Liberallerde kabızlık belirtileri

Eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Fethullah Gülen cemaatinin devlet içindeki örgütlenmesini anlattığı kitabın yayınlanmasından kısa süre sonra Devrimci Karargâh Örgütü’ne yardım ve yataklıktan tutuklanması Türkiye’nin gündemine oturdu ama liberallerin gündemine giremedi.
Pazar, 03 Ekim 2010 11:00

Başta Ergenekon olmak üzere AKP ve cemaat muhaliflerini sindirme kampanyalarına dönüşen operasyonların tersine, 30 yıllık emniyet müdürünü sol örgütle ilişkilendiren bu operasyonda inandırıcılık gözetilmediği gibi, operasyonun “darbeci zihniyeti kazımak”, “demokratikleşme” gibi gerekçelerle süslenmesine de ihtiyaç duyulmadı. Bu koşullarda Ergenekon’dan Balyoz’a her türlü operasyonu destekleyen liberallerin ne diyeceği merak ediliyordu. Avcı’nın gözaltına alınmasından bugüne kadar liberaller alemine cılız bir iki itiraz sesi ve kafasında soru işaretleri uyandığını söyleyenler dışında sessizlik hakim.

Ali Bayramoğlu: Hanefi Avcı olayı izaha muhtaç
Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu Hanefi Avcı’nın tutuklanması karşısında konuya ilişkin şüphelerini dile getiren tek yazar oldu.

Bayramoğlu olayın hemen ardından 29 Eylül tarihli “Hanefi Avcı neden tutuklandı?” başlıklı köşe yazısında “Avcı’nın tutuklanması her yönüyle izaha muhtaçtır” diye yazdı. Bayramoğlu, Avcı’nın kitabının iddialarını doğrulayacak güçte olmadığını iddia ederek ekledi: “Ancak bu tutuklama kitapta sunulan kanıtların yerine geçecek kadar güçlüdür ve o iddialarla ilgili yeni sorular sorduracak niteliktedir.”

Bayramoğlu, liberaller aleminde şu satırları açıklıkla kaleme alabilen tek kişi oldu:

“Ama mesleğinin 30'u aşkın yılını emniyet içinde belli bir ‘tutarlık ve dürüstlük seviyesi’nde geçirmiş, emniyetin yaşayan efsanelerden birisi olarak kabul görmüş bir polis hakkında ortaya atılan sol örgüt ilişkisi iddiası veya iması zihinlerde bir ‘temizlik girişimi’ne işaret eder.

Bayramoğlu, polisteki Fethullahçı yapının açığa çıkarılması gerektiğini şöyle ifade etti:

“Avcı iddia ettiği gibi emniyet içindeki bir yapının, ya da bir polis grubunun gadrine uğruyorsa, o yapı da, o grup da hukuk devleti adına açığa çıkarılmak zorundadır.”

30 Eylül tarihli “Değişim sürecinde ‘kritik an’lar...” başlıklı yazısında bu kez Hanefi Avcı meselesine daha dolaylı olarak değinen Bayramoğlu, referandumdan sonraki süreçte kritik meselelerden birinin “etik meselesi” olduğunu yazdı. Hanefi Avcı’nın tutuklanmasıyla etik meselenin iki yönlü olduğunun görüldüğünü söyleyen Bayramoğlu’na göre “Bir yanda usulsüzlükler, etik dışı dinlemeler ve kimi tartışmalı dosyalar var... Öte yanda tehdit, tehlike dili, askere dayanma, askeri meşrulaştırma arayışları var...”

Avcı’ya karşı kullanılan yöntemlerden rahatsız olan Bayramoğlu’nun rahatsızlığının nedeninin Avcı ile tanışıklığından mı yoksa operasyonun daha inandırıcı bir biçimde gerçekleştirilmemiş olmasından mı kaynaklandığı anlaşılmadı.

