Bir kez daha Engin Ardıç'a

Cuma, 04 Temmuz 2008 11:36

Bu sabah, Engin Ardıç'ın köşe yazısına ilişeceğiz. Yazımızın sonunda bir de "dost" alıntı var ama onun adını bu isimle anıp kirletmeyelim.

Ardıç'ın yazısı "Türk faşistlerine iki çift laf" başlığını taşıyor.

Ardıç'ın yazısının ilk cümlesi, ana fikrini hızlıca veriyor:
"O temel hatayı yapmasaydınız, Amerika sizin tasfiye edilmenize bu kadar çabuk göz yumar mıydı?
"Kullanılıp atılmanın" ne kadar kolay olduğunu gördünüz işte..."

Görüldüğü gibi Ardıç, (aslında pek o kadar da demokrat olmamasının sağladığı zihin açıklığından olsa gerek) liberal meslektaşlarından farklı olarak olup bitenlerde belirleyici olanın ABD'nin konumlanışı olduğunu yazıveriyor. Meslektaş dediğimizde, çeşitli nedenlerle, AKP yalakalığı yapmayı iş edinmiş medya erbabını kastediyoruz tabii.

Ardıç, bir ABD darbesi olduğunu söylemiyor. ABD, Ardıç'a göre son günlerde yaşanan gelişmelere sadece "yeşil ışıK yakarak" karışmış.

Ve devam ediyor Ardıç:

"Ne yani, "NATO'culara karşı" oynadığınız maçı kazanabileceğinizi sanacak kadar saf mısınız siz yahu? Nereye doğru gittiğinizi göremeyecek kadar kör müsünüz?
Size "komünistlere bulaşın" denilmişti, "kendi kafanıza göre jeostrateji oynayın" diyen oldu mu?"

Ardıç karşı tarafı da tarif ediyor: NATO'cular!

Bundan sonrası malümatfuruşluk ve her malumatfuruşun beyninin gerisindeki korkağın sergilenmesi.

"Defalarca yazdık yıllardır: Avrupa'yla köprüleri atacak, Amerikan ittifakından çıkmak isteyecek, Rusya-Çin-Hindistan, hatta utanmadan şeriatçı İran ittifakı arayacaksanız, Amerika bunu size çok pahalı ödetir, diye!..
Ama siz bizi dinlemediniz, gittiniz birtakım "karta kaçmış basın egzantriklerinin" aklına uydunuz (şimdi bunların gençleri de çıktı)...
Basında, kendini solcu sanan birçok ahmak da bilerek ya da bilmeyerek sizi destekledi.
Amerikan teçhizatını çöpe atacaksınız, Rusya size milyarlarca dolarlık silah yağdıracak, sizi kullanıp Körfez'e inecek, Çin sizin üzerinizden petrol bölgesine ortak çıkacak, Amerika da buna göz yumacak ha?
Yoksa siz, Amerika'nın fatura çıkarmasını "Ankara'nın bombalanması falan" mı sandınız, arslanlar gibi çarpışmak üzere?
Çok daha "ince" kalemle yazılıyor o faturalar."

Çok fazla uzatmayalım, Engin Ardıç, Menderes'ten başlayıp Türkiye siyasetinde ABD'ye "yamuk yaptığı" hatta "yamuk yapacağını ima ettiği" için tasfiyeye uğramış siyasetçilerden örnekler vererek devam ediyor.

Sabah sabah Ardıç'a değinmemizin bir nedeni, meselenin özünün AKP yalakaları tarafından da domuz gibi anlaşılmış olduğunu göstermek. (Gerçi Ardıç, bu kesim için en iyi örnek değil, zira o bu işi parasıyla ve parası kadar yapıyor. "İşin görülsün, ilerde hesaplaşırız"lara "abi hazır sen aramışken bizim bi arsa işi vardı"lara yatkın olanlardan bir farkı (!) var, parasını alıyor, yalakalığını yapıyor. Sonra kimse kimseyi tanımaz.)

Sabah sabah bu değinmenin tek nedeni bu değil. Bir de Ardıç'ın yazdıklarına mimler koymak, Ardıç'ı hafiften "düzeltmek." Bir malümatfuruşa malümat vermenin dayanılmaz çekiciliği var tabii.
Öncelikle, 27 Mayıs neyse, 12 Mart da bir yere kadar ama, Türkiye'de neredeyse 40 yıldır ABD "yeşil ışık" yakmıyor! ABD'nin "tamam, bana da uyar, ben de tilt olmaya başladım adam(lar)a" gibi bir kipi yok. Son yaşananlarda da (ki Ardıç'ın yazısındaki pek çok şey, bunu onun da bildiğini gösteriyor) ABD'nin doğrudan ve etkin biçimde işin içinde olduğu çok açık.

