soL okurları Yiğit Bulut'u yanıtladı

Yiğit Bulut'un halka açık mektubuna, soL okurlarından yanıt var.
Salı, 24 Ağustos 2010 10:30

Yiğit Bulut halka açık mektup yazdı, soL, okurlarından Bulut'u yanıtlamalarını istedi. Onlarca mektup aldık. Yer kısıtı nedeniyle, elbette ancak ufak bir kısmını yayınlayabiliyoruz. Ancak soL okurlarının bize ulaştırdıkları tüm mektupları, Yiğit Bulut'a ulaştıracağız. Yayınladığımız mektuplarda hiç oynama yapmadık.

Onur Tezel:

Boynu bükük buluta apaçık karşı-mektup
Değerli yazar, bilge insan, fikirleri de zikirleri de “rüzgar”dan ziyadesiyle etkilenen, saçları gibi parlak zekalı Yiğit Bulut,

Size böyle resmiyet kulelerinden adınızla soyadınızla seslenince yüreğim birden cız etti. Size zaten vuran vurmuş, önüne gelen ötekileştirmiş, bir de benim samimiyetimden mahrum kalmayın. Ozanın “sevdalı bulut”una nazire yapayım, “boynu bükük bulut” diyeyim size. Pek açtı sizi.

Niye mi “boynu bükük bulut”? Çünkü mektubunuzu okuyup teknik nedenlerle ağlayarak ıslatamasam da sizde sağlam bir küçük Emrah damarı gördüm. Çocukluk yıllarında izleyip büyük olasılıkla iliklerinize işlemiş filmlerdeki o eziklik, o ciddiye alınmama, o hor görülme, o ne bileyim her daim mağduriyet halleri falan böyle bünyenizden fışkırıyor gibi sanki.

Her bakımdan “koca” adam olmuşsunuz, yazmalar, programlar, ciddiye alınıp konuşturulmalar falan gırla gitmiş ama içerlerde bir yerlerde bir küçük Emrah hala “seni yenecem İstanbul” diye ağlar durur belli ki.

Vah benim boynu bükük bulutum, hazin gözyaşlarıyla yüklü bulutum! Komadılar ki sizi rahat rahat at koşturasınız memlekette.

Bir parça servete, bir miniminnacık gemiciğe, az buçuk cumhuriyetin tasfiyesine, “stratejik müttefik”le sıcacık dostluklara falan hep karşı duranlar oldu.

Şimdi de sıra senin “şahsına yönelen organize saldırılar”a geldi. Ne isterler sizden boynu bükük bulutum, koç yiğidim? Hiç mi ABD korkusu, Tayyip korkusu yok bunlarda?

Başbakana çanak sorular sormuşsun da n’olmuş yani ha, n’olmuş! Zor geliyor tabii insanlara, bunlar alışmışlar başbakanların karşısına pijamayla çıkmaya. Oysa Tayyip’in karşısına öyle çıkılır mı! Biraz saygı…

Zaten adam boynu bükük, zaten öteki, Türkiye’nin zencisi… Hem öldüresiye döven, hem “yetişin adam dövüyorlar” diye çığıran bir engin deniz incisi… Stratejik şeysinin bir tanesi…

Gelen vurdu, giden vurdu boynu bükük bulutum! Bunlarınki bir tür “bulut”suzluk özlemi!

Örneğin Reina’da takılan ataması yapılmayan öğretmenler, vurdu bir silleyi. Hani “başbakanımızın kızı başını örttüğü için okuyamıyor” dediniz ya, bunlar da başları açık oldukları halde okutamıyorlar! Atamalarda kayırma yapıldığı, öğretmen açığı olduğu halde atama yapılmadığı, son KPSS’de yaşanan yüzlerce kişilik saadet zinciri… Anlatıyorlar bunları. Ötekileştiriyorlar başbakanınızı ve sıkı sıkı sarıldığı düzeni.

Sonra kumar masalarında viski şişeleri arasında yığılıp kalan emekçiler, yoksullar, “küçük beyimiz de pek utangaçmış” der gibi gülüyorlar boyuna. İftara geldiğinde yiyecek yemek bulamayanlar en çok, ötekileştiriyor sizin boynu bükükleri. TEKEL işçileri, UPS işçileri, kamu emekçileri… Bırakmıyorlar, iki dakika susmuyorlar ki tasfiyeden taziyeye geçilsin.