Hasan Cemal: Sanki bir şeyler yanlış!
Bugüne kadar AKP’nin muhaliflerine karşı bir sindirme yöntemine dönüşen operasyonlara alkış tutan Hasan Cemal ise Hanefi Avcı meselesini şimdiye kadar kafasında sorular uyandığını yazarak geçiştirdi.

29 Eylül tarihinde Milliyet gazetesindeki köşesinde “Durmuş Yılmaz’dan Hanefi Avcı’ya...” başlıklı bir yazı yazan Hasan Cemal, konuya ilişkin görüşlerini şöyle açıkladı:

“Daha önce bu köşede Hanefi Avcı’nın yeni kitabı bağlamında eleştirel satırları olan, daha doğrusu bazı soru işaretlerini içeren bir yazı yazmış, fakat ayrıntıya girmemiştim.
Bugünkü satırlarım da farklı olmayacak.
Yine eleştiri kokuyor yazım.
Yine bazı soru işaretleri var.
Ama bu kez eleştiri ve soru işaretleri Hanefi Avcı’yla ilgili değil, yargıyla, polisle ilgili...
Evet öyle.
Hanefi Avcı’nın savcılığın talebi üzerine apar topar gözaltına alınmış olması benim kafamda soru işaretlerine yol açmış durumda.
Daha önce Avcı’nın ‘özel hayatı’na gösterilen ilgi de beni rahatsız etmişti.
Çok şey bilmiyorum.
Ama her ikisi için de 'Böyle olmamalıydı!' diyebiliyorum.
Bir şeylerin yanlış olduğu hissini taşıyorum.”

Cemal, ertesi gün “Genel Türkiye fotoğrafına bakarken…” başlıklı yazısında ise Türkiye’nin genel olarak iyi bir fotoğraf vermekle birlikte tabloda bazı belirsizlikler olduğunu söyleyerek Hanefi Avcı meselesine yeniden değindi. Cemal yine konuyu sorulara getirdi ve şöyle yazdı: “Bazı soru işaretleri gelip çengellerini zihinlere asıyor.”

1 Ekim tarihli "Değişimi isteyenler ve istemeyenler" yazısında ise Cemal şunları yazdı:
"Ya da bir zamanlar kendisi Fethullahçı diye damgalanmış ünlü bir polis şefi, Hanefi Avcı, bir kitap yazarak devletin Cemaat tarafından ele geçirilmekte olduğunu iddia edebiliyor.
Hem bazı gerçeklere dokunuyor, hem bazı soru işaretleri uyandırıyor kafalarda..."

Hasan Cemal kafasındaki ne olduğunu açıklamadığı soru işaretlerine rağmen bunu da diğer gelişmeler gibi değişimin sonucu olarak yorumlamayı tercih etti.


Mehmet Altan: Sıkışınca ‘Ceylan’

Hanefi Avcı operasyonu karşısında Mehmet Altan’ın taktiği farklı oldu. Operasyona eleştirel yaklaştığı izlenimi vererek konuyu sonunda -yine- Avrupa Birliği’ne bağlayan Altan işin içinden çıkmaya çalıştı. Altan, “Ceylan Avcısı” başlığını taşıyan 30 Eylül tarihli yazısında konuyu şöyle ele aldı:

”Mevcut hukuk sistemine göre bu süreçte rol oynayan polis, savcı, hâkim üçgeni var. Ne ki Hanefi Avcı da bu sürecin meşruiyetini tümüyle reddedip, olayların düzmece olduğu inancıyla ifade de vermiyor, avukat da tutmuyor.
Başına gelenlerle ilgili Avcı’nın iddiaları doğru ise bu hukuksal üçgen toptan çöktü demektir. Kısacası, durum kolayca anlaşılır gibi değil...
Galiba biraz daha beklemek gerekecek.”