İkincisi, özellikle '70'li yıllardan verdiği örnekler, çok bilmişimizin, iyi anlamamış olduğunu gösteriyor.

"Süleyman Demirel'in bir tek "haşhaş ekimini yasaklayamam" lafı yetmişti o ışıkların pır pır etmesine..." [ABD'nin yeşil ışıkları]

O kadar uzun boylu değil. Amerikancı siyasetin önemli bir kuralı (aslında güçlü ve etkin bir üstyapı kurumu olarak siyasetin doğasında var olan bir kural) göreli bağımsızlıktır. Herşey bir yana muz cumhuriyetleri dışında ABD ile akord içinde hatta ABD adına ülkeyi yönetenler bile kendi ayakları üzerine basmak, dolayısıyla ülke siyaseti söz konusu olduğunda iç dinamikleri de toparlamak zorundadırlar.

Bu sözkonusu edilen siyasal yapının ABD tarafından gözden çıkartılması için yeterli değildir. Hatta bazen tersine, emperyalist merkez, böylesini daha yararlı daha etkili bulur. (Bu özellikle çok kutuplu dünya için mutlak geçerlilik taşır. Günümüz dünyasında, bu doğrunun biraz etkisizleştiği pekala söylenebilir, ama bu bile konjonktür analizleri için değil dönem analizleri için anlam taşıyacaktır.)

ABD emperyalizminin, etki alanındaki (nüfuz alanı deniliyordu değil mi amca?) ülkelerde siyasetçilerin her türlü cilvesine karşı sonsuz bir bağışlayıcılığı olacağı da elbette söylenemez ama sonuçta Ardıç'ın da dediği gibi bazı şeyler daha ince kalemlerle yazılıyor.

Üzerine gitmemiz gereken üçüncü bir nokta, Ardıç'ın kocasından dayak yemeye alışmış ağa karısı edasıyla söylediklerinin arkasında yatanlar. Ardıç, uzun süredir, sağa ve sola "gerçekçilik dersleri" veriyor. Bunun son transferle cebine giren kağıtların yarattığı gerçeklik hissi ile ilişkisi olmalı. Sonuçta "bu işler böyledir" eldeki bir, insanı hayata bağlar, ele geçen beş, on olduğunda ise hayat adamı bağlar.

Ardıç'ın ABD konusunda uzuun süredir verdiği gerçekçilik dersi ise çöpe atılmayı hakediyor. Ardıç, ABD'nin kendisine sırtını dönecek olanların fena halde canına okuyacağını anlatırken, tersi üzerinde düşünmeyi ihmal ediyor. ABD'nin kucağına tam boy oturmakta olan ülkemizi neyin beklediğini...

Sonuçta, ABD ve onun has adamları bu ülkede ciddi bir temizlik yürütüyor. Yıllar süren işbirliğinin ardından ABD'den uzaklaşan, hatta ondan kurtulma yolları arayanları temizliyor. Kimse çıkıp, "temizlesin bize ne, zaten kendi pisliğiydi" deme hakkı yok. Çünkü bu temizlik başka şeylerin de habercisi.

Ardıç cümlesini pek "şık" bir biçimde bitirmiş:

"Söz konusu tasfiye olunca, gerisi teferruattır!"

Ardıç böyle demiş. Pek artistik bir bitiş.

Ama kazın ayağı öyle basmıyor. Çünkü gerisi teferruat değil.

Yazımızı, Ardıç'la aynı gazetede yazan ve uzun süredir bıçak sırtında köşesini korumaya çalıştığı hissini bizde yaratmış bir yazarın belirlemesi ile bitirelim. Umur Talu, son yaşananlarda Genelkurmay'ın, yani TSK'nın yönetici iradesinin payını irdelerken şöyle diyor:

"Elbette aynı zamanda "küresel dengeler ile bölgesel dengesizlikler"in orta yerindeki bir "Silahlı strateji merkezi" olarak, belki de yakın tarihin en önemli "balans ayarları" ndan birini yapıyor:
Rejimi rayına oturtmak adına!
İttifaklarını sürekli esnetip öncelikleri yenileyerek.
Ülkeyi iç savaşlardan sıyırıp muhtemel dış savaşlara hazır hale getirebilmek amacıyla da." [http://www.sabah.com.tr/haber,ACE9D48406F5494CB7AF4AF37E53B183.html]

İran - Türkiye sınırı üzerinde füzeler karşılıklı uçuşurken Paris'te kahve yudumlarsanız (monmartır mıydı senin yer amca?) bu da teferruat olabilir tabii. En azından bir süre için!

Engin Ardıç, "Türk faşistlerine iki çift laf", Sabah, 4 Temmuz 2008
http://www.sabah.com.tr/2008/07/04/haber,D827AF36D1584C14BE3F791D531AC1DD.html