Rahat bırakmıyorlar ki, boynu bükük bulut hepten coşsun. İkbal yolunda uçsun. Cirrus bulutu olsun mübarek.

Neyse küçük Emrah moduna girme yine bulut efendi, hüngür hüngür yağma tepemize. Reca ederim kapatalım bu bahsi!

Adnan Oktar’dan söz edelim, siz yine çanakları tutuverin yüzüne, el çabukluğu marifet, çürütüversin evrimi.

Ya da sizin şu her deliğe sızmış, ama yine de her ne hikmetse ötekileştirilenlerden söz edelim. Halkımızın elinde avucunda kalan son kazanımların da ağzını burnunu kıracak boynu büküklerden.

Söz ederken ağlayın ama. Dokunaklı olsun “tasfiye” ve “taziye”.

İkbal peşinde seğirtirken yine de zırlayın ötekileştirilenler ve düzenin adamları, işini bilenler!

Milyonlar gözyaşlarını da öfkelerini de içlerine akıtırlarmış, size ne!

Mektubun kenarı değil, koskoca Türkiye yanıyormuş, ne gam!

Boynu bükük bulut, mektubuma burada son verirken, büyüklerinin ellerinden öpme görevini sana bırakıyorum. (Bilirsin sen kim olduklarını, bilirsin!)

Sepet sepet yumurta
El öpmeyi unutma!

Seni çok seven Onur Tezel

ulas_ulas:

Yiğit Bulut bu memlekette sadece liberalizmin değil, aynı zamanda dönekliğin de en pespaye örneklerinden birini temsil ediyor. Döneklik dedikse öyle solcu görünüp dümeni sonradan sağa kıran biri anlaşılmasın. Kendini serbest piyasacı ama aynı zamanda ulusalcı olarak tanımlayan birinin, Türkiye tarihinin en Amerikancı, en özelleştirmeci, en işçi düşmanı ve en takiyyeci iktidarına yedeklenmek anlaşılsın. Yıllardır yazılarında "dostlar" diye hitap ettiği kitle her gün belirgin bir şekilde değişti. Şimdi AKP'liler için kullanıyor o kelimeyi.

Bir zamanlar ekürisi ATO başkanı Sinan Aygün'le beraber kanal kanal gezip AKP'nin ülke kaynaklarını nasıl uluslararası finans şirketlerine peşkeş çektiğini, yapılan özelleştirmelerle ülkenin kilit alanlarının nasıl yabancıların eline geçtiğimi, Türkiye'nin dış borçlar için ödediği fazileri bağırır dururdu muhterem. Bu çıkışlarıyla kısa sürede ulusalcıların gönlünde taht kurmayı da başardı. Ne olduysa Ergenekon operasyonları başlar başlamaz oldu. Ekürisi Sinan Aygün'ün tutuklanmasıyla beraber birden içini bir korku sarmış olacak ki, AKP ye ve cemaate göz kırpmaya başladı. Harun Yahya'nın yaratılış kuramı(!) imdadına yetişti ve göz kırpmalar açık flörte dönüştü. Şimdi aralarında büyük bir aşk yaşanıyor. Yılların ulusalcısı üç sene içinde sağlam bir AKP'ci oldu.

Peki ekürisine ne oldu? Açık söylemek gerekirse Sinan Aygün başa çıkamadığı noktada en azından ortalıktan kaybolmak gibi, daha az onursuz bir yolu seçti. Bu açıdan bakıldığında aslında Sinan Aygün'ü takdir etmek bile gerekli diye düşünüyorum. Tutuklanıp serbest bırakılanların içinde sessizliğe gömülenler paçayı yırttılar. Serbest bırakıldıktan sonra AKP karşıtlığı konusunda ısrar edenler tekrar (Mustafa Balbay örneğinde olduğu gibi) tutuklandılar. Hiç tutuklanmadığı, adı iddianamelerde bile geçmediği halde dümeni keskin bir şekilde AKP'ye kıran Yiğit Bulut sadece ve sadece ne kadar korkak olduğunu dosta düşmana gösterdi.