Buraya kadar “bekleyelim görelim, ne çıkarsa bahtımıza” diyerek uzun süredir şiar edindiği “her şey ortaya çıksın” yaygarasını koparmaktan geri duran Altan’ın ilk manevrası Lice’de öldürülen Kürt kızı Ceylan Önkol’u hatırlatmak oldu. Ceylan’ın ölümüne yol açanların da ortaya çıkarılmadığını belirten Altan, çözüm Avrupa Birliği dedi:

“O standartlarda bir hukuk sistemi olsa, Hanefi Avcı olayı bu kadar kafa karışıklığı yaratır, minik vücudu paramparça edilen Ceylan Önkol’un hazin ölümünde yargı ve toplum böylesi sağır ve dilsiz kalır mıydı?”

Ahmet Altan: Kazak ve Hanefi Avcı meselesi
Kendilerine ulaştırılan belgeleri yayınlayarak Ergenekon, Balyoz gibi operasyonları tetikleyen Taraf gazetesi komplo haberciliğine yatkınlığı ile biliniyor. Gazetenin bu eğilimini bilenler Taraf’ın konuyla ilgili neler yazacağını merakla beklerken gazete konuyu bir iki polis kaynaklı olduğu anlaşılan yazıyla geçiştirdi. Gazetenin pivotları Ahmet Altan ve Yasemin Çongar ise Hanefi Avcı olayını şimdilik sessiz kalarak geçiştirmeye çalışıyorlar.

Altan, son günlerde köşesini Türkiye’de değişimin kaçınılmazlığına ilişkin tezlerle doldururken, sadece 29 Eylül tarihinde yayınlanan “Bir ters bir düz” başlıklı yazısında konuya kısaca değindi. Türkiye’de her şey iyiye giderken bir de ters yönde gelişmeler olduğunu öne süren Altan da Hasan Cemal gibi kafasında soru işaretleri uyandığını söylemekle yetindi ama her şeyi tatlıya bağladı. Altan’ın yazısında Hanefi Avcı’nın gözaltına alınmasıyla ilgili satırları şöyle:

“Son yazdığı kitabı ve o kitabın yarattığı tartışmaları düşündüğünüzde, bu ‘gözaltının’ nedenleri konusunda kafanızda soru işaretleri uyanıyor.
Biz, bu karmaşayı, birbiriyle çelişen gelişmeleri, soru işaretlerini epeyce bir süre daha yaşayacağız sanırım.
Hayat, bir ters, bir düz örülecek burada.
Ama neticede yeni bir kazak çıkacak ortaya.
Toplumun büyük mağduriyetlerini çözecek önemli hamleler yapılıyor.”

Yasemin Çongar’ın gündeminde ise İngiltere'de İşçi Partisi'nin yeni lideri Ed Miliband’dan, okuduğu romana kadar her şeye yer varken anlaşılan Hanefi Avcı ile ilgili soru işaretlerine bile yer kalmadı. Çongar, şimdilik, konuya ilişkin tek satır yazmadan köşe yazılarını kaleme almayı sürdürüyor.

Hadi Uluengin: Ah şu Türk adalet mekanizması yok mu!
Hürriyet gazetesindeki “Komplo Avcı’ya mı adalete mi?” başlıklı köşe yazısında Avcı’nın tutuklanmasında iktidar ve camia parmağı olduğuna ihtimal vermediğini belirten Uluengin, “Bir kere, o iktidar herhalde avanak değil! Yukarıdaki tutuklamayla birlikte ‘sokaktaki adam’ın ne düşüneceğini hükümet de en az benim kadar öngörecek kapasitededir” diyerek hâlâ kimin ne düşündüğünün önemsendiğini zannettiğini gösterdi. Uluengin ayrıca, “mümtaz din adamı Fethullah Gülen Hocaefendi ve camia önderlerinin sürekli olarak intikamcılıktan uzak durulmasını vaaz ve tavsiye ettiklerini” iddia etti. Uluengin, “farklı ve zıt ideolojik kamplara ayrışmış Türk adalet mekanizmasının karşı taraftan ‘öç alma’ veya ‘gözdağı verme’ dürtüleriyle donanmış hâkimler, yargıçlar, savcılar barındırdığı da kesin bir vakıa oluşturuyor” diyerek sorunu hukuk sisteminde aramayı seçti.

