Bir metodoloji olarak neo-liberal gericiliğin Türkiye yansımaları (İsmail Sarp Aykurt)

Pazartesi, 19 Kasım 2012 10:10

Liberalizm, doktriner-kuramsal bir tanıma ihtiyaç duymaksızın “doğal düzenin bir çıktısı ve özgürlüklerin tesis edildiği bir düşünce akımı” olarak ifade edilebilirdi. Adam Smith tarafından, “Ulusların Zenginliği” adlı kitapta teorisize edilen bu görüş tek bir motto içerisinde özetlenir olmuştu. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. (Laissez faire, laissez passer). Zamanla kullanımı daha geniş bir spektruma yayılan ve siyaset jargonu içerisinde yerleşiklik kazanan bu slogan içerdiği anlamsallıklar bakımından ben-merkezcilik, ferdiyetçilik, özgürlük, serbest piyasa ve serbest ticareti savunan bir ideolojik çizgiyi temsil ediyordu. Feodalizmin tarihsel iflası ve akabinde tarih sahnesinden çekilişi ile kapitalizmin, sanayi devrimi eliyle ortaya çıkışı ve tedricen palazlanması sonucunda liberal görüşler de yeni yeni oluşmaya yüz tutan kentsoylu (burjuva) sınıf içerisinde alıcı bulmuştu. Verili konjonktür ve nesnellik içerisinde değerlendirildiğinde tarihsel bir ilerleme olarak selamlanacak olan kapitalist gelişmeler, bir önceki üretim biçimini temsil eden ve kendi kendine yeterliliğe (otarşi) dayanan feodalizm koşullarıyla analoji kurulamayacak ölçüde yeni olanaklar ve endüstriyel yapılanmaların önünü açmıştı. Belirli bir tarihsellik ve bütünsellik içerisinde değerlendirildiğinde, liberalizmin sanayi devrimi sonucunda ortaya çıkmış bulunan kapitalizmin bir ürünü ve politik çıktısı olarak algılamak ve mahkum etmek pekala mümkün olabilmektedir. Çünkü liberalizm, dokusunda barındırdığı sermaye yanlısı politikalar ve kar güdüsünü ön plana çıkaracak yaklaşımlar ile burjuvaziyle dirsek teması kurmakta, burjuva sınıfının tarihsel çıkarlarına yakınlaşıp, işçi sınıfının iktidar perspektifini zedeleyecek ve proleterlere kapitalizm koşullarında cehennemi yaşatacak güncel tasarımlar inşa etmektedir. Bunu da hiç kuşkusuz patron sınıfı ve bu sınıfın komprador iktidarları aracılığıyla yerine getirmektedir. Bu noktada sermaye sınıfının ülkemizdeki başat temsilcisinin ve uygulayıcısının AKP hükümeti olduğunu tahmin etmemiz zor olmayacaktır.

AKP hükümeti iktidara geldiği günden beri klasik bir iktidar partisi olmadığını uygulamaya koyduğu klerikal, liberal ve Amerikancı politikalarla defalarca kanıtlamış bir parti olarak emekçiler üzerinde tarihsel bir meşruluğu bulunmayan bir baskı rejimi inşa etmiştir. Gücünü emperyalizmin uşaklığını ve taşeronluğunu yapmaktan alan ve tarihsel olarak gerici bir ötelenmeyi ve geriye sürüklenişi dayattığı ülkemizde, emekçilerin direniş noktalarına yapılan AKP saldırıları, inşası tamamlanan ikinci cumhuriyetin en temel özellikleridir. İkinci cumhuriyetin referans noktaları gericilik, kadın düşmanlığı, sömürünün derinleştirilmesi, halkların birbiriyle arasında oluşturulan mayınlı arazilerin genişletilip, mesafelerin açılması ve Yeni Osmanlıcılık ekseninde emperyalizmin niyetleri doğrultusunda kanlı savaşların örgütlenmesidir. Bu nedenle AKP normal olmayan ve ivedilikle kusulması gerekilen bir virüs olarak, insanlar arasındaki korku ve apolitizmin yegane yaratıcısı konumuna gelmiştir. AKP gericilik ve emperyalist uşaklığın periferisinde yön verdiği liberal uygulamalarla da emekçi sınıfların belini büken ve mağdur eden pratikler geliştirmiştir. Bunlara biraz örnek verelim ve daha önceden ortaya koyduğumuz “Felaketin Eşiğinde Türkiye” analizimizin haklılığını ortaya koyalım.