AKP'ye bir sürü kanaldan yedeklenebilirsiniz: Liberallerin ve dincilerin yaptığı gibi "demokrasicilik", "batılılaşma", "asker ve yargı vesayeti".....Yiğit Bulut aslında daha kolay bir yolu seçti AKP'ye yedeklenmek için: AKP'nin dış politikası ekseninde ortaya çıkaracağı "emperyal Türkiye". Uzun tefrikalar halinde yazdığı emperyal Türkiye tezlerinin(!) aslında çalıntı olduğu medyanın gözünden kaçtı. Zira aynı tezleri Hürriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever yıllar önce dillendirmişti. Ama ne önemi vardı? Sonuçta AKP ye yedeklenmek için güzel bir kanaldı ve bu uğurda fikir aşırmakta bir sakınca yoktu.

Diğer onlarca yandaş gazeteciyi göz önüne aldığınızda göreceğiniz şey, aslında Yiğit Bulut’un kısacık zamanda yandaşlaşma konusunda ne kadar büyük bir yol aldığından başka bir şey değildir. Tanrıya şükür ki gazetecilikte arşiv diye bir olgu var. Yoksa bu rezilliği yıllar sonra nasıl görecek, bu rezillği suratına nasıl çarpacaktık.?

Abdurrahman Balcı:

1) Yiğit Bey' in yakın bir dönemden itibaren yazılarına yansıyan yandaşlığının sebebi ergenekonda adının geçmesi midir?

2) "Asla sermayenin tahakkümüne girmez" dediği Erdoğan'ın işsizlik fonundan "sermayeye" krediler verdiğini bilmekte midir?

3) Erdoğan'ın kızlarının bu ülkenin okullarına ihtiyacı olmadığını, isteseler Gül 'ün kızları gibi sermayedarların kurduğu Türkiye' nin burjuvalarına hizmet eden okullarda okuyabileceklerini yahut yine Gül' ün çocukları gibi ABD' de okuyabileceklerini bilmiyor mu?

4) "Nabucco Projesinde ülkemin hakkı yeniyor, geleceği ipotek altına alınıyor." diye yazdığı yazıları Yiğit Bey ne çabuk unutmuştur ve Nabuccoya imza atan Erdoğan değil midir?

5) 5 Aralık 2008 günü vatan gazetesinde çıkan yazıda, "2001 den bu yana cumhuriyet tarihinden daha fazla borçlanıldı" türünden yazı yazan siz değil miydiniz Yiğit Efendi? Eğer sizseniz nasıl oluyor da bu kadar borçlanan hükümetin başbakanı kahraman oluyor?

6) "Sermayenin tahakkümüne girmez" derken global sermayeden bahsetmiyor galiba? Çünkü özelleştirmelerin kimlere yapıldığını, ülkenin zenginliklerinin kimlere satıldığını bilmemek için ancak "sermayenin tahakkümüne girmek gerekir.

Bu yazılanları çok fazla uzatabilir, küçük bir araştırmayla Yiğit Efendiye "KENDİ YAZILARIYLA" yanıt verilebilir, ancak bir kaç dakika içinde aklıma gelenler ve söylemek istediklerim bunlar.

Nuray Çevirmen:

Yiğit Bulut öteki olmanın bedellerini ağır ödemiş biri olsaydı, ülkenin tepesindeki öfkeli öteki başbakanın bu kadar çıkarlarını kollayan bir tutum içerisine girmezdi.

Öteki olmanın ne demek olduğunu biraz açalım.

*Özelleştirme ve haraç mezat satılan fabrikalardan kovulan işçilerdir. İşçiler ki evlerine bir parça ekmek götürmek için direnirken yüzlerine biber gazı sıkılandır.
*Kendi köylerinden kovulan, şehrin bilinmezliği içinde kendi kaderini ve çocuklarının kaderini şehir kapitalistlerine ve sistemin dişlilerine kaptıran vatandaştır.
*Hastane kapılarında ilaç parası bulamadığı için hastasına dermen olmayandır.
*Çoğunun dershane parasını bulamadığı için ve devlet okulları işlevsiz olduğundan çocuğunu okutamayan babadır.
*Tarlasından verim alamayan, tohum, gübre bulamayan çiftçidir.
*Her gün ölümle burun buruna yaşayan sendikasız tersane işçisidir.
*Niye öldüğünü bilemeden çatışmaya gönderilen özellikle yoksullardan seçilen gençdir.
*Metropollerde itilip kakılmış, yersiz yurtsuz istismarlara açık çocuktur.
*Merdiven altı imalathanelerde çalışan köle-çocuk işçilerdir.
*Ciğerleri silikozist hastalığına teslim kot kumlama işçisidir.
*Ülkesinden ayrı sürgün yaşamış sanatçıdır.
*Kürt olduğu için sokak ortasında dayak yediği dayaklarla ölendir.
*Düşüncesinden ötürü hapishanelerde yıllarını geçirmek zorunda kalan ve işkence gören yazardır.
*Dininden ötürü öldürülendir.
*Oruç tutmadığı için öldürülen ve dövülenlerdir.
*Küçücük bedeni havaya uçurulan çocuktur.
*Şiddet gören, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadındır.
*Taş attığı için parmalıklar arkasında yaşamaya mahkum edilen çocuklardır.
*Sivas’ta yakılan canlardır.

