Davul boynumuzda geziyoruz aranızda: Metin Kurt 68 yaşında

İlk sporcu grevinde, ilk sporcu sendikası girişiminde onun adı vardı. ‘Futbol oyun olarak güzel, borsada çirkin ve kirli’ derken emekçilerin yanından bir an olsun uzaklaşmayı düşünmedi. Hem ‘sol açık’ oynayarak halkına yakın kaldı, hem de mücadelenin en önünde bayrağı taşıyanlardandı. Bir an bile geri düşmedi…
İsmail Sarp Aykurt
Salı, 15 Mart 2016 09:03

Mücadelesini, öncülük ettiği sendikayı ve spora yaklaşımını anlatırken kararlı ve oldukça netti.

“Günümüzde spor bir oyun, sporcular da oyuncu değildir. Amatörlük ve profesyonellik ayrımı yapay bir ayrımdır çünkü burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuyu da ister amatör, ister profesyonel sıfatta olsun, spor emekçisi konumuna getirmiştir. Yanılmıyorsam dünya genelinde silah sektörünün ardından ikinci sırada gelen spor sektöründe çalışan milyonlarca insan var. Ülkemizde de bu sayının yüz binlerle ifade edildiğini söyleyebilirim. Bu sektörün masöründen top toplayıcısına, antrenöründen kalorifer yakıcısına farklı alanlarda çalışanlarının meslek hayatlarında karşılaştığı sorunlar çözüm bekliyor. Biz Spor Emekçileri Sendikası olarak spora emek veren tüm emekçilerin sorunlarına çözüm bulma derdindeyiz”. (1)

Metin Kurt, mücadelesinin her uğrağında kendisine farklı araçlar geliştirdi. Sendikal faaliyetler, Sportmence dergisi, köşe yazıları, çağrılar, toplantılar ve dernekler…

Durmadan yazıyor, afişe ediyor ve eleştiriyordu. “Günümüzde sporcu oynamıyor. Artı değer üretiyor. Spor arenalarında bir başına ayakta kalmak yalnızca sporcunun kendisine bağlı değil” diyor ve sporcusundan malzemecisine herkesi örgütlenmeye davet ediyordu.

Tribünlerin ve spor alanının dinselleşme ve gericilik kıskacına alındığını o günlerden fark etmiş ve buna yönelik yazdıklarında konuyu ele almıştı Metin Kurt.

“Refahlı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Amatör Kümeleri’nde 10 yılı aşkın bir süre futbol oynadığı göz ardı edilmemelidir. Gerici faşist güçler spordan genelde ve özelde sınıf çıkarları gereği kazanımlar sağlayıp bu alanda at koştururken, devrimci güçler 1980 öncesi var oldukları spor ortamından kendilerini dışlamışlardır. Sporda taraftar kalarak taraf olmayı beceremeyenler, spor ve sporcunun gericilerin elinde etkin bir araç olarak kullanılmasının baş sorumlularıdır”.

Şimdilerde, gericilik ve dinselleşmenin kuşatmasını gözlemlediğimiz ve bu denli geniş bir yelpazede yerleşiklik kazanmasını önceleyen gelişmelerin ‘aynı kaynaklardan’ beslendiğine tanıklık etmeyi sürdürdüğümüz günlerdeyiz.

Metin Kurt, ‘doğru yerde durduğunu’ hep yaptıkları ile göstermiş ve spordaki mücadelesinde ilkeli davranmayı bilmişti. Buna bir örnek de kendisini ziyarete gelen ve Ecevit’in selamını da beraberinde getiren, daha da ileri gidip bir vakıf, parti kurulacağını iddia eden ve son kertede de Metin Kurt’a, kendisini geleceğin spor bakanı olarak gördüklerini ima eden konuşmalar yapan DSP’li konuklarına karşı göstermişti.

Metin Kurt olaydan şöyle bahsediyordu.

Söz sırası bana gelmişti. Kendilerine iki türlü sosyal demokratın olduğunu, birinci kategoridekilerin sosyalistlere yakın olduğunu ve sosyalistlerle birlikte çalışmayı sakınca olarak görmediklerini, ikinci kategoridekilerin ise, emperyalist kapitalist sistemin yedek lastiği olduklarını, benim ise iki kategoriye girenlerle de uzak yakın hiçbir ilişkim olamayacağımı söyleyince, ofisi terk ettiler.

Vurguladığı ise çok nettir. “Özellikle sosyalist bir devrimci olduğumu söylemem onları rahatsız etmişti”.

Metin Kurt’un Spartaküs İsyanı ile bütünleşen karakteri ve mücadelesi, işte tüm bu koşullardan güçlenerek çıkmış, o hep başka bir düzenin arayışı içerisinde kalmıştı.

Ona göre arsada oynananın, borsada oynanandan farkı hep vardı…

Ve bugün bu isyan, 68 yaşında…

İyi ki doğdun Metin abi…

(1) Sevecen Tunç, Metin Kurt ile söyleşi, 12.02.2010

- Çizgideki Gladyatör, Metin Kurt, Yazılama Yayınevi.