ANALİZ | Seçimlerde kadının adı yok, nerede var?

Yeni bir seçim sürecinde yeniden gündeme gelen ve 'seçimlerde kadının adı yok' cümlesiyle sloganlaşan siyasette kadının temsiliyeti sorunu neden var, nasıl çözülecek?
soL - Haber Merkezi
Çarşamba, 13 Şubat 2019 15:38

Kadının siyasette temsiline dair sorunu kamuoyuna duyurmaya çalışanlar, her seçimden önce olduğu gibi bu seçimler öncesinde de kadın adayların azlığına vurguyla “seçimlerde kadının adı yok” cümlesiyle sorunu biraz daha görünürleştirmeye çalışıyorlar.

Seçimlere giren adaylar arasındaki kadın oranına bakarsak, Türkiye’de siyasette kadın temsili sorunu olduğu açıkça görülüyor. Sayısal verilerin hali itibariyle burada kuşkuya götürür yer yok. Ancak sorulması gereken daha önemli sorular olduğunu aklımızda tutalım.

Türkiye’de şu anda, 2014 yerel seçimlerine göre il ve ilçe belediye başkanları arasında 81 ilin yalnızca 4’ünde, 921 ilçenin 33’ünde kadınlar var. İl genel meclisi ve ilçe belediye meclisi üyelerinin kadın üye oranı ise sırasıyla yaklaşık yüzde 5 ve yüzde 10.

SAYILAR GEÇMİŞTEN DAHA MI İYİ?

Kadınlar için siyasal haklar talebinin ve bu talebi harekete geçirip belli kazanımlar sağlanmış olmasının elbette bir tarihi var. Siyasal haklar talebini seçme ve seçilme hakkı olarak daralttığımızda, Osmanlı zamanına uzanan ve Batı dünyasında etkili bir harekete dönüşen sufrajet hareketini referans gösterebiliriz.

Osmanlı’nın son çeyreğin başlayan hareket, Cumhuriyet Devrimi’nden sonra 1930 yılında kadınlara belediyelerde seçme ve seçilme hakkı, 1934’te ise anayasa değişikliği ile genel seçme ve seçilme hakkı tanınmasıyla bir kazanım olarak tarihe yazıldı.

Bu kazanımla birlikte Cumhuriyet’in aydınlanmacı atılımlarının da o zamanki yoğunluğu ile sayısal olarak yaşanan kadın temsili artışından söz edebiliyoruz. 1935’te mecliste kadın milletvekili oranı yüzde 4,6. Ancak burjuvazinin artık sermaye düzenini koruma hamlelerinin ağır bastığı 70’li yıllarda, yasal kazanımların toplumsal zemin oluşmadan kayabildiğinin göstergesi olarak kadın milletvekili oranları yüzde birlere düşüyor.

2000’lerden sonra ise kimlik siyasetinde yoğunlaşan muhalefetin ve bu muhalefete cevap vermeye çalışan iktidarların, aktif bir şekilde kadınları destekleme propagandası yapması kaçınılmaz oldu. Fakat seçime katılan partilerin, kadın adayları desteklediği ve gerekenleri yapmaya çalıştığına dair söylemleri her seferinde geliştirilmeye çalışılsa da, çoğunlukla bir toplumsal dönüşüm değil seçim propagandası kalemi olarak görülen kadınların adaylığı ile mecliste milletvekili oranı ancak yüzde 14’ü buluyor.

SAYILARDA SİYASET NEREDE?

Bu tarihe bakıldığında, bu kadar zaman sonra aynı sorunun bir tür çözümsüzlük içerisinde debelendiğini görüyorsak, sorgulamamız gereken sayıların yanında toplumsal dönüşüm için vaadedilen siyasetin amacıdır. Kadının siyasette temsiliyeti sorunu üzerine düşünmek ve mücadele etmek, gireceğimiz mücadelenin nihai amacının adı konmadan, sınırlarını ancak şimdiye kadar anlattığımız ve bir türlü değişmeyen yere kadar zorlayabilir.

Emekçi sınıfların tümüne, ancak özellikle ve çok boyutlu bir biçimde kadına saldıran AKP’nin yeni Türkiyesi’nde yalnızca seçimlerde değil toplumsal alanda da kadına yer yokken, sorunu yalnızca seçimlerde sayılara indirgemenin kadın sayılarını bir araç haline dönüştürmekten başka bir işe yaramayacağını gösteriyor.

2015 yılında KP olarak seçimlere giren komünistler, hepsinin kadın olduğu 550 milletvekili adayı göstermiş, bu adaylarla seçime girmişlerdi. Bunu “sembolik” olarak yapmamış, bir meydan okuma olarak duyurmuşlardı. Bu meydan okuma, seçimlerde kadın temsiliyetinin yalnızca bir propaganda aracı olarak kullanımının sorunu çözmeyeceğini, kadınların özgürlüğünü de amaç edinen bir siyasi iradenin Türkiye’de hala var olduğunu gösterdi.

Bugün de aynı irade ile, amaçsız bir siyaset yerine amacı belli olan bir siyasi çizgiyi seçtiklerini ifade eden komünistler, üç büyük şehrin belediye başkanları dahil olmak üzere birçok yerdeki kadın adaylarıyla bu karanlığa sığmayan emekçi kadınların başka bir düzen kurabileceğini söylüyorlar. Kadının adını yalnızca seçimden seçime geçirerek ve aynı döngüye girerek bildiğimiz tarihi tekrar yaşamaktansa, amacını düzeni değiştirmekten yana çeviren herkes için sosyalizm seçeneğini güçlendirmenin önemine vurgu yaparak seçim çalışmalarını sürdürüyorlar.