"Yetmez ama evet"çilere yetti mi?

Ergenekon soruşturması kapsamında dün yaşanan baskınların ardından özellikle basın, akademi ve siyaset dünyasından tepkiler gelmeye devam ediyor. Hemen herkes "Yetti ama" tepkisinde ortaklaşırken, "yetmez ama evet"çilerin de bu noktada durmaya çalıştıkları görüldü.
Cuma, 04 Mart 2011 16:08

Dün Ergenekon soruşturması kapsamında yaşanan baskınların ardından tartışmalar hız kesmeden devam ediyor. Soruşturmanın basın özgürlüğünü, özellikle de Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi AKP dönemi hukuksuzluklarına, derin devlet faaliyetlerine ve devlet içindeki cemaat örgütlenmesine dikkat çeken yayınlar yapan gazetecileri hedef alması büyük tepki topluyor.

Kamuoyunda Nedim Şener’in ve Ahmet Şık’ın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmış oldukları görüşü ağırlık kazanırken, Ergenekon soruşturmasına bu zamana kadar koşulsuz destek veren isimler dahi sessiz kalmamayı tercih ediyor. Oysa yakından bakıldığında bu kesimin esas kaygısının adalet ve özgürlükler değil, davanın gidişatı ve meşruiyeti olduğu gözden kaçmıyor.

Twitter’da ilk tepkiler

Son dönemde yoğun olarak kullanılan ve tartışılan Twitter’da baskınların hemen ardından tepkiler gelmeye başladı. Mesajların önemlice bir çoğunluğu ülkedeki otoriterleşmeye dikkat çekerken, Ergenekon soruşturmasında koşulsuz destekte bulunanları eleştiriyordu. Kimi mesajlar şu şekildeydi:

Alper Taş (ÖDP Genel Başkanı): Bu gözaltılar gösteriyor ki, memlekette kitap yazma, haber yapma özgürlüğü yok!

Hasip Kaplan (BDP Milletvekili): Galiba gazetecilerden sonra sıra papaz ve imamlara gelecek. Kürt siyasetçiler alınınca, sendikacılar, işçiler baskı görünce susanlar: sıra sizde.

Kanat Atkaya (Hürriyet yazarı): Ahmet Şık, Nedim Şener... Vay benim köse sakalım! Bu aramaları, tutuklamaları da nefret suçuna bağlayan çıkacak mı? Çıkar, onu da görürüz!
Bu yaşananlar faşizm değil, benim adım Jozefin, 100 metreyi 4 saniyede koşarım, boyum 2.50, rengim yeşil, suya girersen ıslanmazsın.

Ezgi Başaran (Radikal yazarı): Şık’ın evine gelen polisleri okula gitmek üzere olan kızı karşıladı, sonra avukatları geldi. Şener ve Şık’ın da aralarında bulunduğu 8 gazeteci Ergenekon üyeliği ve halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek suçu nedeniyle aranıyor.
Ahmet Şık’ın basılmamış kopyası OdaTV bilgisayarından çıktığı için mi evi aranıyor? Şık, defalarca kitabı Soner Yalçın’a göndermediğini açıkladı. Demek ki bu kadar kolay... Bu işten bir tek virüs software’leri ve firewall üreten şirketler kârlı çıkabilir...

Onur Caymaz (Edebiyatçı, Birgün yazarı): Yetmez ama allah belanızı versin! Güya Kenan Evren yargılanacaktı. Dışarda adam kalmayacak yazı yazacak!

Özgür Mumcu (Radikal yazarı): İkinci bir emre kadar Gülen cemaatini eleştiren yazı ve kitap yazmak yasaklansın. Biz de ona göre davranalım.

İsmet Berkan (Hürriyet yazarı): Geçen hafta Ahmet aradı, "şu kitap çıksın, bilgisayarımı denize atacağım" dedi. Ben de ona "denize atmak yetmez, önce hard diskini mıknatısla sil, sonra çekiçle iyice kır, öyle at" dedim. Ahmet örgütçüyse, ben de örgüte akıl veren mi oldum şimdi?

Mehmet Demir (gazeteci): Ahmet Şık’ın haberlerini alt alta sıralasan, demokrasi mücadelesinin yakın tarihi diye kitap olur. Ne aradıklarını merak ediyorum!

Levent Üzümcü (Tiyatro Sanatçısı): Ülkemiz terörist gazeteci yatağıymış ya...allahtan terörle mücadele var da bu gece de rahat uyuycaz.

