CİA inşaattan Taraf'a

Cumartesi, 10 Ocak 2009 17:33

Taraf yazarlarının sorunu nedir?

Daha doğrusu Taraf yazarlarının hamuru nedir?

Aslında Taraf bol vitaminli, cevizli, fındıklı bir ekmek olduğuna göre bu mamülün "içeriği" nedir diye de sorulabilir.

Emre Uslu Polis Akademisi mezunudur.

Çift başlı ejderin ikinci kellesi Önder Aytaç, Hukukçudur, "Birleşik Krallık"ta eğitim amaçlı olarak bulunmuştur ve Polis Akademisi'nde eğitim vermiştir.

Ünlü şahıs, "adını anma" Voldemort ise Karl Popper'dan pek etkilenmiş bir İzmirlidir.

Bu vasıflardan "polis" kelimesini arındırırsak pek fazla ortak nokta çıkmaz ortaya.

Oysa bu hamurun bir tanımı vardır.

Taraf yazarları ve Taraf'ın belirli ve belirgin bir okur kitlesinin ortak özelliği "12 Eylül çocuğu" olmalarıdır.

12 Eylül cuntası icraatlarına başladığında henüz ana karnına düşmemiş olan Voldemort'tan başlayalım. Garip inançlarımız yok, adını analım artık. Raaa-siiim O-zaan Kütahyalıııı.

Patavatsızlığı, cüretkarlığı ve cahil cesareti ile nam salmış bu kişinin on numara bir 12 Eylül çocuğu olduğunu söyleyelim.

Tabii önce 12 Eylül çocuğunu tarif edelim.

1.12 Eylül çocuğu, 1970'li yıllarda Türkiye'nin "bir takım güçler" tarafından adım adım kaosa sürüklendiğine, ülkenin iç çatışmalarla iflah olmaz bir kan ve barut batağına batırıldığına inanır.

2.12 Eylül çocuğu, bu bir takım güçlerin "sınıf"larla bağı olduğu üzerine pek düşünmez. Zaten bu "sınıf" hikayelerinin kaba Marksizmin mitlerinden olduğuna da inanır.

3.12 Eylül çocuğu, "iç çatışma"nın "bir takım güçler" tarafından kurgulanmış bir provokasyondan ibaret olduğuna inandığı için çatışmada bir simetri keşfetmesi de pek kolaydır.

4.12 Eylül çocuğunun az okumuşu '70'li yılları "sağ-sol çatışması" şablonu ile algılar. Popper okumuş olanı ise bu terimi avam bulur ve kaçınır. Lakin simetri onun için de veridir.

5.12 Eylül çocuğu, Mehmet Ali Birand'ın belgeselleri sayesinde askeri darbenin aslında hazırlığı yapılmış bir adım olduğunu bilir. 12 Eylül'ü önceleyen dönemde ordunun çok sistemli bir biçimde kaos ortamını darbe hazırlığı ile karşıladığını bilir.

6.12 Eylül çocuğu askeri darbe denilen şeyin bize has bir şey olmadığını, latin Amerika'da, İspanya'da, Yunanistan'da yapılmış bir şey olduğunu bilir.

7.12 Eylül çocuğu, darbe denilen şeyin teorisinin ABD'de yapıldığını, School of Americas'ın, muhtelif CIA birimlerinin, NATO karargahlarının bu teorinin hem üretildiği, hem öğretildiği, hem de komuta edildiği yerler olduğunu bilmezden gelir.

8.12 Eylül çocuğunu NATO ve darbeler ilişkisi hakkında fazla sıkıştırırsanız, kafatasının içindeki klişe makinasının düğmesine basar ve yumurtlar: Şahinler! Türkiye'de iktidar manyağı askerler olur da ABD'de olmaz mı? Bu kadar basittir. Sermaye, emperyalizm gibi klişeleri (!) ise çöp niyetine öğütmesi birkaç dakika sürmez.

9.12 Eylül çocuğu Gladyo'yu bilir. Susurluk onun gençlik tutkusudur. Yani bu iki adlandırma onun tüm Türkiye siyasetini anlaması için yeter de artar. Kontrgerilla diyebilirsiniz. Bu terimi çok kullanmaz ama "kaba marksizm" falan demez.

10.12 Eylül çocuğu Gladyo'nun Teşkilat-ı Mahsusa'nın devamı olduğunu "bilir"! Kontrgerilla hakkında yazılmış onlarca kitap sahaf ziyaretlerinde gözüne batmış olmalıdır. Lakin "dinazor solun" yapıtlarına ihtiyacı yoktur. Mehmet Ali Birand belgeselleri, Murat Belge yazıları, bazı Birikim sayıları ve Popper'ın kutsal yumurtaları onun Türkiye'de dönen dolapları kavraması için yeterlidir.

11.12 Eylül çocuğunun bir türü darbenin ülkeyi anarşi ve terörden kurtardığına inanır. Daha doğrusu inanırdı. Darbe yeterince uzakta kaldıktan, Birand da darbenin belgeselini kurmaya başladıktan sonra fikrini zenginleştirme şansı bulmuştur.