Öteki olmanın ne olduğunu iyi bilsin Yiğit Bulut. Yoksa bu ülkenin başına geldiği andan itibaren kavga ve gürültüden başka verdiği hiçbir şey olmayan, işçiden, köylüden nefret eden, ABD başkanının yakın arkadaşı olmakla övünen bir başbakanı mazlum pozisyonuna koymasın. Biz biliriz kimin mazlum kimin zalim olduğunu.

Doğa Can Oruçoğlu:

Sayın Yiğit Bulut,

Öncelikle “Başbakan’a kendini ifade etmesi için imkân sağlamanız" sebebiyle size çok teşekkür ediyorum, öte yandan sayın başbakanımızın bu vakte kadar kendini ifade edecek imkana sahip olmaması oldukça üzücü. Oysa ki kendisi ağzını her açtığında, sözleri çalıştığınız kanalın anahaber bülteninde dakikalarca yayınlanıyor. Elbette bu haberlerin yüzde 90'ı manüpülatif, ben de az mürekkep yalamadığımdan anlayabiliyorum. Tabii siz burada maaş almadan, tarafsız ve patronunuzla sık sık görüşerek özgür gazetecilik yaptığınız için bu sizi ilgilendirmez, yine de haber stüdyosunun önünden geçerken aman dikkat edin, bu it kopukların ne yapacağı belli olmaz.

Mektubunuza gelirsek, yazdıklarınız gerçekten çok önemli bence. Size kimi konularda aynen katıldığımı ifade etmek isterim bu ülke insanı artık uyanmalı, ayağa kalkmalı ve hesap sormalı. Trilyonlar kaybedenlerden, onları aklayan hakimlerden, işçi ölüleri üzerine servetini kuranlardan, buna göz yuman bakanlardan, oğlu gemicikli, boğazda villalı, mısır tüccarı, likid yumurtacı, fırsatçı beylerden, ağalardan... Darbe yapan, internetten muhtıra veren, televizyon programlarına çıkıp şebeklik eden, 30 yıldır her çatışmanın ardından aynı teraneyi tekrarlayan paşalardan, reislerden... Soros'tan destek gören, "sermaye tahakkümü" dünayıyı yıksa üçüncü sayfadan ufacık veren, yalan haber yapan, aydınları, sanatçıları bir takım vahşilere hedef gösteren gazetelerin patronlarından ve yazı işlerinden...

Anlaşılıyor ki çok öfkelisiniz, normaldir. Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz ama merak etmeyin sakın. Halk sizin yıllarca nasıl itilip kakıldığınızı, tasmanızın boynunuzu ne kadar acıttığını ve kaç kuruşa kimin hizmetinde olduğunuzu görüyor ve yıllarca nezaretleri, işkence haneleri, kimsesizler mezarlığını doldurmuş statükocuları tanıyor. Üzülmeyin, hep böyle iyimser kalın. Ancak ben sizin kadar dürüst, onurlu ve ahlaklı gazetecilerin akıbeti konusunda sizin kadar iyimser olamıyorum Yiğit Bey. Hem köpeklik etmenin kolay olduğu bir düzen mümkün müdür ki?

Berk Kalkan:

Öncelikle seni hiç özlemediğimi belirtmeliyim ama saçlarının hayranıyım. Türk(iye) halkına yazdığın açık mektubu cevapsız bırakmayayım dedim halkın bir parçası olarak...

