Özgür Mumcu'dan 'anaakım muhaliflik' dersi!

Radikal yazarı Özgür Mumcu, AKP'nin otoriter uygulamalarından nasıl kurtulacağımızın basit formülünü gösteriverdi. Sarkozy gitti, Hollande geldi, CHP de kıpırdanıyor, bir de CHP AB sözcülüğünü üstlenip AKP'yi reformlara zorlarsa "güzel günler göreceğiz çocuklar..."
Perşembe, 14 Haziran 2012 17:06

Radikal yazarı Özgür Mumcu, bugün yayımlanan "Hollande'ın CHP'ye sağladığı fırsat" başlıklı yazısı ile biz 'çaresizlere', 'Acaba AKP daha ne kadar otoriterleşecek' kaygısından çıkış yolunu gösteriyor ve şöyle diyor: "CHP, Kürt meselesinde aldığı proaktif tavrı, AB konusunda da gösterirse siyaset 'Acaba AKP daha ne kadar otoriterleşecek' tartışmasının kısırlığından da kurtulabilir." Evet, olay bu kadar basit!

AKP'nin otoriter uygulamalarına dönük 'muhalif' yazıları ile tanıdığımız Özgür Mumcu, Fransız parlamentosu sosyalist grubun siyasi danışmanlarından Eldar Mamedov ve Brüksel merkezli bir düşünce kuruluşunda çalışan Can Selçuki’nin beraber kaleme aldıkları iki gün önce Hürriyet Daily News’da çıkan bir makaleye referansla, CHP'nin Avrupa Birliği üyeliğinin sözcülüğünü yapması ve bunu ülke gündeminin merkezine yerleştirmesi ile AKP'yi 'demokratik reformlara' zorlayabileceğini yazıyor. Yıl 2012 ve Özgür Mumcu hala AKP'nin 'demokratik reformlara' zorlanabileceğine inanıyor.

Peki Sayın Mumcu, bugünlere nasıl geldiğimizi unuttunuz mu?

Hatırlatalım:

Yıl 2002, aylardan Kasım AKP genel seçimlerden tek başına hükümet kurma gücünü elde ederek çıkıyor. Seçimlerin bitmesinin ardından hükümetin en önemli gündemi kapıda olan Irak işgaline Türkiye'nin ortak edilmesi. Aylar süren kan pazarlığının ardından, halkın büyük tepkisinin de yardımıyla Türkiye topraklarını ABD ordusuna açan tezkere Meclis'te reddediliyor. Tezkere geçmese de AKP, Irak işgalinde ABD'ye her tür desteği sağlıyor.

Seçimlerin ardından ekonomide, bir önceki hükümet döneminde Kemal Derviş tarafından hazırlanıp Meclis'ten jet hızı ile geçirilen neoliberal dönüşüm paketi, AKP tarafından yeni eklerle sürdürülüyor. Özelleştirmelere ve emekçilerin haklarına dönük hamlelere hız veriliyor.

Yıl 2005 Türkiye halklarının bütün umutları bir kez daha Avrupa Birliği'ne bağlanıyor. 12 Eylül'ün ardından yenilenen liberalizm ve muhafazakarlık ittifakının kurduğu hegemonya ile 'demokratikleşme' söylemi egemen hale geliyor. Erdoğan ve partisi, 'solcuların yapamadığını yapıyor' ve Türkiye'yi "demokratikleştiriyor". Erdoğan Kürt sorunu ile ilgili 'aydınlar' ile görüşüyor ve Diyarbakır'ı ziyaret ediyor. Diyarbakır'da Kürt sorunundan bahsediyor. Bu arada, Alman ve Fransız sermayesinin Türkiye'deki ağırlığı artıyor, özelleştirmelerde Cumhuriyet tarihinin rekorları kırılıyor, emekçilerin kazanılmış hakları gasp ediliyor, gericilik 'sivil toplum' ve 'demokrasi' söylemleri arasında gücünü katlıyor, toplum örgütsüzleştirilirken cemaat ve tarikatlar devlet kadrolarını paylaşıyor, NATO'nun genişleme hamlelerine AKP Türkiyesi büyük katkı sunuyor...

2005 yılında Şemdinli'de Umut Kitabevi bombalanıyor, 2007'de Hrant Dink katlediliyor ve Türkiye liberal-milliyetçi eksende sahte bir kutuplaşma ile AKP'nin gücünü arttırdığı ve giderek bir rejim değişikliğinin adımlarını attığı günleri yaşıyor. Obama'nın başkanlık koltuğuna oturması ile beraber, ABD'nin bölgede yaşadığı tıkanıklıklar karşısında çözücü bir anahtar olarak 'Yeni Osmanlı' projesi yaşam şansı buluyor. ABD'nin tam destek vermesi ile 'yeni rejim' inşası güç kazanıyor ve AKP devlet içindeki kilitlenmeyi büyük bir şiddet uygulayarak aşıyor.

Sermayenin emek karşısındaki alanı alabildiğine genişletiliyor, ABD'nin bölgesel projelerine 'Yeni Osmanlı' adı altına farklı bir bağlamda eklemleniliyor, bu çerçevede siyasette ve toplumsal alanda dinin ağırlığı alabildiğine arttırılıyor, sürece direnç gösterenler ya da direnç gösterme ihtimali olanlar ya yok ediliyor ya da cezaevine yollanıyor. Yargı bu yolda bir silah olarak kullanılıyor.

Ve bu günlere geliyoruz...

Özgür Mumcu, son 10 yılda yaşadıklarımızı unutup, "CHP, Kürt meselesinde aldığı proaktif tavrı, AB konusunda da gösterirse siyaset 'Acaba AKP daha ne kadar otoriterleşecek' tartışmasının kısırlığından da kurtulabilir" deyiveriyor.

François Hollande'ın Fransa'da Cumhurbaşkanı seçilmesinin ortaya çıkardığı büyük fırsattan bahsediyor.

"CHP, AB üyeliğinin tekrar ülke gündeminin merkezine gelmesi için çaba sarf etmeli" diyor. "AB demokratikleşme çıpası olabilir" diyor.

Bu arada François Hollande ne yapıyor? Avrupa Birliği ve NATO içerisinde Suriye'ye askeri müdahalenin militan savunuculuğunu yapıyor.

Sayın Mumcu, istediğinizi yazın, siz umutlarınızı Avrupa Birliği'ne, Hollande'a bağlayın. Ama lütfen kendi kısırlığınızı herkesin kısırlığı olarak göstermeyin. Zira Türkiye halkı "Acaba AKP daha ne kadar otoriterleşecek" diye vah vah çekenlerden ibaret değil...

(soL - Postal)