Bir Çarşı yazısı: Anlayamazsınız ki yargılayasınız!

"Çarşı’yı Gezi Parkı'ndaki üç beş ağaç sanıyorlar, kesersek bitiririz sanıyorlar. Oysa mesele üç, beş ağaç meselesi değil. Ayağa kalktık biz 2013'ün Haziran'ında, tıpkı 1982'de Çarşı’nın ayağa kalktığı gibi. Bu yüzden anlayamazsınız ki bizi, yargılayasınız."
Salı, 09 Eylül 2014 15:09

Vedat Altun

Bundan yıllar önceydi, Ankara’da okuduğum üniversiteden İstanbul’a Çarşı'nın abilerinden birisi ile röportaj yapmaya gelmiş ve kendisini üniversitemize davet etmiştim. O zaman sorduğum sorulardan birisi Çarşı'nın neden ve nasıl kurulduğu idi. Cevabı resmi bir kuruluş hikayesi olmasa da dinlemeye değer “1980 sonrası iki türlü yenilgi yaşıyorduk. Birincisi semtte bulunan abilerimiz, dostlarımız, semti semt yapan mekanların sahipleri demir parmaklıkların arkasındaydı. İkincisi ise, belki de gelmeyen başarılardan dolayı semtte neredeyse hiçbir çocuk Beşiktaşı tutmuyordu. Sokak aralarında siyah beyaz formasıyla top oynayan çocuk görsek sevinir olmuştuk. Düşünsene hem de Beşiktaş’ta.”

Kimi zaman gözümüzde çok büyüttük. Gereğinden fazla misyonlar yükledik. İşimize gelmediği zaman eleştirmekten hiç geri kalmadık, iyi işler yaptığında ise hemen kendimizi Çarşı ile bütünleştirdik. Çoğu zaman takımımız farklı olsa da Çarşı hep sol yanımız oldu. Siyaset üretmesini beklediğimiz zamanlar bile oldu. Hemen her olayda acaba Çarşı nasıl bir açıklama yapmıştır dedik, merak ettik, ve belki de haksızlık ettik. Çarşı'ydı, Beşiktaş'ın taraftar gurubuydu, hepsi bu. Yaptıkları ile duygudaşlığı renklerin üzerinde tutabilmiş, A harfinin yazılışını alfabeden silen, isyanımızın semtteki adıydı Çarşı. Plütonun gezegenler listesinden çıkarılmasını kabullenmek istemeyen, kendi kendine karşı olan, mizahın sokağa yansımasıydı Çarşı.

Herşey bitti de çarşı mı kaldı uğraşacak? Paralel operasyonlar devam ederken, ülkede henüz yeni bir başbakanlık değişimi yaşanmışken, dış ilişkilerde rezillik almış başını yürürken, ülkede iş cinayetleri her geçen gün halkı sokağa davet ederken, Suriyeli göçmen politikaları bir yandan, barış süreci bir yandan ülke içinde gerilimi sürekli tetiklerken, allah aşkına Çarşı'nın zamanı mıydı?

Bir açıdan tam da zamanıydı. Popüler bir şeyler bulunmalıydı. Halkın koşulsuz sevgisini kazanan, “diğer herşey bir yana ama bu bir yana” dedirtecek, gündemi meşgul edecek, sosyal medyayı kilitleyecek, haklı da olsa haksız da olsa konuşacak, konuşturacak, tartıştıracak. Bir şeyler lazımdı, boğazımızda düğümlenecek, gözlerimizi dolduracak, o günlere bir anıymış gibi baktıracak, elleri kolları bağlı “acaba ne oluyor” dedirtecek.

