"Hür Türk basını"nda tablo vahim

ABD’de Türkiye ile ilgili soruları yanıtlarken basının “her türlü hürriyeti” olduğunu ileri süren Başbakan’ı rakamlar yalanlıyor. Halen 40’a yakın tutuklu gazeteci ve 2 binin üzerinde yasaklı site var.
Çarşamba, 09 Aralık 2009 09:30

ABD gezisi sırasında dün John Hopkins Üniversitesi’nde konuşan Erdoğan, kendisine yöneltilen soru karşısında, Türkiye’de basının özgür olduğunu, kendisi yanında Cumhurbaşkanı Gül ve ailelerinin rahatça eleştirilebildiğini ileri sürdü.

Muhalif gazetecileri kara listeye alarak medya üzerinde tam bir hakimiyet kurmayı deneyen Başbakan, eleştiriler karşısında sıklıkla hakaret davası açtığını da unutmuş görünerek, “Ülkemde basın özgürlüğü o kadar ileri ki, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bizi, ailelerimizi yerden yere vurmaya kadar her türlü hürriyetleri var. O denli hakaretler yapılıyor. Hakaretlere basın özgürlüğü diyorsak bir şey diyemem. Ben, eleştirilere karşı değilim” dedi. Erdoğan’ın “her türlü hürriyet”ten ne anladığı anlaşılamazken, “basın özgürlüğünü” kendisi üzerinden tarif etmesi de dikkat çekti.

40’a yakın tutuklu gazeteci, 2 bin yasaklı site
Öte yandan, Türkiye’de gazeteciler ve basınla ilgili rakamlar, başbakanı yalanlar nitelikte. Halen 40’a yakın gazetecinin hapiste olduğu bildirilirken, özellikle ikinci AKP hükümeti döneminde baskıların yoğunlaştığına dikkat çekiliyor. İnternet yayıncılığının özellikle hedefe alındığı gözlenirken, TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) verilerinde, 2007 yılından bu yana 2 binden fazla internet sitesine erişimin yargı yoluyla engellendiği belirtiliyor.

Ayrıca, 2009 yılının ilk 6 ayı dikkate alınarak hazırlanan BİA (Bağımsız İletişim Ağı) Medya Gözlem Raporu, 57’si gazeteci toplam 125 kişinin 80 dava kapsamında hapis veya tazminat istemiyle yargılandığını gösteriyor.

Dün 3 gözaltı daha
Öte yandan, basına yönelik baskı ve saldırıların bir örneği de, başbakanın konuşma yaptığı saatlerde yaşandı. Dün, Adana’da Terörle Mücadele Şubesine bağlı polislerin, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla düzenlediği baskın sonrasında, Radyo Dünya’nın Yayın Yönetmeni Kenan Karavil, Azadiya Welat gazetesi Adana Temsilcisi Seyithan Akyüz ve gazete çalışan Şehmus Bilgiç’ın gözaltına alındığı bildirildi.

Yargı ve polis yoluyla baskı
Basın özgürlüğü önündeki en önemli engellerin yargı sürecinin Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde işletilmesi olduğuna dikkat çekilirken, Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde Terörle Mücadele Yasası’nın basınla ilgili hükümlerinin iptali istemini reddettiği hatırlatılıyor. Böylece, muhalif gazete ve dergileri “kapatarak sansürleme” uygulamasının “demokrasi” adı altında sürdürüleceği anlaşılıyor.

Polisin basına yönelik baskılarının da farklı biçimlerde olabildiği biliniyor. Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltında ölümü nedeniyle bu konudaki sicili hayli bozuk olan Türkiye'de, günümüzde de kitlesel eylem ve gösterileri izlemeye çalışan gazeteciler polis tarafından tartaklanmak ve gözaltına alınmak da da dahil çeşitli biçimlerde engellenebiliyor.

Ancak, polisin basına müdahalesinin engellemeyle sınırlı olmadığı, "işbirliğine zorlama"nın da yaygınlaştığı ve meşru bir zemine oturtulmaya çalışıldığı görülüyor. Son olarak İstanbul Emniyeti geçtiğimiz aylarda medya kuruluşlarına gönderdiği savcılık kararıyla, muhabirlerin görsel kayıtlarını istemiş ve gösterilere katılan yurttaşları bu yolla belirlemeyi denemişti.

(soL - Haber Merkezi)