Yerleşik düzene biat etmeyen bir başbakan derken Recep Tayyip Erdoğan'dan söz etmen, mektubunun gerisini okumayı oldukça zorlaştıran bir durum. Birincisi, terminolojik olarak yanlış. Zaten "başbakan" ise bir insan, yerleşik düzene biat etmiş demektir. İkincisi siyasi olarak yanlış. Bu memleketin 1980 sonrası yerleşik düzeni bellidir ve Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz gibi insanlardan bir farkı yoktur Recep Tayyip Erdoğan'ın. Necmettin Erbakan'dan daha ılımlı olması ve gömlek değiştirmesi, yerleşik düzene biat etme çabasıyla ilgili değil midir sence?

"Başbakan" yerleşik düzene biat edenler için mühim bir kavramdır elbette ve onu iyi karşılamanda, ağırlamanda sorun yoktur. Buradaki sınırı aşarsan halkın diline, mizah dergilerinin kapaklarına düşersin. Evet, senin için çok önemli bir insan olabilir başbakan ama "gücü özgürlüğü"nde olan bir kanalda, bütün Türkiye halkına yayın yaptığını unutmamalısın.

Gelen eleştirileri ve basının diğer organlarını da neyle eleştirdiğinin farkında mısın? Ben söyleyeyim. "Yerleşik düzene biat etmemek"le...

Başbakan'a kendisini ifade etmesi için imkan sağlamak, Başbakan'ın kuyruğuna takılmış gazetelerin ve kanalların varlığını inkar etmek, yok saymaktır. Ben Star Gazetesi, Vakit Gazetesi, Taraf Gazetesi vb. gazetelerin yöneticisi olsam veya TRT, Kanal 24 vb. gibi kanalların sahibi olsam ( pardon! trt devletindi. ) bu mektubun, bu satırlarını şiddetle kınardım. Ama mağdur edebiyatı yapmak gerekli değil mi? Evet, susardım o zaman...

Yaşam tarzı konularına girmişsin ve bence hata etmişsin. Son dönemin moda tabiriyle söyleyelim o zaman. Ötekiler nasıl yaşar bilmiyorum ama Başbakan, cebinde çakısı, havuzlu villalarda ve milletvekili maaşıyla geçinemediğini belirterek yaşar. Sağlık ve cep telefonu harcamaları, bizim vergilerimizle karşılanır. 7 yıldızlı otellerde tatil yapabilir. Kızı-oğlu da havuzlu villalarda yaşar. Kızıyla evlenen medya patronu olur, holding kurar. Oğlunun gemiciği vardır ve Amerika'da yaşar. Hiçbiri içki içmiyor ve gece kulüplerine gitmiyor olabilir. İçip içip, masa üstlerinde sızacak kadar çürümemiş olabilirler. Ama son 8 senede başlarına gelenlerden sonra onların yozlaşmadıklarını iddia etmek mantıkla bağdaşmayacaktır.

Türban-okul? Oğlunun kafası açık, gelsin Türkiye'de yaşasın. Mehmet Emre Gül de türban takmıyor. Neden burada okumayı tercih etmiyor? İstanbul Üniversitesi dahil olmak üzere birçok üniversite türbanlı öğrencilerin girişinde sorun çıkarmıyor artık. Nerede kızı? Bırak bu işleri Yiğitçiğim?

Ve geldik zurnanın zırt dediği yere. Sermayenin tahakkümüne girmeyen bir adam nasıl olacak da kapitalist sistem ile varlığını sürdüren bir ülkenin başbakanı olacak? Kendi "yolu" varmış. "Müsiad" olmasın mesela o yol. Biz yerleşik düzene biat etmeyenler için Tüsiad, Müsiad farketmez hepsinin yok olması gerekir ama yerleşik düzene biat etmeyen ve sermayenin tahakkümüne girmeyen başbakan neden, sermaye sahiplerinin örgütlenmesi için olağanüstü çabalar harcar? Sermaye, işini rahat görsün diye Memur-Sen ve Hak-İş gibi sendikaların palazmasını sağlar? Neden Türk,iş'i işlevsiz bırakır? Neden işçilerin örgütlenmesine set çeker? Neden damadının medya patronu olması için devlet bankalarından kredi çekmesine izin verir? Neden Tüpraş'ı, Telekom'u özelleştirir? Daha çok yazabiliriz elbette bu konu hakkında ama ayrı bir mektup konusu olacak nitelikte bir saçmalamadır senin bu yaptığın...

