Yeni Radikal'de ne değişti?

Radikalde çok radikal bir değişiklik olmadı. Ancak 10 senelik Zaman tecrübesiyle Fethullahçı Eyüp Can’ın yönetiminde gazete, “özgürlükçü solu” temsil iddiasıyla yola çıktı. İddianın gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu anlamak için ise, çok fazla beklemeye gerek yok.
Pazartesi, 18 Ekim 2010 19:07

Doğan Yayın Grubu’nun mailyetleri kısmak adına Referans gazetesiyle birleştirip başına İsmet Berkan yerine Eyüp Can Sağlık’ı getirdiği Radikal gazetesinin yeni halinin ilk sayısı dün piyasaya çıktı. Biçimi ufalan gazetenin içeriğinde ilk iki sayıda “şaşırtıcı” denebilecek bir farklılık göze çarpmazken, Eyüp Can’ın “yeni Radikal”e dair iddiaları “Nasıl olacak?” sorusunu sordurtuyor.

“Zaman’a özendiler”
Gazeteye dair ilk izlenim, gazetenin biçimiyle ilgili oldu. Boyutlarını ufaltan Radikal, ilk sayısında “dünyanın saygın gazetelerinin de bu yola gittiğine” dair bir habere yer verdi.

Gazetenin yeni biçimi birçok okur tarafından beğenilirken, tasarımın Zaman gazetesine benzerliği de dikkat çekti. Fethullahçı Timetürk sitesi de “Ödüllü Zaman Radikal’i özendirdi” başlığıyla bir haber yaparak Radikal’in yeni tasarımının, Zaman gazetesinin tasarımına dikkat çekti.

screen_shot_2010-10-18_at_4.23.18_pm.png

Radikal neyi hedefleyecek?
Eyüp Can, 13 Ekim’de katıldığı NTV’deki Yazı İşleri programında yeni gazetede ne yapmak istediklerini, “özgürlükçü sol” bir gazete yapacaklarını söyleyerek açıkladı. Eyüp Can, “Biz özgürlükçü sol olarak gazeteyi yeniden diriltmek istiyoruz. Tavrımız yazarlarımızdan da belli olacak. (…) Radikal'in genetik kodu liberal soldur, artık özgürlükçü sol olacak. Ben solcu değilim ama gazetedeki kimseyle de ilk günden beri sorun yaşamadık” dedi.

“Ben solcu değilim” diyen bir genel yayın yönetmeninin gazeteyi nasıl “özgürlükçü sol” bir çizgiye çekeceği ise belli değil. Dahası, Eyüp Can’ın aynı röportajda birkaç dakika önce gazete olarak taraf olmayacakları anlamına gelen şu sözleri söyledi: “Türkiye’de herkes kutuplaştı, herkes kendi penceresinden olaylara bakıyor. Oysa gazetecilerin okurlarına olayın farklı pencerelerini göstermesi gerekir. Biz bunu yapacağız.”

Yeni yazarlar heyecan yaratmadı
Eyüp Can’ın, gazeteyi nasıl “özgürlükçü sol” yapacağını anlattığı röportajlarda en fazla değindiği noktalardan biri, “sokak yazarlığı” idi. Can, köşe yazarlarını sokaktaki hayata yakınlaştıracaklarını söyledi ve “gazeteciliğin önemini” vurguladı. Ancak yeni Radikal’e gelinen üç aylık süreçte, Referans’la birleşen gazetede onlarca çalışan işten çıkarıldı.

Radikal’e yeni alınanlar ise muhabirler değil, köşe yazarları oldu. Binnaz Toprak, Cüneyt Özdemir, Dilek Kurban, Koray Çalışkan, Özgür Mumcu ve Sırrı Süreyya Önder, okurlar arasında önemli bir heyecan yaratmadı. Muhafazakârlık araştırmalarıyla tanınan ve bu konu dışında neleri yazacağı merakla beklenen Binnaz Toprak, ilk iki gün muhafazakâr çoğunluğun laik azınlığı baskı altına almasından kaygı duyduğunu yazdı. İkinci yeni sayı olan bugünkü Radikal’de yan sayfada Başbakan Erdoğan’ın eski danışmanı Akif Beki, Toprak’a yanıt vererek kendisinin de bunun tam tersinden kaygı duyduğunu yazdı. “Özgürlükçü sol” duruşun ise hangisi olduğu kestirilemedi.

Eyüp Can’la nasıl sol olunacak?
Eyüp Can’ın solcu olmamasına rağmen özgürlükçü sol bir gazete yaratmak üzere kolları sıvaması, Can’ın gazetecilik geçmişini akla getiriyor. 1994’ten 2004’e kadar Zaman gazetesinde çalışan Eyüp Can’ın Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi, birçokları tarafından AKP’nin özellikle vergi borcu cezalarıyla üzerine gittiği Doğan medyasının hükümete bir mesajı olarak değerlendirilmişti. Can’ın Radikal’in ilk çıktığı gün Zaman gazetesinde röportajının yayınlanması, ikinci günkü gazetede ise iki tam sayfanın Abdullah Gül’le yapılan röportaj ve Gül’ün yeni Radikal’i pek beğendiğini belirten sözlerine ayrılması da manidar.

