, ‘ev tipi faşizme’  ve dinci gericiliğe maruz bırakıldığı her zaman diliminde bile mücadelenin bir parçası olmayı sürdüren kadın, direnmenin de bir ‘öznesi’ konumunda…

Her alanda bir özne olabilmeyi başaran kadınlar, sporun da en önemli bileşenleri durumundalar. Reel sosyalizm dönemlerinde, Sovyetler Birliği’nde toplumsal bir dönüşümün aracı olan sporun, kadın emeği yoğun bir biçimde organize edilmesi ve ilerletilmesi, 1930 ile 40’lı yıllara tekabül ediyor. Bu zamanlarda başlatılan spor seferberliğinde kadınlar, sadece bir ‘potansiyel’ olarak değil, bir ‘özne’ olarak yer alıyor.

Spora uzanan kadın eli’ sosyalizmde kadın emeğini yüceltirken, kapitalizmin eşitsiz koşullarında ise hala kadınlar varlık/yokluk savaşımı ve gerici kuşatma içerisinde mücadele veriyor ve spor alanında da ikincil, ‘nesne’ konumundan kurtulmaya çalışıyor, diyebiliriz.

Reel sosyalizm koşullarında ise, kadın emeğinin üretkenliği artmış, bunun spordaki yansımaları da zenginleşmişti. Erken dönemlerde başlayan ve toplumsal, bedensel, psikolojik ve mental gelişimleri tetiklenen Sovyet insanları birçok branşta başarılar kazanmış, bundan önemlisi de sosyalist topluma kazandırılmıştır. 

Rita Pogosova bunlardan yalnızca birisidir. Bir masa tenisi sporcusudur ve 1969 yılında masa tenisi branşında altın madalya kazanmıştır. Sverdlovsk’lu Marina Klimova ise, partneri Sergei Ponomarenko ile üç kez dünya, dört kez ise Avrupa şampiyonluğu kazanmışlardır. Buz pateni branşında yazılamayacak kadar çok isim vardır, Sovyet tarihine geçen…

Kadın atlet Maria Pinigina, Sovyetler Birliği’ni 400 metrede temsil etmiş, 1988 Yaz Olimpiyatları’nda diğer kadın takım arkadaşları Tatyana Ledovskaya, Olga Nazarova ve Olga Bryzgina ile şampiyonluk kazanmıştır. O yarışta kaydedilen rekor ise, hala geçilememiştir.

Geçilemeyen şeyler arasında en önemlisi ise hiç kuşkusuz, başarılardan ve yarışmalardan çok sosyalizmin insanlara ve kadınlara, emeğini yeniden üretme imkanını sunmasıdır. Yoksa, başarı örnekleri ya da kadın sporcular sayılamayacak kadar zengindir.

Bu başarılar, kadın emeği ile sosyalizmin bir aradalığını ve birbirine bağlılığını özetleyen örneklerden olmakla birlikte, sosyalizmin egemen sistem olduğu birçok ülkede kadın emeği sporda basamak atlamıştır. Örnek olsun, Demokratik Almanya’nın yetiştirdiği en önemli jimnastik şampiyonlarından Karin Büttner-Janz, Doğu Alman kadın sprinter Marlies Göhr ya da Küba’nın yakaladığı/sürdürdüğü spor atağı ve bunun eşsiz örneği kadın voleybolu, kadını, sporu ve sosyalizmi birbirine ait ve içkin kılmaya devam ediyor.

Kapitalizme ise, sıradanlaştırmak ve tüketmek kalmıştır. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği Franziska van Almsick ve Romanya’nın Tirgu Mures kentinde doğan Olga Nemes bu tükenişin en somut örneklerindendir. Franziska, Demokratik Almanya’nın ‘ilhakı’nın ardından katıldığı 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda dört olimpiyat madalyası aldığında, sadece 14 yaşındadır. 21 yaşında ise yüzme sporunu bırakmaya karar verir. Çünkü sporun önüne geçen başka şeyler çıkmıştır ortaya, mayo ve çikolata firmaları gibi… Reklam yıldızlığı ve podyumlar öne çıkmış, spora yeni bir ‘rol’ verilmiştir.

Biten spor ve emek olurken, kadın emeğinin metalaşması süreci de yeniden başlar…

Olga’nın da süreci farklı işlemez. 15 yaşında kaçar, kaçırılır… Masa tenisi sporunda 13 yaşında başlayan şampiyonluklar, ‘özgürlükler’ temalı vitrinlere feda edilir.

Sonra gelen ‘öz eleştiriler’ artık gecikmiştir. Romanya’da mutsuz ve ‘hapiste’ olduğu önermesi kendisi tarafından çürütülür.  Asıl hapsi, kapitalist Federal Almanya topraklarında tatmıştır.

“Bizimle aynı koşullara sahip komşularımızla günlük dayanışmayı özlüyorum. Oysa burada aynı binada oturanlar bile komşularından, birbirinden habersiz”.

Emekçi kadınlar, 1857’de ABD’de greve giden dokuma işçisi kadınların inancı, 1917’de siyasal iktidarı alan Bolşeviklerin coşkusu ve kararlılığı ile beraber her kulvarda mücadele etmeyi sürdürüyor. 

Mücadele eden kadın, kendini buluyor, anlamlandırıyor ve kendi aydınlık geleceğine sahip çıkıyor.

Boyun eğmeyenlerin tarihi ise hem ışık olmaya, hem de yol göstermeye devam ediyor…


Huhn, K., ve Maga, İ. (2003). O Sırada Carmen Çalıyordu. Yazı-Görüntü-Ses Yayınları.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.