Sayfa yolu
AVM’ler mezarımız olmasın (Özgür Hüseyin Akış)
Yayın Tarihi: 24.03.2012 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31
Hizmet sektörünün son 10 yıldır hızlı bir şekilde büyümesi, eskiden beyaz yaka ve mavi yaka diye ayrılan işçi sınıfının, -sermaye sınıfının, olayı daha karmaşık bir hale getirmesiyle- mensuplarını birbirinden ayırdı. Eskiden, bu iki kesim birbirleriyle ortak çıkarlar doğrultusunda buluşabilirken şimdi bir araya gelmeleri çok mümkün görünmüyor. Biz bu çalışan ayrımını, devlet dairelerinde çalışanlar ve fabrikada çalışan tulumlarını giymiş işçiler olarak bilirdik. Şimdi ise hizmet sektörü beyaz yakalı işçilerini yaratarak, kendilerini işçi olarak görmemelerini sağlıyor. Avm’nin inşaatında çalışan kalıp ustası ile projesini çizen mimar, ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl bir araya gelir? Ya da Kipa’da çalışan reyon görevlisiyle, aynı markette çalışan şef diye statüsüne yükselmiş çalışan ortak çıkarları için neden bir araya gelemesin? Sömürü çarkı hangisini daha az etkiliyor bunun belirleyicisi patron oluyor. Maaşındaki ufacık fark, kendisini içinde bulunduğu sınıfın dışına çıkmış, başka bir sınıfa aitmiş gibi hissetmesini sağlıyor. Sanayi sektöründe geleneksel anlamda üretim yapan işyerlerindeki çalışanlar kadar sömürü mekanizmasının içerisinde yer alıyorlar olması, onların bu bakış açısını değiştirmiyor. Güvencesiz esnek çalışma koşulları en çok hizmet sektöründe çalışan insanları etkiliyor. Bu koşullara karşı tepki gösterecek bir birlikteliği de sağlamak gerçekten güç. Hizmet sektöründe çalışanların dağınık şekilde çalışıyor oluşu, sendikaların müdahale etmekteki yetersizlikleri, onları sendikasız, örgütsüz kılıyor. Sendikalar bu dağınık durumda çalışan işçileri örgütlemekte güçlük çekiyor. Bunun bir formülü bulunmalı, toplu sözleşme sendikaların vazgeçilmez hak arama mücadelesinin aracıdır muhakkak ancak toplu sözleşme yapamayacağını düşündüğü için kocaman bir sektörü terk etmekte bir o kadar yanlıştır. Sendikalar için konulan, İş kolu barajları, işyeri barajları alanı terk ederek değil alana gömülerek aşılır.
Sendikalaşmanın önündeki en büyük engellerden bir tanesi de taşeronlaştırma. Büyük firmalar ya da kurumlar, taşeron şirketlerden, çalışacak eleman ihtiyaçlarını karşılamalarını talep etmekte, bunun yanı sıra maaşlarını ödemek ve denetlemekle, işin yapılıp yapılmadığını da taşeron firmanın sorumluluğuna bırakıyor. Taşeron şirketler gerçek işverenle işçi arasında aracı bir rol üstleniyor. İşçi burada çalıştığı firmanın ve taşeron firmanın arasında sıkışıp kalıyor. Uğradığı haksızlıklarda muhatap alacağı kişi, sarı çizmeli Mehmet Ağa oluyor. Taşeronlaştırmanın işçi sınıfına karşı sermaye açısından çok mantıklı bir şey olduğu açık. Güvencesiz, esnek çalışma saatleri, düşük ücretle çalıştırılma, sendikasız, örgütsüz, hakkını arama şansı olmayan ,mavi beyaz yaka karışımı bir işçi sınıfı katmanı yaratılıyor. Kapitalizmde her şey alınıp satılabilen bir mala dönüşürken, insanları hayvanlardan ayıran düşünme yetisini de yok edilerek kapitalist düzenlerinde insanlarla hayvanlar arasındaki farkı azaltmaya çalışıyorlar. Esnek çalıştırmanın yol açtığı olumsuzlukların başında iş kazaları diye adlandırılan cinayetler, ülkemizde ve dünyada sıkça karşımıza çıkıyor.