Belki de hiç umurlarında değildi. Yediremedikleri, kabul edemedikleri ve hiç mi hiç sindiremedikleri o güzelim direniş aylarının en önemli ve en cesur simgelerinden birisiydi Çarşı. Bu kadar yapılanın ardından elleri kolları bağlı durmak yerine hamle yapmaları gerekiyordu artık. Ve her şey zaten tepetaklak olmuşken, kontrol birçok alanda neredeyse sıfır noktasına gelmişken, tam da zamanıydı harekete geçmenin. Korkutmak için mi? Hiç sanmıyorum, korkmadığımızı çoktan öğrenmiş olmaları gerek. Kin ve nefret duygusu ile ülke yöneten zatların zaten bu gibi duygulardan anladığını da sanmam. Kaos içinde yönetmeye çalışanlar artık bunu alışkanlık haline getirdiler ve belki de artık kaos olmazsa yönetebilmeleri çok zor. Bu yüzden de her alanda hamle yapmaktan çekinmiyorlar. Kırmaktan, yıkmaktan, üzmekten, eskiden olduğundan çok daha fazla imtina etmeyecekler. Ölüm kalım mücadelesindeler artık.

Hangi açıdan düşünürlerse düşünsünler bence hiç bir önemi yok. Çünkü anlayamazlar Çarşı’yı gezi parkındaki üç beş ağaç sanıyorlar, kesersek bitiririz sanıyorlar. Oysa mesele üç beş ağaç meselesi değil.

Hükümeti düşürmek istemişiz öyle mi, bu yüzden yargılanacakmışız. Aslında doğru birilerinin kitaba ihtiyacı varken hükümet yoktu, Çarşı vardı, birilerinin ısınmaya ihtiyacı varken hükümet yoktu, Çarşı vardı. Kan verirken, organ bağışı yaparken, Hasankeyf sular altında kalırken, ırkçılık almış başını yürürken, tribünler savaş alanına dönerken siz yoktunuz, Çarşı vardı. Sizin yapmanız gereken her şeyi onlar yaptığı için, evet, sizi yıkmaya çalışmış olabilirler. Öyle ya devlet misiniz ki gidip her derdi her tasası olanın yanında olmaya çalışıp, olmayan adalet için sürekli çığırtkanlık yapasınız!

Bence iyi oldu siz bizim üzerimize buradan gelin. Çarşı ayağa kalkarsa, çarşı adalet ararsa, kendi için hiç aramaz bunu nasıl bilemediniz. Yani, şimdi her gün onlarca işçi cinayete kurban giderken, 305 işçimizin ölümünün sıcaklığı hala yüreğimizi yakarken, sadece kendileri için mi ayağa kalkar sanıyorsunuz Çarşı. Çarşı ayağa kalkarsa, işçi cinayetlerinde ölen emekçilerimizin yakınlarıyla birlikte, Van’da hala bir evi olmayan ailelerimizle birlikte, köyleri HES'ler için boşaltılan köylü kadınlarımızla birlikte, çocukları lösemili olan ailelerimizle birlikte, Kızılay'dan aldığı kan ile yaşama tutunan arkadaşlarımızla birlikte, köy okullarındaki çocuklarımızla birlikte, Gezi'de gaz yiyen, cop yiyen, adalet arayan gençlerimizle birlikte ayağa kalkar. Ayağa kalkarsa o gırtlak yırtılana kadar bağırır, o golü attırmadan da oturmaz.

31 mayıs 2013 tarihinden arkaya baktığımızda, Türkiye’de iki açıdan yenilmiş olduğumuzu görüyorduk. Birincisi gençlerimiz, kadınlarımız, abilerimiz demir parmaklıklar ardında olmasa da beyinleri, umutları, düşünceleri o parmaklıklar arkasındaydı. Ne konuşabiliyor, ne tartışabiliyor, ne gülebiliyor, ne de adam gibi sevebiliyorduk. İkincisi ise çocuklarımızın sokakta top oynarken üzerine giydikleri formaların hiçbir önemi kalmamıştı. Asıl mesele gelecekte onların sokakta özgürce oynabileceği bir ülke olup olamayacağımızdı. İşte bu yüzden ayağa kalktık biz 2013'ün Haziran'ında, tıpkı 1982'de Çarşı’nın ayağa kalktığı gibi. Bu yüzden anlayamazsınız ki bizi, yargılayasınız.