Son günlerde köşesini ağırlıklı olarak çeşitli tarihi olaylara ayıran Engin Ardıç ise Enver Paşa’ya düzenlenen suikast girişimine kadar gitti ancak burnunun ucundaki Hanefi Avcı operasyonunu ele almaya fırsat bulamadı.

Avcı olayını göremeyen bir diğer isim liberallerin duayenlerinden Mehmet Barlas oldu. Barlas da konunun çok fazla irdelenmeden unutulmasını bekleyen liberaller kervanına katıldı.

Eyüp Can’ın liberalleri Kürt sorununa sarıldı
Ergenekon, Balyoz operasyonları sırasında “sonuna kadar gidilmesinin” yılmaz savunucularından Radikal gazetesi köşe yazarları Oral Çalışlar ve Cengiz Çandar, Türkiye’yi çalkalayan Hanefi Avcı konusunda tek satır oynatmadan yazı yazmayı sürdürdüler.

Çalışlar’ın ve Çandar’ın imdadına Kürt sorunundaki yeni gelişmeler yetişti. Aysel Tuğluk’un İmralı ziyaretini, anadil tartışmalarını üst üste köşelerine taşıyan yazarların şaşırtıcı bir adım atmazlarsa günlerini bundan önce olduğu gibi üç maymunu oynayarak geçirmeleri bekleniyor.

Öte yandan Çalışlar ve Çandar’ın tavırlarının arkasında, Hanefi Avcı’yı Devrimci Karargâh’la ilişkilendiren cemaat operasyonunun inandırıcı kılınması için hiçbir zahmete girilmemiş olmasının mı, yoksa yeni patron Fethullahçı Eyüp Can’a örtülü tabiyetin mi yattığı bilinmiyor.

İkinci ve üçüncü sınıf liberaller ne dedi?
Hanefi Avcı konusunda kalem oynatanlar arasında ikinci ve üçüncü sınıf liberaller de oldu. Bu isimlerden Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, “Hanefi Acı derhal serbest bırakılmalı!” başlıklı 29 Eylül tarihli yazısında, kendisinin de Devrimci Karargâh’ın ölüm listesinde olduğu için “örgütün iç yapısını iyi bildiğini” iddia ederek yine kendini şişirmekle meşgul olduğunu gösterdi. Kütahyalı, bilirkişi edasıyla dosyayı incelediğinde örgütün ‘özel hayat kozu’nu kullanarak Avcı’yı sıkıştırmış olabileceğini, bu ihtimali çok kuvvetli gördüğünü de yazdı. Buna rağmen Fethullahçılara seslenen Kütahyalı, “Hiç kimse ‘Devrimci Karargâh’ falan takmaz, herkes ‘Gülen cemaatini eleştiren Emniyet’çiyi tutukladılar’ diyecektir. Ne denirse densin genel imaj bu olur... (…) Hanefi Avcı’yı tutuklamak Avcı’nın ekmeğine yağ sürmek olacaktır...” ifadeleriyle cemaatçi polis ve savcılara akıl dağıtmaya kalktı.

Aynı kategorideki köşe yazarlarından Emre Aköz ise, Sabah gazetesinde yayınlanan 30 Eylül tarihli “Hanefi Avcı hangi cemaate doğru kaymış?” başlıklı yazısında sadece şunları yazabildi:

“Hanefi Avcı işi, malum kitap yayınlandığında yaptığımız yorumlara doğru gitmekte...
Sözü edilen aktörlere bakın hele:
Baas zihniyetli apoletlilerce kullanılan sözde devrimci bir grup, kadın parmağı ve de Ergenekon dostu gazeteci...
Ötekini biliyoruz peki bu kimin cemaati?”

(soL-Haber Merkezi)