Esra Arsan (Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi): İleri demokrasi üniversitedeki yan odama kadar geldi. Sabah gözaltına alınan Ahmet Şık’ın ofisinde polisler arama yapıyor.

Hale Akay (Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi): Halk için emniyet, adalet için hizmet amacıyla çalışıyormuş polis. Ahmet Şık’ın evinin önünde doğruluğunu test ediyoruz. Nokta’nın önündeki eylemden 3 senede buraya geldik. Şaka gibi.

Aslı Tunç (Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi): Karşımdaki odada Ahmet Şık’ın odasında polisler arama yapıyor. İleri demokrasilerde üniversiteye polis giremez! Welcome to McCarthy Era in Turkish style!

Gazetelerde tepkiler sürüyor

Bugün konuya ilişkin tepkiler sürdü. Tepkilerden bazıları şöyle:

Adnan Bostancıoğlu (BirGün Yazarı): Lafı hiç döndürüp dolaştırmanın gereği yok. Ergenekon soruşturması başladığı dönemle en küçük bir alakası kalmamış, genel bir tasfiye planına dönüşmüştür. Ergenekon, AKP iktidarının ‘Reichstag yangını’dır. Artık AKP iktidarının karşısında olan herkes Reichstag kundakçısıdır. Ama unutulmasın, her Reichstag davası kendi Dimitrovlarını çıkarır. Tarih onlardan insanlığın yüzakı olarak söz eder. Komplocular için verilen hükmü söylemeye gerek yok.

Melih Aşık (Milliyet Yazarı): Türkiye’de özgür gazeteciliğin yeni kuralı belli oldu: “Yazma, yazdıkça sıra sana gelecek...” Gazetecinin görevi doğruları yazmaktır. Ama yazma... İktidar partisini ve Başbakanı sorgulama. Eleştirme. Haksızlığa uğrayanları savunma. Karanlık olayların arka planını araştırma... Kafanı kurcalayan konuları kâğıda dökme... Basın özgürlüğünün bittiğini aklından çıkarma... Sadece iktidarı övme özgürlüğünü kullan...

Burhan Ayeri (Akşam Yazarı): Medya çalışanları arasında en önemli espri 'Ergenekon baskını'. Ardından 'Silivri'ye buyurun' gelir. Hedef gösterici yandaşlar dışında, bu tip iğnelemeler hız kesmiyor. Tuhaf olan, 'Beklenen aramalar'ın bu kadar gecikmesi. Örneğin Nedim Şener'inki davul-zurna çalarak geldi. 'Çılgın Hoca' Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün durumu kara mizah. Tinere bağımlı sokak çocuklarına çevrildi. Hem de bu yaşta. 'Ergenekon avcıları', canları sıkıldı mı ya da işsiz kaldılar mı, Küçük'ün evini darmaduman ediyor. Bizim eski mahalle Balat'ın ev temizliğiyle geçinen garibanlarına yevmiye çıkıyor.

Sedat Ergin (Hürriyet Yazarı): Ergenekon terör örgütüne üye oldukları iddiasıyla dün Ankara’da gözaltına alınan diğer meslektaşlarıma yöneltilen suçlamaları anlamakta da ciddi güçlük çekiyorum. Ergenekon çerçevesinde dün gerçekleştirilen operasyonun Batı dünyasında Türkiye’de basın özgürlüğü hakkında zaten yerleşmiş olan soru işaretlerini, tereddütleri iyice pekiştireceğini düşünüyorum. Dahası, bu hamlenin basın çevrelerinin yabana atılmayacak bir bölümü üzerinde yarattığı tedirginlik duygusunun Türkiye’de basın özgürlüğünün üzerine koyu bir sis perdesi gibi ağır ağır inmekte olduğunu da hissediyorum.

Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet Yazarı): Bu soruşturmanın muhalif sesleri cezalandırmak amacına alet edildiği bir kez daha ortaya çıkıyor.

Evrensel Gazetesi Haber Merkezi: Halkın Ergenekon davasının halka karşı suç işlemiş kesimlere ve darbecilere yönelmesi beklentisinin aksine son operasyonda hükümetle ters düşen gazeteciler hedeflendi.

