Futbol zirvesi: Futbolun teslimi

"Bugün üzerinde konuşulan, gösterişli zirvelerde zerk edilen futbol muhabbetleri, sporun kimlerin oyuncağı haline geldiğini, hangi sınıfın elinde olduğunu ve bu sınıfın üyelerini açıkça göstermektedir."
​İsmail Sarp Aykurt
Salı, 21 Mart 2017 10:28

Futbolun bir "direniş" olduğundan bahsettiler aralarında yaptıkları "futbol" zirvesinde. Kime göre ve neye direniştir futbol? Evet, futbolun bazı dönemlerde bir direniş haline dönüştüğünü, kimi zamanlar futbol oynayarak mücadele edildiğini biliyoruz.

Örneğin, futbol ülkemize girişinin ilk döneminde bir düvel-i muazzama (üstün güç) olarak görülen yabancılara karşı kafa tutmanın bir aracı olarak görülmüştü. En azından kesin olan bir şey vardı. Futbol, Batı karşısında yaşanan geri kalmışlığı kırabilmenin bir yolu olarak görülmüştü o zamanlar… Hedef, becerikli ve eşit olduklarını göstermekti bizim gençlerin…

Bu dönemsel olarak okunduğunda anlaşılır bir durumdu belki.  Bu anlamda, futbolun bizdeki doğum sancılarından bir tanesi İstibdat dönemi baskısına ve ‘yabancılara’ karşı bir yeni futbol örgütlenmesidir diyebiliyoruz.

Peki, bunun hangi tarafında biz emekçiler, hangi tarafında İstibdat yanlısı, Meşrutiyet düşmanı sömürücüler vardı?

Nazilere karşı oynadıkları maç sonrasında, boyun eğmeyip kazanmaları ile birlikte işkencede, idam edilerek öldürülen Kiev’li futbolcular mı bir direnişin timsalidir, yoksa şimdilerde Osmanlıspor’un, Başakşehir’in, tribünlerdeki gericiliğin temsilcileri mi?

Ne zamandan beri?

Tarafları iyi belirlemek lazım. 1974 Dünya Kupası elemelerinde Şili’de Estadio Nacional’de oynanacak rövanş maçı öncesi stadyumda katledilen insanları görmeyen, "Şili’de insanlık dışı şeyler oluyor" diyenleri umursamayan FIFA değil midir çok sevdiğiniz?

Pinochet’in tarafında siz, Victor Jara’nın tarafında biz vardık o gün…

Evet, dedikleri gibi futbol aynı zamanda bir "takım" oyunudur. Kolektiftir, demiryolu işçilerinin kurduğu Lokomotiv’tir, liman işçilerinin takımı Vodnik’tir ya da öğretmen ve diğer meslek gruplarının inşa ettiği Spartak’tır futbol. İşçilerin elinde büyümüş, kolektif anlamını işçilerle katmıştır kendine…

Takım oyunu, ortaklaşalık, örgütlülük demektir. Sadece dediğiniz gibi "kuru bir görsel ziyafet" değildir bizim için…

Bu futbolsuz yapamadığımızdan, ona çok düşkün olmamızdan ya da hayatımızın merkezine koyduğumuzdan değil.

İşçilerin bir oyunu olarak yerküreye serpilen bir olgunun, sermayenin ve gericiliğin elinde çocuk oyuncağına nasıl dönüştürüldüğünü görüp kıvranmaktır bizimkisi…

Bir maça girebilmek için fişlenmeyi dahi göze alan emekçinin, saçma sapan fanatizme tutulduğu yerde, kulüp başkanlarının gericilikle verdiği sarmaş dolaş pozlardır şimdi futbol…

Kulüp sermayelerinin, patronlarının, baronlarının birliğidir.

Verilen pozlardan sonra hala "renklerin ya da tezahüratların birleştiriciliğine" inanan var mıdır dersiniz?

Biriniz locada keyif ederken, diğeri kale arkasında görmeye çalışırken oynananı, aynı yerden bakmıyorsunuzdur oynanana…

Bugün üzerinde konuşulan, gösterişli zirvelerde zerk edilen futbol muhabbetleri, sporun kimlerin oyuncağı haline geldiğini, hangi sınıfın elinde olduğunu ve bu sınıfın üyelerini açıkça göstermektedir.

Futbolun tarihi de siyasi bir tarihtir, ideolojiktir.

Bu yüzden direnişler de siyasi ve ideolojik belirlenimli olmalıdır.

Maksat, futbolu daha "nezih" zirvelerde tartışmaya açmak, reforme etmek değildir, bu sistemde salt futbolun değil, sporun olmadığı konuşmaktır.

Kısacası, "renkli ya da renksiz" emekçilerle, gerçekten direnmektir ait olduğun sınıfta.

Boş arsanda, ya da sokak arasında…