Ortaya

Perşembe, 08 Ocak 2009 13:51

AKP ve yardakçısı Fethullahçı medya el birliği ile bir resim yapıyor. Uzunca bir süreden beri görmek istedikleri Türkiye manzarasını kağıda döküyorlar. Bu tabloda Fethullah örgütlenmesi "Kün deyince var edecek." büyüklük ve etkinliğe ulaşmış görünüyor. İstedikleri unsurları yan yana getirme yetenekleri bunu gösteriyor.

Bir yıla yaklaşan süredir Yalçın Küçük aleyhine türlü karalama kampanyalarına imza atan, Küçük'ün kendi kitaplarına aldığı fotoğrafları, metinleri, söyleşileri Küçük'ün "vatan haini" olduğuna kanıt olarak sunan, Küçük üzerine deli saçması kitaplar basan Fethullahçı medya nihayet Yalçın Küçük'ü Ergenekon kapsamına sokmayı başardı.

Dün ve bugün yaptıkları yayınlarda bunun "haklı gururu" içindeydiler.

Daha önce de soL'da yazmıştık: Tüm bunları yapabilen Fethullahçılar, bunları yaparken hâlâ çiğ ve ilkel bir haz duygusu ile hareket ediyorlar. Gelmiş oldukları noktaya kendilerinin de zaman zaman inanamıyor oldukları sonucunu çıkarabiliriz.

Dün Zaman'ın Ergenekon baskınlarını konu alan "şok" haberlerinden birinde Küçük'ün avukatının açıklama yaparken sesinin titrediğini "gururla" duyurdu...

Sabih Kanadoğlu'nun efkârlanarak yaktığı sigara, Yalçın Hoca'nın Ankara adliyesine götürülürken merdivenlerde tökezlenmesinin Samanyolu ve Kanal 24'te arka arkaya verilmesi ancak bu şekilde açıklanabilir.

Bunların yanı sıra Fethullahçı medya "yaratıcılıkta" sınır tanımıyor. Zaman ve Yenişafak'ın sayfalarında ek iddianame hatta yeni senaryolar yazılmaya başlanmış. Fehmi Koru, bugünkü yazısında "Sanki yargı tarafından açılacak daha farklı bir davanın operasyonu ile karşı karşıyayız." diyor. Bugüne kadar bütün dalgaları önceden "tahmin eden" Koru, bu kez de Ergenekon davasının seyrinin değişeceğini "tahmin ediyor".

Ek İddianame de yazılmaya başlandı. Bugün istisnasız tüm Fethullahçı medyada "Öcalan'ın arkadaşı" vurgusu ile tanıtılan Küçük'ün iddianamedeki pozisyonu üzerine de "tahminler" gelmeye başladı. Yalçın Hoca, Ergenekon ile PKK arasındaki "kilit isim" olarak ek iddianameye girecek. Yenişafak'ın TRT'ye kapılanmış, AKP'nin anti-Amerikan olduğu konusunda hayali senaryolar üretme konusunda "başarılı" ismi Tamer Korkmaz, "Ergenekon Şokları" adlı yazısında Yalçın Küçük'ten "dezenformasyon misyoneri" diye bahsediyor. Korkmaz'ın "dezenformasyon" iddiasından Tayyip Erdoğan'ın sağlık durumunu kastettiğini düşünüyoruz. Ergenekon iddianamesinde bunun da bir yer bulacağını şimdiden tahmin edebiliyoruz. (*)

Fethullahçı medya tarafından yapılan resimdeki bir diğer ilginç nokta ise Yalçın Küçük'ün isminin tescilli katil İbrahim Şahin ile birlikte ve arka arkaya anılması. (**) Bu birarada anma çabasının iddianamede bir yere denk düşüp düşmeyeceğini, Küçük'ün İstanbul'daki çalışma ofisinin "arşiv" evinden götürülen çalışma notlarının "belge" olarak anılmasının ne anlama geleceğini hep birlikte ilerleyen günlerde göreceğiz.

Yalçın Hoca, bir Fethullahçı komplo ile "AKP Diktatoryası" tarafından içeri alındı. Buradan bizim şahsi kanaatimiz şudur: Ergenekon, sol AKP karşıtlığının kapısına dayanmıştır.

G.M.

(*) Tamer Korkmaz, bugünkü yazısında şöyle diyor: "Kaybeden Statüko "Ankara'daki Washington" demek olan "Gizli Devlet" yapılanmasıydı. Ergenekon, o yapılanmanın imal ettiği örgüttür. Ankara, "İçimizdeki Derin Washington"u tasfiye ettikten sonra Ergenekon'un üzerine gitmeye başlamıştır. Yaşadığımız sürecin temelinde yatan hadise budur. Ergenekon Soruşturması ABD'ye karşı girişilen bir operasyondur. Kirli propagandanın kralı dahi bu hakikatin üzerini örtemez."

Ergenekon'un ne kadar su kaldırabildiğini anlatabilmesi açısından bu metnin bir kenara not düşülmesi gerektiği kanaatindeyiz.

(**) Ne yazık ki dünkü soL'da konu ile ilgili girdiğimiz Anadolu Ajansı'ndan alınma bir haberde benzer bir "hata" mevcuttu.