Cüneyt Özdemir (Radikal Yazarı): Dünyadaki hiçbir gazeteci örgütü, Nedim Şener’in aslında terörist olduğuna inanmaz. Nedim ile ilgili gelişmeleri seyrederken bir başka gazeteci ile ilgili haber ajanslara düştü. NTV’den yıllardır tanıdığımız Mirgün Cabas’ın da Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini telefonla arayarak düşürme iddiası ile ‘şüpheli’ sıfatıyla yargılanması istendi. Durumumuza gülmek isterdim, ama ağlamaktan başka çaremiz yok. Ne yapmalıyız, söyleyin! 20 yıldır gazeteciyim. Dün ilk kez mesleği bırakmayı düşündüm. Hâlâ da düşünüyorum.

Altan Öymen (Radikal Yazarı): Ergenekon davasında da, KCK davasında da, iktidar, soruşturmaların ve davaların kendi istediği yönde gelişmesinden yana tavırlar almıyor mu?..
Eğer mahkemeler, o yönde karar almazlarsa, onların kararlarını, kamuoyu önünde ve hem de en ağır ifadelerle eleştirmiyor mu?

Umur Talu (Habertürk Yazarı): Her telefon konuşmasını, savcı ya da polise her eleştiriyi, büyük davalara dair her kuşkuyu, iktidarla ilgili her araştırmayı “zanlı” sayıp evleri, bilgisayarları, araştırmaları, haberleri, kitapları, geçmişleri tarumar edecekseniz… Aha işte, ben de “kendimi” ihbar ediyorum...

Eşi Pınar Doğan ile Balyoz Davası İddianamesi’ndeki çelişkiler ve hatalar konusunda yaptığı çalışmalar ile dikkat çeken iktisat profesörü Dani Rodrik, kendi internet sitesinde paylaştığı görüşünde Ergenekon sürecini yeni dalgalar gelmezse dağılacak bir iskambil kulesine benzetti. Rodrik, bunun iktisattaki piramit şeklindeki saadet zincirleri ile olan benzerliğine dikkat çekerken, “Bu zincirler dağılırken sadece bunlara para yatırmış olanlar değil tüm toplumun bu süreçten olumsuz etkilenir” dedi. Bu zincirlerin yeni yatırımcı gelmezse bir gün içinde çökeceğini söyleyen Rodrik, Ergenekon soruşturmasının genişleyerek devam edemeyeceği gün dağılacağını belirtti.

Yetmez ama... Yetti mi yoksa imaj tazeleme mi?
Ergenekon soruşturması sürecinde tartışmalı gazeteciliği ve soruşturmaya koşulsuz desteği ile dikkat çeken Taraf gazetesi ve yazarları operasyonun bu ayağına bu kez temkinli yaklaşmayı tercih ettiler. Yazılarında ve açıklamalarında sürecin dava açısından tehlikelerine değindiler.

Liberal kesimle yakın temas içinde olan Yenişafak yazarı Ali Bayramoğlu bu vesile ile bir kez daha antikomünizm yapmayı vazife bilerek bugünkü köşe yazısında şunları yazdı: “Bugün yaşananların eğer Ergenekon davasıyla alakası varsa bizim vicdanlarımızdaki Ergenekon davasının anlamı düşüyor. Eğer bu gözaltıların Ergenekon davasıyla ilgisi yoksa, o zaman bu dava vesilesiyle ortalığa otoriter bir koku yayılıyor. Bu işleri yapanlar bu davayı da, bu değişim ve temizlik sürecini de zora sokuyorlar, yaralıyorlar. Ergenekon dava sürecinin inandırıcılığını yok ediyorlar. Rasyonalitelerini o denli kaybetmiş durumdalar ki, seçimlere doğru hükümeti bile yaralayacak işlere soyunuyorlar. Ancak en önemlisi özgürlük fikrine ve düzenine zarar veriyorlar... Kimsenin, hiçbir polisin, hiçbir savcının Türkiye'yi ‘36 Stalin mahkemeleri dönemine çevirme gücü ve hakkı yoktur, olmamalıdır. ”

Fethullah Gülen cemaatinin yayın organlarından olan Aksiyon dergisi yazarı Fatih Vural ise “Ahmet Şık’ı Nokta’dan tanıyorum ve darbe günlüklerinin çıkarılmasında büyük payı var. Demokrasinin yolunu açtılar. Yapılan suçlama şaka gibi! Kesin olan su ki, gidişat hoş görünmüyor! Şu an istediğim tek şey gizliliği ihmal duruşmasından bir an önce çıkıp Ahmet Şık’ın yanında olmak...” açıklamasında bulundu.

