Üç kuşak ODTÜ’lü ODTÜ’yü anlattı!

Üç farklı kuşaktan ODTÜ mezunları 'gerici ve sağ iktidarlar karşısında ODTÜ'yü anlattılar.
Cuma, 31 Aralık 2010 11:08

30 Aralık Perşembe günü ODTÜ Sosyalist Düşünce Topluluğu tarafından “Dünden bugüne gerici ve sağ iktidarlara karşı ODTÜ” isimli panel MM–25 amfisinde gerçekleştirildi. TKP MK üyesi Metin Çulhaoğlu, Ankara NKHM Yönetim Kurulu üyesi Suat Özeren ve TKP MK Üyesi Doğan Ergün’ün katılımıyla gerçekleştirilen panel, 1960’lardan 2000’lere kadar olan süreçte ODTÜ tarihine ışık tuttu.

68 kuşağından olan ODTÜ mezunu Metin Çulhaoğlu etkinlikte ilk sözü alarak, öğrenciliği esnasında Sosyalist Fikir Kulubü (SFK) yöneticiliği yaptığını ve 1960’ların ODTÜ’sünde 350 kişilik SFK’nın bütün üniversite kamuoyunu harekete geçirebildiğini belirtirken, Türkiye’de üniversitelerin her zaman ilericiliğe, aydınlanmacılığa yatkın olduğunu dile getirdi. 1960’lı yıllara kadar resmi ideolojinin prangalarından kurtulamamış öğrenci gençliğin bu dönemde resmi ideolojiye karşı soldan bir tartışma ve sorgulama başlattığını ve 1968 gençliğinin en önemli özelliğinin bu olduğunu ifade eden Çulhaoğlu, 1960 yılların solu arayan, aydınlanmacı, kalkınmacı, eşitlikçi havasının üniversitelere sirayet ettiğini söyledi. Metin Çulhaoğlu, ’60’lı yıllarda öğrenci hareketliliğinin ötesinde akademisyenlerin, emekçilerin de öncülük ettiği devrimci bir dinamizm olduğunu belirtti. O dönemde üniversite öğrencilerinin ülkesine ve halkına karşı bir sorumluluk bilinci geliştirdiklerini ve her koyun kendi bacağından asılır ilkesini reddettiklerini ifade ederek konuşmasını sürdürdü. Çulhaoğlu, 1968 kuşağı devrimci öğrencilerinin toplumsal bir prestiji olduğunu ve günümüzde sosyalistlerin yabanıl ve sadece kendi sosyalist kimlikleriyle meşgul bireyler olmaması gerektiğini ve o toplumsal prestiji tekrar kazanmaları gerektiğini vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Metin Çulhaoğlu’nun konuşmasının ardından 1978 kuşağı mensubu ve aynı zamanda bir ODTÜ’lü olan Ankara NHKM Yönetim Kurulu Üyesi Suat Özeren sözü aldı. Suat Özeren konuşmasına ‘70’lerdeki sol hareketin ‘68’lerin yarattığı dinamizmin yansıması olduğunu belirterek başladı. 1970’ler solunun daha fazla militanlaştığı, dünyadaki sosyalist hareketlerin yakından takip edilmeye başlandığı ve örgütlülük bilincinin daha yükseldiği bir dönemde ODTÜ’de rektörlük önünde beş bin kişilik eylemler yapabildiklerini ve Öğrenci Temsilcileri Konseyi (ÖTK) seçimlerinin yoğun katılımlı gerçekleştiğinden bahseden Özeren, örgütlü sol güçlerin çalışmalarının ciddi bir şekilde politizasyon yarattığından bahsetti. Hasan Tan’ın mütevelli heyeti tarafından ODTÜ’ye rektör olarak seçilmesinin ardından yaşanan boykotlardan, A1 kapısında jandarma tarafından sırtından vurularak öldürülen ÖTK genel sekreteri Ertuğrul Karakaya’dan ve ODTÜ’ye “işçi” statüsünde işe alınmış 400 MHP’linin yarattığı terörden bahsetti. Suat Özeren, düzenin bellek yitimi yaratıp, geçmiş mücadele deneyimlerinin unutulmasını sağlamak için elinden geleni yaptığını ama bu yapılmak istenene karşı ODTÜ’de yapılan bu etkinliğin öneminden bahsederek konuşması sonlandırdı ve sözü son konuşmacı olan 2004 yılı ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü mezunu TKP MK üyesi Doğan Ergün’e bıraktı.

Doğan Ergün, 2000’li yılların başlarıyla 2010 dönemin özellikleri arasında herhangi bir farklılık bulunmadığını ve Çulhaoğlu-Özeren dönemine karşın 2000’lerden bu yana üniversitelerde kamucu ve halkçı bir rüzgar esmediğini belirterek söze başladı. ODTÜ’nün akademik başarının yanında mücadeleci, siyasi kimlik kazandırmak ve deneyim biriktirip, mücadelenin somut karşılıklarını görmek için ideal bir üniversite olduğundan bahsetti. YÖK’de Kemal Gürüz dönemiyle birlikte üniversitelerin uğradığı dönüşüm ve öğrenci tipolojisinin değişmesiyle havanın gerici ve piyasacı yönden esmeye başladığını belirtti. 2000'li yılların başlarından itibaren ODTÜ'de önceki dönemlere benzer kitlesellikte eylemlerin örgütlenemediğini söyleyen Doğan Ergün, bunun en önemli nedeninin ülke genelindeki piyasacı ve gerici kuşatma olduğunu belirtti. Doğan Ergün, 2000'li yılların başlarında bu
kuşatmaya karşı bir çıkış gerçekleştirmek için öne çıkan panel protestoları ve sembolik tarzdaki eylemlerin artık yerini daha kitlesel ve yaratıcı çıkışlara bırakması gerektiğini söyledi. Örneğin Kemal Derviş protestosu ve Mcdonald's'ın kapatılması gibi dönemsel olarak büyük ses getiren eylemliliklerden bahseden Doğan Ergün, bu eylemlerdeki en önemli eksiğin arkadaşlarına ve hocalarına ulaşıp, "bizim derdimiz bu" demeyi ihmal etmek olduğunu söyledi. Öğrencilerin daha fazla kitleselleşmeyi ve yaratıcılığı göz önünde bulunduran bir tarz geliştirmelerini gerektiğini vurgulayarak sözü salondakilere bıraktı.

Yaklaşık iki saat süren etkinlik salondaki öğrencilerin yaptıkları katkıların ardından sonlandı.

(soL - Ankara)