Hakan Albayrak’a ...

Pazar, 22 Şubat 2009 10:34

"Osmanlı Cumhuriyeti"nin Reisi Cumhuru, "Barbaros'un Torunları"nın Somali'de korsan avına çıkmalarına cevaz verilişinin ardından Kenya'yı ziyaret etti.

Kenya'ya kadar gitmişken cemaate ait olan Ömeriye Vakfı'na bağlı Işık Lisesi'nin de açılışını yapmayı ihmal etmeyen Reisi Cumhur'a, Kayserili olması hasebiyle bir de sürpriz yapıldı: Kenyalı bir öğrenci Kayseri türkülerinden "Gesi Bağları"nı söyleyerek Reisi Cumhur ve zevcelerine duygulu anlar yaşattı.

Osmanlı Cumhuriyeti'nin Hariciye Nazırı ise Yemen'de imparatorluğun yöneticilerine uygulanan bir merasimle karşılandı geçtiğimiz günlerde ve ardından cemaate bağlı Uluslararası Türk Okulu'nu ziyaret etti

Bir meseleyi berraklaştırmak durumundayız: Türkiye'nin yakın çevresinde olup da ABD'nin çekim alanına giren herhangi bir coğrafyada Gülen Cemaati öyle ya da böyle var olmak zorundadır.

Bu, cemaatin varlığını devam ettirebilmesi açısından zorunludur.

Ve cemaatin bulunduğu bir coğrafyaya AKP'nin ilgisiz kalması imkânsızdır.

Bu, AKP'nin varlığını devam ettirebilmesi açısından zorunludur.

Asker ya da sivil fark etmez, devletin tepesindekiler de dâhil Türk bürokrasisi cemaat okullarını yeni Osmanlı vizyonunun bir parçası olarak görmekte ve buna göre hareket etmektedir.

Cemaat, eski CIA ajanı Graham Fuller'in adlandırmasıyla "Yeni Türkiye Cumhuriyeti"nin yeni dış politikasının öncü gücü, uluslararası lobi faaliyetidir.

Cemaat bugün, Osmanlı Cumhuriyeti'nin emperyal vizyonunun esas taşıyıcısıdır.

Abant Platformu'nun geçtiğimiz hafta Erbil'de toplanması yeni Türk dış politikasının bir parçasıdır ve başbakanlık başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ile Türkiye'nin Irak özel temsilcisi Murat Özçelik'in Barzanilerle geliştirdiği diyalogdan bağımsız değildir.

Peki, kendisine düşen "siyasal İslam'ın haşarı çocuğu" olma rolünü gayet başarıyla oynayan Hakan Albayrak'ın Erbil'de gözlemci sıfatıyla bulunmasında şaşılacak bir yan var mıdır?

Birikimci Ömer Laçiner'in geçtiğimiz aylarda Işık Üniversitesi'nin açılışı için Kuzey Irak'ta bulunmasına ne kadar şaşılabilirse buna da ancak o kadar şaşılmalıdır.

Ömer Laçiner gibi bir "sosyalist"in Kuzey Irak'ta bulunmasına ne kadar şaşırılabilirse Hakan Albayrak gibi "anti-emperyalist" bir İslamcının orada bulunmasına ancak o kadar şaşırılacaktır.

Peki, geçmişte hem AKP'ye hem de Gülen Cemaati'ne göğsünü siper eden ve bunları yaparken hala -nasıl oluyorsa- anti-emperyalist ve anti-Amerikancı kalabilen Albayrak'ın, Ortadoğu coğrafyasının paramparça edilmesine dair bir projeden, birlikçi bir projeksiyon çıkarması şaşırtıcı mıdır?

Buna da Ömer Laçiner'in Gülen Cemaati'nde sivil dinamikler bulması kadar şaşırılacaktır ancak.

Türk Sağı'nın her daim dış mihrakların bu topraklardaki bir uzantısı olduğu düşünüldüğünde, Türk Sağı'nın her daim emperyalist projelerin en heveslisi işbirlikçisi olduğu akla getirildiğinde, zaten ortada şaşırtıcı bir durum bulunmamaktadır.

Irak'ın üç parçaya ayrılmasına ve Ortadoğu'daki ABD-İngiltere-İsrail-Türkiye eksenine Benelux modeliyle Türkiye'ye monte edilerek dâhil olacak bir Kürdistan'a dair planlardan haberdar olmaması imkânsız olduğu halde, Albayrak'ın hala daha bir birlik projesinden bahsedilmesi, yetiştiği geleneğin siyasi gen haritası akla getirildiğinde gayet doğaldır.

Bu nedenle, Benelux modelini ilk gündeme getiren kişi "bin operasyon"un düzenleyicisi ve Susurluk'un baş aktörü Mehmet Ağar olsa bile coşku duyulabilmektedir.

Bu nedenle, bir yandan Gazze'ye ağıt yakarken öte yandan ABD ve İsrail'in bölgeye yönelik projeksiyonlarında figüran düzeyinde üstlenilen role itiraz edilmemektedir.

Bu nedenle, aynı gazetenin başka bir yazarı "Trabzon'u ABD'ye verelim mi" diye sorabilmektedir.

Daha yüz yıl önce din kardeşleri tarafından "arkadan hançerlenen" yeni-Osmanlılar, hançeri tutan elin Lawrence'a ait olduğunu unutmuşa benzemektedir.

Unutmasalardı eğer, aradan geçen yüz yılın ardından, birlik zannettiklerinin paramparça olmak anlamına geldiğini idrak edebilirlerdir belki de.

Ve unutmasalardı eğer, "Doğu Sorunu"nun hala emperyalizmin bir numaralı gündem maddesini teşkil ettiğini ve bu sorunun çözümünde kendilerine biçilenin o meşhur "hasta adam" payesi olduğunu bilebilirlerdi.

"Hakan Albayrak, Birliğe Adanmış Konuşmalar, Yeni Şafak, 21 Şubat 2009"

Fatih Yaşlı