Gariban durduklarına bakmayın

İran’daki rejimin temel direklerinden mollalar, ülkemizde dinci kimlikleriyle ön plana çıksalar da, onlar aslında ülkenin kaynaklarını sömürerek zenginleşen kapitalist bir sınıf aynı zamanda.
Salı, 23 Haziran 2009 10:30

soL (DIŞ HABERLER) İran'daki rejimde mollaların yeri çok önemli. Mollalar birçok yerellikte, Şii halkın önderliği pozisyonunda bulunuyorlar. Bazı mollaların toplum nezdindeki önemi arttıkça, bunlar Ayetullah, yani dini lider mevkiine kadar çıkabiliyorlar.

İran'da 300 binin üzerinde molla olduğu hesap ediliyor. Bu mollalar, sadece halkın dini kanaat önderleri rolüne sahip değiller İran'da. 1979'daki İslamcı karşıdevrimin ardından İran'ın izlediği çarpık kapitalistleşme yolu, çok çeşitli mekanizmalarla ülke kaynaklarının ciddi kısmı üzerinde kontrol sağlayarak zenginleşen kapitalist bir mollalar sınıfı yaratmış bulunuyor.

İlk zenginleşme karşıdevrimle geliyor
İran'da mollaların ilk zenginleşme hamlesi, karşıdevrimin gerçekleşmesiyle aynı zamana rastlıyor. Şah'ın devrilmesinin ardından petrol gibi kritik sektörler yabancıların elinden alınarak millileştirilse de, oteller, bankalar gibi çok çeşitli işletmelerin denetimi, mollaların eline geçiyor. Bu şirketlerdeki hisselerin büyük kısmı, mollaların başında bulunduğu vakıflara devrediliyor. Mollalar, ilk ciddi zenginleşmelerini bu süreçte yaşıyorlar.

Aslında bakıldığında gündelik hayatında emek harcamayarak ülkedeki üretime hiçbir katkıda bulunmayan mollaların temel geçim kaynağı, yerel cemaatin bağışları. Bazı yerlerde bu paraların ciddi miktarlara ulaştığı biliniyor.

Fakat bugün İran ekonomisini kontrol eden mollaların arasında, akıl almaz zenginliğe sahip olanlar da var. Bu zenginleşme, genel olarak devlet yönetiminde tutulan bazı kilit pozisyonların, ailenin diğer fertleri açısından ekonomik kazanca dönüştürülmesi yoluyla oluyor.

Köşeyi dönen mollalar: Birkaç örnek
İran'da zengin molla deyince ilk akla gelen, ülkenin en zengini olarak kabul edilen Ayetullah Ali Ekber Haşemi Rafsancani. 1980'li yıllarda meclis sözcüsü ve Humeyni'nin sağ kolu olan Rafsancani, 1989'dan 1997'ye kadar devlet başkanlığı görevini üstlendi. Halen Düzenin Yararını Teşhis Konseyi'nin başında bulunuyor.

Fıstık çiftçisi bir ailenin çocuğu olan Rafsancani, İran İslam Cumhuriyeti'nde "özelleştirmenin" mimarı. Onun başkanlığı döneminde borsa yeniden açıldı, bazı devlet işletmeleri özelleştirildi, yabancı sermayeye kapılar açıldı ve petrol sektörüne özel şirketlerin girmesine izin verildi. Bu dönemde Tahran Ticaret Odası'ndaki birçok işadamı, sermayeye açılan işletmelerin büyük çoğunluğunda sözleşmelerin mollalara, özellikle de Rafsancani ailesi mensuplarına verildiğini belirterek isyan ediyordu.

Rafsancani'nin kardeşleri, damatları ve kuzenlerinin ellerinde tuttukları zenginlik ve mevkiler, ailenin ekonomik kudretini gözler önüne seriyor: ülkenin en büyük bakır madeni, 500 milyon dolara yakın fıstık ihracatı, devlet televizyonu yönetimi, Petrol Bakanlığı'nda kilit pozisyonlar, 1 milyar dolara yakın para harcanan Tahran metrosu inşası, Daewoo otomotiv fabrikaları, özel havayolu şirketi, Lavasan'da sadece arazi değeri 120 milyon dolarlık bir at çiftliği...

Ailenin İsviçre bankalarındaki hesaplarında ise milyarlarca dolar olduğu düşünülüyor.

Ülkede devletle ilişki içindekilerin bir başka vurgun yöntemi, döviz ticareti. Devletin ihracatta sübvanse ettiği 1,750 riyale alınan dolarları iç piyasada 8000 riyale satmak, sadece devlet içinde bir ihracat lisansı elde edebilecek tanıdıklara sahip olanları nasip oluyor. İranlı ekonomist Said Laylaz, her sene 3-5 milyar doların bu şekilde 50 aileye aktarıldığını belirtiyor.

Örneğin 1980'li yıllarda Ticaret Bakanı olan, dolayısıyla dış ticaret lisanslarını dağıtan Habibullah Asgaroladi'nin küçük kardeşi Asadollah Asgaroladi, fıstık, kimyon, kuru meyve, karides ve havyar ihraç edip, şeker ve ev aletleri ithal ederek yarım milyon dolara yakın servet edindi.

Bir başka örnek olan Muhsin Refikdost, Devrim Muhafızları Bakanlığı görevini bıraktıktan sonra OYAK benzeri bir kurum olan Mustazaflar ve Gaziler Vakfı'nın başına geçti. Bu vakıf, İran Ulusal Petrol Şirketi'nden sonra ülkenin ikinci büyük şirketi. 400 bine yakın işçi çalıştıran vakfın gelirleri 10 milyar dolar civarında. Kağıt üzerinde bir hayır kuruluşu olan vakıf sayesinde Refikdost dudak uçuklatacak bir zenginlik edindi. Benzer bir hikayesi olan bir diğer vakıf, Oniki İmam'dan sekizincisi olan Ali er-Rıza'nın mezarının bakımını üstlenen Rızavi Vakfı. Vakfın varlığı 15 milyar dolar olarak hesap ediliyor.

Bonyadlar
İran ekonomisinin beşte birine yakını, bonyad olarak bilinen vakıf benzeri oluşumlar tarafından temsil ediliyor. Humeyni tarafından 1979'dan sonra yoksullara yardım etmesi amacıyla kurulan bu vakıfların faaliyet alanı, giderek sosyal devlet uygulamalarından ticari uygulamalara kaydı. Merkez Bankası, Maliye Bakanlığı gibi hükümet kurumları tarafından denetlenemeyen bonyadlar uzun süre vergiden de muaf tutuldular.

Bonyadlar, bulundukları yerelliklerde zenginlerin fitre ve zekatlarını topluyor. Bonyadlar, artık büyük oranda başında bulunan mollaların yasadışı gelir kapısı halini almış durumda.

Dünya petrol rezervlerinin yüzde 9'una, doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 15'ine sahip olan İran'da halk, böylesi bir zenginliğe rağmen yoksulluk ve işsizlikle boğuşuyor. Ülkenin mollaları yağmayla yeni bir sömürücü sınıf oluşturmuşken, İran halkı zengin ülkelerinde sefalet çekmeye devam ediyor.