Taraf’ın yazı işleri müdürü Yıldıray Oğur Twitter’da şöyle dedi. “Ergenekon soruşturması polise terk edilemeyecek kadar önemlidir. Ergenekon davasının eleştirilmesi "teklif dahi edilemez" mi oldu yoksa. Ergenekon zihniyeti ergenekon soruşturmasını da ele geçirdi galiba... Mit’çi Kozinoğlu ile onun Susurluk’ta haberlerini yapmış Ahmet Şık arasında bağlantı kuracak savcı Mahmut Esat bozkurt hukuk ödülünü alır.”

Taraf’ın genel yayın yönetmeni Ahmet Altan “Bu nasıl iş...” başlıklı bugünkü yazısında karşımızca dövüşmemiz gereken başka bir Ergenekon daha mı var derken şu ifadelere yer verdi:

“Ama gözaltına alınanlar kadar, belki daha da fazla, gözaltına alanların aklanması gereken bir durum var gibi gözüküyor. Eğer inandırıcı bir açıklama yapılamazsa, AKP iktidarı siyasi hayatının en ağır ve karanlık günlerini yaşar, bunun öyle “yuvarlak laflarla” geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir durum olduğunu anlasalar iyi olur.”

Taraf yazarı Melih Altınok ise bugün köşesinde “Ahmet’in şık gazeteciliği, Ergenekon’u pejmürdeleştiremez" başlıklı bir yazı yazdı. Yazısında davanın ciddiyetine düşen gölgeye dikkat çeken ve kendisinin Εrgenekon sürecinin başındaki “yol ayrımını” da anlatan Altınok, “Ahmet’in gazeteciliğinin şıklığıyla, onca ciddi delilin yer aldığı davayı pejmürdeleştirme girişimlerinin, onca iç hesaplaşmanın ardından demokratlığa terfi edenleri bile “acaba” dedirtmeyi başardığını üzülerek görüyorum” diyerek yaşanan sürecin tehlikelerinin altını çizdi.

Ergenekon soruşturmasının ikna ediciliğinin ve meşruiyetinin tartışılmaya başlandığı günlerde gelen bu yeni dalgaya ilişkin Şener ve Şık özelinde, soruşturmaya başından beri koşulsuz destek vermiş olan liberal cenahtan gelen tepkiler, Ergenekon soruşturmasına ilişkin bir temize çekme girişimi intibaı uyandırırken, liberal cenahın temel özgürlükler yerine öncelikli olarak soruşturmanın imajını savunmaları dikkat çekiyor.

Böyle bir durum karşısında basın emekçileri Ahmet Şık ve Nedim Şener serbest bırakılırsa bu olanlar hiç yaşanmamış sayılacak ve bizim haber yapma özgürlüğümüz garanti altına mı alınmış olacak diye sormadan edemiyor.

Cemaat devam diyor
Zaman gazetesinin Fethullah Gülen’in sözcüsü olarak değerlendirilen yazarı Hüseyin Gülerce, köşe yazısında operasyonlara devam sinyali verdi. Gülerce, özel olarak gazeteci ismi belirtmeyip baskınları ikinci OdaTV dalgası olarak adlandırırken, basın özgürlüğü konusunda sesini yükseltenleri Ergenekon’a destek olmakla suçladı. Meselenin AKP düşmanlığına kaydırılmaya çalışıldığını söyleyen ve yargıya baskı yapıldığını iddia eden Gülerce şöyle yazdı:

“Biliyorum, bugün birileri yine basın özgürlüğünü hatırlayacak. İktidarın, gazetecilere ve muhaliflerine yönelik yeni bir yıldırma hamlesi başlattığını söyleyecek, yazacak. Ergenekon dostları ve dayanışma merkezleri, seslerini yine yükseltecekler. Ergenekon davası başladığından beri, bu ülkede vesayet sisteminin devamını isteyenler, statükoya "zaptiyelik" yapanlar, müthiş bir direnç gösteriyorlar. Payandalıklarını gizleyebilmek için, sureti haktan görünüyor, "muhalif" ayağına yatıyor, "askerî vesayete karşı olmak iyi bir şeydir ama sivil vesayete de karşı olmak lazım." deyip konuyu AK Parti düşmanlığına kaydırıyorlar. Devam eden bir davada yargıya açıkça baskı var. Bir yandan "yargısız infaz yapılmasın" denirken, bir yandan tutuklular için mahkemelerin kararı beklenmeden, "onlar suçsuz, onlar birer kahraman" deniliyor.”

(soL - Haber Merkezi)