İş kazalarında Avrupa’da 1. Dünya’da 3. Sırada yer alıyormuşuz. Bu başarımızın sebebi, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in de ifade ettiği gibi 11 inşaat işçisinin kaderi yanarak ölmekti. Kaderimizi yazanlar iktidar ve patronlar oluyor her nedense... Bu durumda yaşanan iş kazalarında suç ortada kalıyor, ana firma sorumluluğu kabul etmiyor. Taşeron firma medyaya yansımadıysa kan parası adı altında, işçinin yakınlarına bir miktar para ödeyerek kapatıyor olayı. İşçiler haklarını öldükten sonra alabiliyorlar ancak. Avm inşaatında yanarak can veren 11 işçinin sigortaları öldükten sonra yatırılmış. (Rapora göre yangın çadırın üzerindeki elektrik kablolarının tutuşmasıyla başladı. Ardından, sünger yataklar tutuştu. İşçilerin soğuktan korunmak için yataklarla çadırın arasına koyduğu battaniyeler alevleri hızlandırdı. Polyester çadırı saran alevler rüzgârın da etkisiyle yayıldı ve 1 no’lu çadırda sıkışan 11 işçi birkaç dakika içinde yanarak can verdi.)
Rapor kaderimizin yazıya dökülmüş hali, çadır yangını bu soğukta neden insanların çadırda kaldığını değil, yangın anında yaşananları konu alıyor:
“Olay yerine varıldığında 4 çadırdan 1 ve 2 no’lu bölümlerinin alevler içinde yanmakta olduğu, yemekhane olarak kullanılan 3. bölüme kısmen sirayet ettiği görülmüş, yangına müdahale edilerek 4 no’lu yatakhane bölümüne sirayeti önlenmiştir. Yangının söndürülmesi esnasında 1 no’lu çadırda muhtelif yerlerde toplam 11 kişi eks (ölü) olarak tespit edilmiştir. Yangından sonra yapılan incelemeye göre 1 numaralı yatakhanede tavan profili üzerinden geçen elektrik tesisat kablolarının herhangi bir nedenle kısa devre yapması sonucu oluşan elektrik arkları sünger yatakların üzerine düşmüştür. Ardından polyester çadır örtüsünün tutuşmasıyla yangının aşırı rüzgârın da etkisiyle çok hızlı bir şekilde geliştiği kanaatine varılmıştır.”
Evet, doğal bir afet bu, İşverenin bir hatası ve kusuru yok! Açıklama şöyle devam ediyor
"… işçi barınaklarında çıkan yangını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. İnşaat şantiye sahası dışında kullanımına tahsis edilmiş alanda meydana gelen bu elim olay nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar dileriz. Şirketimizle, şirketi ile betonarme işlerinin yapımı için 2011 yılında bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme uyarınca işçilere ait yatakhane ve benzeri mahallerin yapımı, yönetimi, sevk ve idaresinin sorumluluğu şirketimize aittir. Olayın meydana geldiği mahal şantiye alanımız dışında olup, inşaat yaptığımız sahadan ayrı ve uzakta yer almaktadır."
Bu şirket de, şantiyelerde düzenli denetimler yapan, Çalışma Bakanlığı’ndan ve sosyal güvenlik kurumundan olumlu raporlar alan bu güzide şirketimiz de Bakan çelikten farklı düşünmüyor. Bu olay Türkiye’de bir gerçeği yeniden hatırlamamıza sebebiyet verdi. 10 yılda 706 bin iş kazasında (cinayetinde) 10 bin işçi hayatını kaybetti. Sermayenin kar hırsı işçilerin ölümüne sebebiyet verirken, çalışma bakanı televizyon karşısında işçi sağlığı ve güvenliği yasasının bir an önce çıkması gerektiğini söyleyip, başka bir taraftan kıdem tazminatının kaldırılması ile güvencesizliğin yolunu açmak istiyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dedirten cinsten açıklamalara bizim de kanmamız susmamız isteniyor. İşçi sınıfı her türlü saldırının pençesinde. Bir de aklımıza, yaşam tarzımıza müdahale ediyorlar. Avm’de 6 gün çalışan işçiler, izinli oldukları günde Avm’lerde vakitlerini geçiriyorlar. Bu saldırılara nasıl göğüs gerebiliriz, hizmet sektöründe çalışan işçiler bu saldırıları nasıl püskürtür diye soruyorum kendime, cevabım alışılmış bir cevap oluyor, örgütlü saldırıya, örgütlü cevap verilir.
Avm’ler tersaneler mezarımız olmasın diye…
Özgür Hüseyin Akış
Kullanılan Kaynaklar:
1. http://www.emekcininsesi.org/guncel/yine-bir-is-cinayeti-insaat-santiyes...
2. http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/yuzlerce-milyon-dolarlik-avmnin-ca...
3. http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=43601
4. http://emekdunyasi.net/ed/guncel/16422-esenyurttaki-yanginda-olen-iki-is...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.