Can, 13-23 Ağustos 1995 tarihleri arasında Zaman gazetesinde Fethullah Gülen’le yapılmış 11 günlük bir röportaj yayınlamıştı. Can’ın röportajda sorduğu bazı sorular şu şekildeydi:

“Uzun yıllar bir ipek böceği gibi dutluğunuzda kozanızı örerken, şimdilerde alımlı bir kelebek misali kanatlandınız. Bu uçuş nereye?”

“Vaazlarınız kadar, hayatınızda da şiiriyet çok ağır basıyor. Bir şiirinizde 'Izdırap yalnız kaldığım anlardaki dostum/Ruhumu saran hafakan, kafamda yanan kor/İnleyeyim derim, inleyemez yutkunurum/Yanıp da dışa sızdıramamak doğrusu çok zor' diyorsunuz. Yanıp da dışa sızdıramamak sizin için çok belirleyici bir husus. Eğer ızdırabınızı daha da katmerleştirmeyeceksem, yanıp da sızdıramadığınız zorlukları gönül mızrabınızdan dinlesek?”

“Mızrabınız ve kelamınızın diliyle ızdırabınızı gizlemeye çalışsanız da, ben fasılalarla yaklışık yedi saat süren konuşmamızda, elaya çalan gözlerinizden 'çağın ızdırabını' okudum...”

Alın size özgürlükçü sol!
Eyüp Can’ın “özgürlükçü sol” ifadesinin “özgürlük” kısmında AKP cenahının bu kavramı son dönemde kullandığı anlam sezilse de, sol adına gazetede neyin yer alacağı henüz bilinmiyor. Ancak geminin yeni kaptanının kişisel siyasi tavrı, gazetenin nereye gideceğinde en önemli gösterge olmayı sürdürüyor.

Eyüp Can’ın siyasi duruşuna dair çok şey söylenebilirse de, “özgürlükçü sol” olma iddiası nedeniyle belki de en ilgili yazı, 27 Haziran 2009’da Hürriyet’te kaleme aldığı “12 Eylül’e Şili’den bakınca” yazısı. Can, yazısında darbenin sebebini Allende hükümeti olarak gösterirken, demokratik yolla iktidara gelmiş Allende hükümetini açıkça mahkûm ediyor ve darbeyi aklıyor.

Can’ın yazısından bazı kısımlar şu şekilde:

Pinochet karşıtları nedense her şeyi 1973 darbesi ile başlatır.

Pinochetseverler ise Birleşik Halk Cephesi adına 1970 yılında iktidara gelen Allende hükümetinin mülkiyet karşıtlığıyla.

2 yıl boyunca Boston'da aynı evi paylaştığım Pako içinse hikáye çok daha karmaşık.

Çünkü sosyalist Allende iktidara geldiğinde 6 yaşında olan Pako tam 1 yıl boyunca babasından haber alamaz.

Aldığında ise gözlerine inanamaz...

Pinochet darbe yaptığında ise 9 yaşındadır ve bu kez işkence korkusuyla annesinin yanında kalamaz...

Sosyalist iktidar babasını perişan eder, askeri darbe annesini!

Aslında Pako'nun hikáyesi sadece bölünmüş bir ailenin değil, aynı zamanda bölünmüş bir ülkenin hikáyesidir.

(…)

Oysa 1970 seçimlerinden sosyalist ve komünistlerin oluşturduğu Halk Cephesi kıl payı birinci parti çıkınca hem Pako'nun ailesi hem de Şili halkı ikiye bölünür.

Anne, dünya tarihinde ilk defa sosyalistlerin seçim yoluyla iktidara gelmesini "bir şans" olarak görüp alkışlar. Baba, komünistlerin kışkırtmasıyla Halk Cephesi'nin Şili'yi Sovyetler Birliği'nin uydusu haline getireceğini, "topraklara el koyacağını" söyleyerek lanetler. Nitekim her iki kehanet de sırasıyla doğru çıkar.

Allende hükümeti çok köklü bir demokratik reform programı başlatınca tüm dünyada demokratik sol adına bir umut ışığı yanar. İşçiler ve sendikalar güçlenir.

Dünya solu gelişmeleri tıpkı Pako'nun annesi gibi memnuniyetle izler.

Fakat ne zaman ki toprak reformu adı altında mallara el konulur, militan sol gruplar devlet içinde örgütlenir, o zaman kaos başlar.

Yüzlerce yıllık şarap bağlarının ellerinden alınması Pako'nun babasını çileden çıkarır.


Tüm toprak sahipleri gibi o da avazı çıktığı kadar bağırır.

Taa ki bir gün devrimci güvenlik görevlileri tarafından evinden yaka paça alınana kadar.

Tam bir yıl Pako'nun solcu annesi çalmadık kapı bırakmaz.

Fakat tıpkı diğer toprak sahibi eşleri gibi kocasından haber alamaz. (...)"

(soL - Haber Merkezi)