Halk Sevgisi Üzerine Taze Demlenmiş Çay Tadında Bir Yazı (Onur Tezel)

Pazartesi, 26 Nisan 2010 14:40

Bu yazı, önceden ince ince tasarlanarak yazılmadı. Birkaç yıl önce 6-7 Eylül olaylarını konu alan bir fotoğraf sergisini basarak, demokratik tepkilerini (!) gösteren faşistlerin seyisinin, pardon reisinin dediği gibi “spotnene”(!) bir durum söz konusu. Spontane bile değil! Bu bir “Yetti gari” yazısıdır, bir “yürek çağrısı”dır, anlayana “ayaklanma çağrısı”dır.

Ben köşeme çekilmiş, 1 Mayıs bayramımızı beklerken, bana bayramlık ağzımı açtıran, reklamlarda poşet çayıyla, yüzünün yarısını işgal eden kapkara gözlüğüyle zırt pırt karşıma çıkan şu kişidir. Gerçi Hacivat kıvamında bir kişi kendisi ama görünümünden dolayı “Karagöz” diyelim adına. (Bu arada, Karagöz’ü ilk kez, devrimciliğimin toyluk zamanlarında bir tartışma programında görmüştüm. Görünümüne aldanıp ‘Bu da bizden galiba!’ diye düşündüğümü, daha sonra bu kişi konuştukça ayıldığımı, ‘Mazi kalbimde bir yaradır’ der, anımsarım!)

“Burjuva kanalizasyonunun kapağını kapatıverirsin, izlemeyiverirsin, olur biter” demeyin a dostlar, saat başı haber veren kanalı da mı izlemeyeyim! Ben tam Tayyip’in ve saz arkadaşlarının yeni bir açıklamasına karşı bünyemi psikolojik zırhla korumaya çalışırken, beklenmedik yaralayıcı ok atışları reklamlarda Karagöz’den geliyor. “Yare nişandır tenine erlerin” deyip bunu da sineye çekerdim, bayram öncesi kendimi üzmezdim ama aynı Namık Kemal şiirinde geçen “Mevt ise son rütbesidir askerin” ifadesini anımsayıp irkildim. “Arş Onur” dedim, “psikolojimizin imdadına!” Bu yazıyı yazdım.

İzlemişsinizdir Karagöz’ü: “Yunus Emre” diyor, Mevlana’yı eksik etmiyor, “Anadolu halkı” için kullandığı “Her zaman doğru seçimi yaptılar” gibi her yanı dökülen vıcık vıcık bir tümceyle sonlandırıyor reklamını.

Şimdi soruyorum: Sevgi bu mudur? Halk sevgisi bu mudur?

Sevdiğin “şey”e yıkama yağlama yaparak, onu mesihleştirerek, kendisine birkaç boy büyük gelecek gömlekler giymeye zorlayıp da “Çok cici oldu, kıyamaaam” diyerek onu gerçekten sevmiş olur musun? Sana sormadım Karagöz!

En azından ben, “Anadolu halkı”nın gençten bir üyesi olarak, koca gözlüklerinin arkasına saklanmış birinin reklamdan alacağı paracıkların hatırına, beni sevdiğini, benim hep doğru seçimi yaptığımı söylemesini içten bulmuyorum. Bu tarz ve onunla bağlantılı olan “olduğu gibi görünmeme, göründüğü gibi olmama” durumu üzerine pek çok şey söylenebilir. Ve hatta “film çeken, olmadı film düşünen” Karagöz’ün en olmayacak yerlerde, elinde, dumanı üstünde poşet çayıyla görünmesi bile, bu içtenlik yoksunluğuna somut, tek bir örnektir. Dağlı çöllü ortamlarda dolanıp duruyorsun, nasıl kaynıyor o poşet çayın suyu be adam! “Onu da yüreğimin ateşiyle kaynatıyorum abilerim” deme, bak daha çok kızıyorum!

Demem o ki, halk sevgisi bu değildir. Filmlerle yozlaştırmaya, reklamlarla kandırmaya çalıştıkları halkı bir de tutup sevecek değiller ya!

Fildişi kulelerinde, bin türlü rekabetle kendi başlarını yiyenler, sermayesinin derdinde yüreği yağ bağlamış olanlar için sevgi, “ölü yatırım”dır. Emekçiler ekmek kavgası verirken, işsizler çaresizce sokaklarda dolanırken, yüklü miktarda dolarla yatan bizden değildir! O dolarlar ki halk sevgisine yedirilmeye çalışılırsa, onun nefes borusunu tıkar. Kalmaz sonra serde ne halk, ne de ona duyulan sevgi.

Nefes borusu tıkanıp da geçenlerde ölen kişinin, idamlarına karar verdiği o “üç fidan”, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ise halk sevgisinin en içten, en somut örneklerindendir. Onlar, “Halk sevgisi nedir?” sorusuna verilmiş üç yanıttır.

Onlar, tüm benlikleriyle sevdikleri halka ucuz övgüler sıralamak yerine halkın geleceğe yürüyüşünü hızlandırmak, halkı iyiye, güzele ulaştırmak için çalıştılar. Halk sevgisi budur.

Onlar, halkı sömürenlerin düzeniyle, sömürücülerin bu topraklara yeniden buyur ettiği işgalcilerle yalın kılıç dövüştüler. Halk sevgisi budur.

Şimdi onların yurtsever, devrimci geleneğini bugüne taşıyıp geleceğe yürüyenler, gerçek halk sevgisinin temsilcileri ve halkın ta kendisi olarak, dolduracaklar 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nı.

Fildişi kulelerinden “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli” diye halka seslenen poşet çaylı Karagözler’e halkın yanıtı, taze demlenmiş çay tadında bir 1 Mayıs olacaktır!

Böylece, o reklam her çıktığında gerilen bünyeler de biraz olsun huzur bulacaktır!

Onur Tezel