Kirli düzenin sonu geldi diyorsun. Böyle bir şey varsa seviniriz... Tekeller kalkacak, sermayenin tahakkümü bitecek, terör ve irtica tehditleri ortadan kalkacak, kimse kan ve emek sömüremeyecek, kimse otoriteye itaat etmeyecek. Komünizmi, ben bu kadar güzel tanımlayamazdım. Tayyip komünist olmasın Yiğitçiğim? E o zaman meydanlarda "bu komünist zihniyet" diye bağırıp çağırmalar ne de oluyor? "Ben satmakla mükellefim" demek? "Sat sat bitmedi anasını satayım" diyen maliye bakanı ile çalışmak? Derdini anlatan çiftçiye "Ananı da al git, lan" demek, 1 mayıs 2007, 2008 ve 2009? İşçi sınıfına "ayak takımı" demek? Özelleştirmeye karşı gelenleri vatan haini ilan etmek? İhale iptal etme hakkını danıştayın elinden alacak yasal düzenlemeleri 12 Eylül'deki referandum paketine koymak?

Ve yazının birçok bölümünde yerleşik düzenden kastettiklerin arasında ordu vesayetini de soktuğunu anlamadım sanma. Gördüğün gibi tek kelime etmedim henüz orduyla ilgili. Mektubumu bitirirken bu konuyla ilgili de bir şeyler yazmak istedim. Ordu vesayetine karşı gelen ve darbecilerle hesaplaşacağını iddia eden bir adamla karşı karşıyayız sana(size) göre. Hilmi Özkök sorunsuzdu, mis gibi bir adamdı. Büyükanıt sözde, özde bir şeyler dedi oylar %47'ye çıktı. Ödülü zırhlı araç! İlker Başbuğ zaten çökmüş, sıkılmış.

Bunlar tepedikler... İçeride bazı askerler darbe planları yapıyor olabilir. Evet, olabilir. Burası Türkiye. Darbe yapılmadı diyemeyiz. Bir gün gelir "our boys" darbeyi yapar. Amerika'dan icazet almaya bakar bu iş. Peki, Tayyip başbakanken Amerika icazet verir mi? Neden versin? O zaman Tayyip orduyla niye uğraşıyor? Orduyla, cuntayla, darbeyle uğraşması gerekenler başkaları olmalı. Tayyip'in neden uğraştığı açıktır. Cumhuriyet mitinglerinde de görülen belli oranda insan topluluğu bu ülkenin kuruluş felsefesinin, rejimin ve bazı değerlerin yok edileceği ilgili endişeler taşımakta ve Tayyip Erdoğan zihniyetini bunun tehditi olarak görmektedir.

Bu tip endişeler taşıyan birisi olmamakla birlikte, bu endişeleri taşıyan insanların kendi hassasiyetleri noktasında haklı olmadıklarını söylemek mümkün müdür? Bu endişeleri taşıyan veya taşıyabileceği tahmin edilen bazı insanlar da orduda üst düzey sorumluluklara sahiptir. Bunların ordu içinde daha da ilerlemesi, fikirlerini açıklaması bu sefer Tayyip için tehdit unsuru oluşturacaktır. Sadece sırtını orduya veya bir-iki insana yaslayabildiğinde endişelerini açıklayabilen insanların seslerini kesmek içindir Akp'nin ordu savaşı.

Akp, orduya karşı değildir. Kendi ordusunu kurma peşindedir. Ordunun, kendi icraatlerini engelleyebilecek hamlelerinin önüne geçmektir derdi. Akp, hesap soracak olsa 27 Nisan'dan sorardı en önce bu hesabı. Yaptığım ordu güzellemesi değil... Cuntacılara da, Evren'in ordusuna da, Tayyip'in ordusuna da karşıyız. Evren'in anayasasına da, Tayyip'in anayasasına da olduğu gibi...

Yiğitçiğim, seni biraz ihmal ettim yazarken. Kendi fikirlerimi söyleyeyim dedim. Arada güzel salvolar atmak isterdim sana ama beceremedim. Umarım, kısa zaman içinde görüşmeyiz. Nasıl veda edeceğimi bilmiyorum. Hep saçların var aklımda. Saçlarının güzelliğini, internet jargonundan bir cümleyle bağlayarak veda edeyim bari: Kafan çok güzel olmuş canım, güle güle kullan. (Yanlış anlamadın umarım.)

(soL ve okurları)