- Ülkemiz sömürü oranının arttığı, ölçeğinin genişlediği bir hale evrilmiştir. İşten çıkarılan, güvensizlik, önlemsizlik, hızlı, bilinçsiz çalıştırma ve yoğun taşeronlaştırma sonucunda ölüme mahkum edilen işçiler ve bunun halklara kader olarak kanıksatılma çabası.

- Özelleştirilmesi tamamlanan, yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilen kamu malları ve bunun sonucunda ortaya çıkan işsizlik vakalarının artışı, küreselleşen dünyadaki piyasacı dönüşümlerin ve kriz faturalarının emekçilere angaje edilmesi. Liberal (erkinci) eğilimlerin, emekçi sınıfa tanıdığı özgürlüğün, sömürülme özgürlüğü olduğunun tekrar anlaşılıp, pekişmesi.

- Susturulmaya ve haklarını aramaktan alıkonulmaya çalışılan toplum kesimleri, işçiler, emekçiler, tutuklanan öğrenciler, ABD eliyle yönlendirilen ve organize edilen muhalif kesimleri sindirme operasyonları (Ergenekon, KCK).

- Üniversiteleri ticarethane ve medreselere, öğrencileri ve aydınları teröristlere, bilimi ve aydınlanmacılığı skolastik ve gerici düşüncelere, eğitimi mollalara devretmeye, kadınları erkek egemen bir toplum yaratıp içinde eritmeye ve ötekileştirmeye çalışan zihniyetin yaratılması.

- Ülkemizin Ortadoğu’da emperyalist bir maşa olarak kullanılır hale gelmesi ve aleni bir savaş kışkırtıcılığının yapılıp, komşu ülkelerin gözetlenmesinde başat rol üstlenmesi ve bunun bir gurur kaynağı olarak kakalanmaya çalışılması, emperyalistlerin planlarına ülkemizin alet edilmesi, halklar arasındaki ayrılıkların pekiştirilmeye çalışılması.

Yukarıdaki çıkarsamalar öngörülen felaketlerin ikinci cumhuriyet rejiminde vücut bulduğunu kanıtlar nitelikte. Lakin artık farklı bir yerde konumlanmamız gerekmektedir. AKP geriletilmelidir, geriletilebilir ve bunun somut koşulları olgunlaşmaya başlamıştır. Antalya Kumluca Alakır Vadisi’nde ve son olarak Çaykara ilçesine bağlı Köknar köyünde protestolar örgütleyen köylülerin zaferiyle sonuçlanan HES direnişleri, halkın üzerindeki yılgınlığı ve korkuyu atma ve alanlara çıkma konusundaki dinamizmleri, Suriye meselesi konusunda halkın attığı barış naraları ve savaş için ikna edilememiş halklar, emekçiler, kürtaj konusunda örgütlenen yoğun tepkiler ve AKP hükümetinin attığı geri adım, öğrenci velilerinin okullarına sahip çıkması, THY çalışanları ve diğer iş kollarına ait işçilerin onurlu direnişleri ve son dönem polis baskılarına karşı emekçilerin aldığı ortak tavır… Bu veriler konjonktürün, bir atılım için önemli olanaklar barındırdığını işaret etmektedir.

Bu ve buna benzer tepkilerin örgütlenmesi için optimum bir nesnellikle karşı karşıya olduğumuzun bilinci ile hareket edilip, önümüzdeki dönemin en efektif biçimde değerlendirilmesi yegane sorumluluğumuz olmalıdır. Eğer işçi sınıfı ve emekçi halklar örgütlü bir biçimde ve beraberce devinip, sesini yükseltirse biliyoruz ki bu gerici hükümet tarihin çöplüğüne gidecektir. Biliyoruz ki gidecekler…Biliyoruz ki emekçiler ve toplumumuz meşru olmayan ikinci cumhuriyeti kusmasını bilecektir..