Bir liberal günde kaç kelime ile konuşur?

Sivil, sivilleşme, darbe, darbecilik, vesayet, demokrasi, demokratikleşme, normalleşme... Her kanalda her gazetede günde belki binlerce defa bu kelimeleri duyuyoruz. Peki, bir liberal yazar günde kaç kelime ile konuşuyor?
Cumartesi, 14 Ağustos 2010 17:48

Her gazetede her kanalda onlar yazıyor onlar konuşuyor. Zaman, Yeni Şafak, Star, Bugün, Taraf gibi gazeteler onlar dışında kimseyi yazar olarak kabul etmiyor. Radikal, Hürriyet, Milliyet gibi gazetelerde de sayıları ve ağırlıkları gittikçe artıyor. TRT, Kanal 7, Kanal 24, Fox TV, ATV, Kanal a, Samanyolu gibi kanallar onlar dışında kimseyi programlarında konuşturmuyor. NTV, Cnn Türk, Haber Türk, Star, Kanal D gibi kanalların kapıları da onlara ardına kadar açık.

Üniversitelerdeki sayıları da hızla artıyor. Rektörler, dekanlar, kürsü başkanları onların arasından seçiliyor.

Liberallerden bahsediyoruz ve bir tuhaflığı gündeme taşıyoruz: Yüzlerce liberal yazar ve televizyon yorumcusu bulunuyor ama konuştukları başlıklar, tezler ve hatta kelimeler bile değişmiyor.

İşte liberallerin ortak tezleri ve değişmeyen kelimeleri

Liberallerin idealar dünyası
Bir liberal yazar ya da yorumcu olabilmek için gerekli şablon son derece basit. Toplum ve devlet tezleri tarihsel ilerlemeden bağımsız bir "idealar dünyası"na dayanıyor. Ahmet Altan, Ekrem Dumanlı, Mustafa Karaalioğlu, Taha Akyol, Rasim Ozan Kütahyalı, Mümtaz'er Türköne ya da Mehmet Altan'ı okumanız farketmiyor, "demokratikleşme, sivilleşme, normalleşme" herkesin ortak "idea"sı.

Çeteler, darbeciler, jakobenler, tepeden inmeciler, statükocular, elitler, laikler bir bıraksalar "tam sivil, tam demokratik, tam normal bir Türkiye" kuruluverecek. Statükoculardan bir kurtulsak değişim rüzgarı esecek.

Tarihin motoru askerlerle sivillerin mücadelesi mi?
Bir liberal yazarın en sevdiği kelime sivil, en sevmediği kelime ise asker. Bu kişilere göre bütün iyilikler sivillerden bütün kötülükler ise askerlerden ve asker yanlısı sivillerden geliyor. Tarihin doğrultusu ise askerle siviller arasındaki mücadele ile belirleniyor. Eğer askerler kışlalarına çekilir ve sadece görevlerini yaparlarsa tarihin sonu gelecek ve "ideal düzen" kurulacak, çelişkiler son bulacak. Hatta insanlık "tarih öncesi"nden kurtulacak.

Bu yazarların çoğunluğunun ve bu yazarların patronlarının 12 Eylül gibi darbelere destek vermiş olması onlara bir çelişki olarak görünmüyor. Örneğin "barışın ve diyaloğun temsilcisi" olarak gösterilen Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesini açıktan destekleyen yazıları onları ilgilendirmiyor.

Ya da Nazlı Ilıcak gibi yazarlar için 12 Eylül öncesinde ve sonrasında TSK'ya alkış tutmuş olmaları gocunacakları bir durum değil.

Devletin kucağında devlet karşıtlığı
Liberal yazarların sevmediği bir diğer kelime ise devlet. Devletin ekonomide, toplumsal ilişkilerde, kültürel ve sanatsal yaşamda yer almasının antidemokratik olduğunu iddia ediyorlar. Devlet küçülürse ülke şeffaflaşacak, sivilleşecek, demokratikleşecek ve normalleşecek.