12.12 Eylül darbesi, iktidar manyağı askerlerin uzun süren çalışmaları ile gerçekleşmiştir. 12 Eylül çocuğu buna inanır.
Şimdi sabahın alıntısına yer verelim:

"Varsayalım Ağustos 1980'deyiz, rüya bu ya, o zaman da Zekeriya Öz gibi bir savcı çıkar, delilleri yargıçlara sunar, o yürekli yargıçlar da onaylar ve Bayrak operasyonu başlar... Bir taraftan Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Dursun Karataş, Garbis Altınoğlu gibi sağ ve sol silahlı militanlar gözaltına alınır, bir taraftan da Orhan Aldıkaçtı, İhsan Doğramacı gibi profesörler ve Ali Haydar Saltık, Tahsin Şahinkaya gibi dönemin paşaları... O dönemde de muhtemelen "Yahu bu kirli adamlarla, saygın paşalarımız ve profesörlerimizi nasıl birarada gösterirsiniz, böyle rezalet olur mu?" diye epey bir yazan çizen insan olurdu... Dahası "Birbirine düşman iki kampın en ateşli isimleri nasıl aynı örgütte olabilir kardeşim? Biri faşist biri komünist bunların, öbür tarafta da Kemalist devlet aktörleri var. Üçü birden birarada olur mu? Bu nasıl saçmalık böyle?" gibi itirazlar da çok gelirdi... Tıpkı bugünün "Bu Ergenekon değil Her yere kon operasyonu" diye itiraz edenleri gibi...

Oysa şimdi hepimiz biliyoruz ki, Bayrak harekâtı adı altında tertiplenen 12 Eylül askerî darbesi tam da böyle bir ittifakla kotarılmıştı... Askerî darbe olmadan evvel Anayasa profesörü Orhan Aldıkaçtı olacakları biliyordu... Darbe anayasasının yazılması görevi darbeciler tarafından darbe olmadan ona tevdi edilmişti... İhsan Doğramacı darbe sonrasında yeniden düzenlenecek yüksek öğretim sisteminin başına geleceğini biliyordu... Darbe olmadan evvel, yeni askerî rejimin kışla tipi üniversite örgütlenmesi projesini oluşturmaya başlamıştı... Ali Haydar Saltık gibi kimi paşalar sol silahlı örgütlerle bağlantı halindeydi. Belli sol örgütlere silah sağlama ve yönlendirme işlerini de kimi [Kimi kimi?] subaylar yürütüyordu... Tahsin Şahinkaya gibi kimi paşalar ise sağ silahlı örgütlerle bağlantı halindeydi. TNT'lerin ve plastik patlayıcıların sağ militanlara teminini de yine belli subaylar yürütüyordu... Kimi katliamlar ve kritik isimlere yapılan suikastlar bu şekilde örgütleniyordu...

Abdullah Çatlı'ya bir yüzbaşı, askerî birlikten temin ettiği TNT kalıplarını veriyor, Çatlı organizasyonu yapıyor, 16 Mart öğrenci katliamı böyle oluyordu... Dönemin birçok katliamı böyle tertip ediliyordu... Benzer organizasyonlar ve resmî silahlarla bir Doğan Öz bir Gün Sazak bir Nihat Erim bir Kemal Türkler katlediliyordu... İşte bugün, hepimizin detaylı olarak bildiği tertiplerin kokusunu o zamandan alan bir savcı olsaydı, bu savcı öldürülmemeyi başarıp, delilleri tek tek toplasaydı, bu savcının arkasında ülkenin şeffaflaşmasını gerçekten isteyen bir kamuoyu olsaydı, siyasi irade bu savcının sonuna kadar arkasında dursaydı, ne olurdu? O zaman bir "Bayrak soruşturması" başlayabilseydi darbe olabilir miydi? Peki, şimdi sabah akşam 12 Eylül darbesine küfredenler, o zaman bu yürekli savcının yanında olur muydu? Yoksa "Yuh artık, böyle bir örgüt hayal ürünü, hadi Çatlı ve Kırcı gibi faşist katilleri anladık da kimi sol isimler ve ilerici paşalar nasıl tutuklanır?" mı derdi kimi sol aydınlar? Ya da tam tersi "Şu bozguncu, bölücü komünist katilleri anladık da, vatansever olduğu belli olan insanlar ve paşalarımız nasıl tutuklanır?" mı derdi kimi sağ aydınlar?"

12 Eylül öncesinde faşist terörün, kontrgerillanın nasıl çalıştığı hangi eylemleri nasıl kotardığı, ordu envanterinden alınma silahları nasıl kullandığı... Bunlar çok iyi bilinen şeyler.

Maraş katliamının bazı silahlarının İskenderun'daki NATO cephaneliğinin envanterinde yer aldığı da iyi biliniyor.

Bilmediğimiz şeyi (!) de 12 Eylül çocuğu Kütahyalıdan öğreniyoruz. Askerler hem faşist teröre silah sağlamışlar hem de sol örgütlere!

Ali Haydar Saltık sol silahlı örgütlerle bağlantı halindeymiş!

Kim söyledi bunu. Nereden çıktı? Ordu envanterinden paşaların denetiminde "verilmiş" silahlar nerede?

Son olarak... Kütahyalı'nın "o zaman bu yapılsaydı tepki gösterilirdi, insanlar şaşırırdı, bu isimler arasında ne tür bir bağlantı olabilir denilirdi" saptaması da müthiş bir cehalet örneği!

Çünkü bu yapıldı.

12 Eylül'cüler, "sol terör örgütleri" ile "sağ şiddet eylemleri"nin aynı kaynaktan yönetildiğini söylediler ve hem icraatlarını, hem de sloganlarını buna dayandırdılar.

Sovyetler ve ABD ve dahi başka dış düşmanlar Türkiye'yi yıkmak için sol ve sağ şiddeti tırmandırmıştı!

Bunu dediler ve solcu gençleri astılar.

İşçi örgütlerinin kapısına kilit astılar.

Grevleri yasakladılar.

Kütahyalı, 12 Eylül paşalarının yolunda aynı şeyi bugün de yapmak istiyor demek.

Taraf'ta bugün yayınlanan bir ilanla fotoğrafı tamamlayalım.

12 Eylül çocukları bu ilanı, ilanın istemeden getirdiği müthiş ironiyi anlamamışlar.

N. K.

Rasim Ozan Kütahyalı, Taraf, 10 Ocak 2009