90 yaşına yaklaşan "kemalist devlet" her türlü kötülüğün sebebi olarak görülüyor. Osmanlı'da toplumun, siyasetin ve ekonominin "normal" seyri önce ittihatçılar sonra da kemalistler tarafından bozulduğu, toplumun değerlerine yabancı, "demokrasinin teminatı" olan serbest piyasa ekonomisinin gelişimini engelleyen bir sistem kurulduğu iddia ediliyor. Başta liberaller ve dindarlar olmak üzere, Kürtlerin, Alevilerin ve solcuların bu "statükocu devlete" karşı gelmeleri isteniyor.

Ancak ortadaki büyük tuhaflık gözlerden kaçmıyor. Bu yazarların çoğu Başbakan Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı Gül'ün ve bakanların uçaklarından inmiyor. Başta devlet kanalı TRT olmak üzere iktidar yanlısı gazete ve televizyon kanallarında yerleri hazır. Devlet ve vakıf üniversitelerinde kürsü sahibi olmak onlar için oldukça kolay. Ama mağdur olduklarını ve hatta ezildiklerini de iddia etmekten vazgeçmiyorlar.

Türkiye'nin egemenleri: Laik elitler
Liberal yazarlar için şu an Türkiye'de egemen olan kesim "laik elitler". Bunlar "kemalist devlet"in de sahipleri. Halkın değerlerine tepeden bakıyorlar ve sırça köşklerde yaşıyorlar.

Elit söylemi öylesine yerleşmiş ki, hakkını arayan bir TEKEL işçisi ya da Milli Eğitim Bakanı'nı eleştiren bir öğretmen hiç tereddütsüz "elit" damgası yiyiveriyor.

Ülkenin demokratikleşmesi ve hatta dünya lideri olması için "baskı altına alınan dinselleşme"nin serbest bırakılması gerekiyor. 90 yıldır ezilen dindarların öfkesi demokratikleşmenin en büyük dinamiğini temsil ediyor.

En sevilmeyen kelime asker ama en sevilen şey emekli bir askerle tartışmak
Hemen her gün bir televizyon programında bir liberal ile emekli bir asker veya bir ulusalcının "sert" tartışması yayınlanıyor. Televizyon kanallarının liberal patronları ve liberal yorumcuları emekli bir askeri veya ulusalcıyı programdan eksik etmiyor. Hemen her defasında çıldırtan bir biçimde aynı eksende yapılan tartışmalarda tabi ki liberal yorumcumuz askeri "yeniyor".

Tabi bu programlarda liberal yorumcumuzun karşısına asla ama asla bir solcu, hele bir komünist çıkartılmıyor.

Bir liberal günde kaç kelime ile konuşur?
Bir liberal yazarın günde kaç kelime ile konuştuğunu hesaplayalım. Önce sevilen kelimeler Demokrasi, demokratikleşme, sivil, sivilleşme, normalleşme, dindar, özgürlük, değişim (bu kelimeyi kullanma rekoru bir yazıda 23 defa tekrar eden Taraf yazarı Ahmet Altan'a ait), barış, açılım, serbest piyasa, rekabet, kimlik, uluslararası toplum, proje, şeffaflık ve özelleştirme.

Çok kullanılan ama sevilmeyen kelimeler ise Asker, ordu, postal, darbe, ihtilal, darbecilik, ulusalcı, laiklik, çete, antidemokratik, vesayet, statüko, sınıf, örgüt, tepeden inmecilik, devlet, baskıcılık, totaliter rejimler, ittihatçılık, jakobenizm ve elit.

Ünlü bir liberal yazar olmak için 34 kelime yeter!
Yukarıda saydığımızı tezleri bu 34 kelime ile birlikte anlattığınızda siz de ünlü bir liberal yazar olabilirsiniz. Başbakan'ın ya da Cumhurbaşkanı'nın uçağı ile dünyayı gezebilir, her gün bir televizyon kanalında konuşabilir ve üniversitede kürsü sahibi olabilirsiniz.

Ve yine de rahatlıkla mağdur olduğunuzu iddia edebilirsiniz.

Emre Deveci (soL)